21 Haziran, 2007

-Kırkambar-

Bir bardak suya okuyup üfleme yapıldığında dudak bükenlere…

Japon Bilim adamı Prof.Dr.Masaru Emoto’nun su üzerine yaptığı bir araştırma son derece ilginç yeni bilgiler sunuyor bize.. “Su, cansız bir madde değil; canlı ve duyguları algılayan kristallerden oluşmaktadır. Su çevresinden pozitif ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir.”diyor Prof.Emoto. (Masaru Emoto/ Suyun gizli mesajı)Çekilen kristal fotoğraflarında suyun verdiği mesaj çok açık; Su, ne kadar sevgi, duygu ve ahenk dolu söz ve musiki ile karşılaşırsa; altıgen kristal yapısı da o kadar güzel ve düzgün olmaktadır. Mesela çekilen fotoğrafların birinde suyun yanında “şeytan” dendiğinde, kristaller kaotik bir biçime girerken, diğerinde de güzel sözlerle dua edildiğinde, suda, berrak ve estetik yapısı ile mükemmel bir altıgen ortaya çıkıyor.




Emoto, araştırmasıyla suyun sadece hafızasının ve bilgi taşıyıcı özelliğinin olmadığını, aynı zamanda kainatın dilini ve gerçek sevgi titreşimini de yansıttığını ispatlamaktadır. Mesela iki kavanozun içine haşlanmış pirinç konuyor. Birine “teşekkür” , diğerine “aptal” yazılıyor. Bir ay boyunca bu sözler bu şişelere söyleniyor. Netice çok enteresan: “Aptal” denen kavanozun içindeki pirinçler siyahlaşıyor ve kavanozdan çok kötü koku çıkıyor. Diğerinde ise; pirinç beyaz kalıp, hoş bir koku yayılıyor. Bu da gösteriyor ki, kötü ve iyi sözler, su ve pirincin üzerinde tesirli oluyor. Öyleyse Allah’ın nimet ve ihsanlarına karşı, zikir, fikir ve şükür vesilemizi hiç unutmamamız gerekiyor. Bilhassa Bismillahirrahmanirrahim ile Elhamdülillah gibi son derece basit ve etkili duaları hiç unutmamalıyız.. www.oznurcolakoglu.com suyun gizli mesajı

Not:Peygamberimiz as. rahatsızlanınca kendisini okuyup üflüyor ve meshediyordu. Hz. Aişe: “bizden herhangi biri hasta oldu mu, Resulullah sağ eli ile onu mesheder ve dua ederdi… Peygamberimiz: ‘Rukye de beis yok. Yeter ki, şirke gitmesin’ demiştir.(rukye:okuyup üfleme)




Besmeleli etin ne farkı var?

Bilim adamları, hayvan kesimi sırasında dinen getirilmesi zaruri olan ‘Bismillah, Allahuekber’ sözünün kesilen etler üzerinde herhangi bir etkisi olup olmadığını araştırınca şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşıyorlar.
Şam Üniversitesi Eczacılık Fakültesiden Prof. Halid Halave, laboratuvar ortamında yapılan deneylerde, besmelesiz kesilen sığır, küçük baş ve kuşların et dokularında pıhtılaşmış kan, çoğalmaya müsait bakteri ve mikroplar testip edilirken, besmele ile kesilen hayvan et dokuların da ise kan, mikrop ve bakterilere rastlanmadığını ifade etmiştir.
Aynı Üniversitenin Veteriner Fakültesi et sağlılığı bölümü profesörlerinden Fuad Nima; ‘dünyanın bir çok ülkesinde uygulanan, hayvanların uyuşturularak öldürülmesi işlemi sırasında kanın vücut’ta kalması, bu tür etlerin daha çabuk bozulmasına neden oluyor. Halbuki, kesim anında çekilen besmele ve tekbirin, hayvana yaptığı tesir ve heyecanın, hayvan organ ve adalelerinde meydana getirdiği hareketin kanın azami miktarda dışarıya atılmasına yol açtığını ve hayvanların daha az eziyet çektiğini tespit ettiklerini belirtiyor. İnancımıza göre, Allah’ın haram veya helal kıldıkların da illa bir hikmet aramak gerekmez. Fakat insanlığın bugüne kadar edindiği temel tecrübe, Allah’ın emir ve yasaklarında bildiğimiz veya bilmediğimiz hikmetler olduğudur. Bilim geliştikçe, Allah’ın bizler için hazırladığı nimet ve hikmetleri anlamak daha da kolaylaşıyor.
şehvar 6

Faydalı Kısa Bilgiler /1

-Faydalı Kısa Bilgiler- /1

Misvağın faydalarını şöyle sıralayabiliriz:
· Selülozun fiziki etkisi dişleri temizler.· Uçucu yağlar ve selüloz dişleri beyazlatır.
· Kokulu reçine içerdiği için nefesin güzel kokmasını sağlar.
· NaCl ve KCl'ün ödemi dışarı çekmesi, diş eti iltihaplarını iyileştirir.
· Uçucu yağlar kabızlığı giderir.
· Psikolojik etkileriyle siniri teskin eder.
· İştahı açar.
· Kaynatılarak suyunun içilmesinin basur hastalığına iyi geldiği tesbit edilmiştir.Ayrıca misvağın, hazmı kolaylaştırıcı, gözü kuvvetlendirici ve baş ağrılarını sakinleştirici özellikleri de vardır.Oysa diş fırçasının kolay taşınmaması, kullanma ve temizleme zorluğu, yutulan kılların misvağın aksine iltihaplanmalara, hatta apandisite sebebiyet vermesi gibi dezavantajları düşünülürse, misvağın ağız ve diş sağlığındaki yeri daha iyi anlaşılacaktır.

Her hayrın başı Besmeledir !
Her hayırlı işe Bismillahirrahmanirrahim ile başlanır.
Sonunda da Elhamdülillah denir.
Sevgili Peygamberimiz: “Bir işe besmele ile başlanılmaz sonunda da Elhamdülillah denmezse o işte hayır olmaz”buyurmuştur. Çünkü besmele çekerek kul ile Allah arasındaki gerçek alâka kurulmuş olur.
Nerelerde besmele çekilir veya çekilmez bir kaç misal verelim:
.Yemek yemeğe, abdest almaya ve hayırlı işe başlarken besmele çekmek sünnettir.
. Tuvalete girerken besmele çekmek mekruhtur.
. Haram olan birşeyi yapmaya başlarken besmele çekmek haramdır.
Selam Verme Adabı:
Müslümanlar birbirleri ile karşılaşınca selamlaşır ve tokalaşır.
Selam vermek sünnet, verilen selamı almak farzdır.
1. İslam’ın emrettiği selamı unutma.
2. Tanıdığın veya tanımadığın Müslümanlarla karşılaştığın zaman selam vermeyi ihmal etme.
3. Selam verme şekli şöyle:
a) Binek üzerinde olan yürüyene,
b) Yürüyen oturana,
c) Az kişiler çok kişilere,
d) Küçükler büyüklere selam verirler.
4. Verilen selama onun misliyle veya ondan daha güzel bir şekilde cevap ver.
5. Konuşmadan önce selam ver.
Peygamberimiz bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Kim selamdan önce konuşmaya başlarsa ona cevap vermeyin”
Konuşma Adabı:
Şahsımıza karşı vazifelerimizden biri de dilimizi terbiye ve islah etmektir. İnsan iyi ve kötü bir çok şeyi dilinden bulur. Birçok insan dili sebebiyle en büyük musibetlere uğramışlardır. İnsanları cehenneme sürükleyip götüren de dilleridir.
1. Söylediği sözün nereye varacağını, düşünmek.
2. Dünya ve ahiret için faydası olmayan sözleri söylememek.
3. Sözleriyle kimsenin gönlünü kırmamak.
4. Musibet ve felaket getireceğinden korktuğu şeyi söylememek.
5. Konuşurken başkasının sözünü kesmemek.
6. Bir insanı över veya yererken aşırı gitmemek.
7. Büyüklerin yanında yüksek sesle konuşmamak.
8. Boşboğazlık, gevezelik etmemek.
9. Söylerken ağzını eğip büzmemek, avurt çatlatmamak, ustalık, bilgiçlik satmamak.
10. Konuşurken karşısındakini hiçe sayarak ukalalık yapmamak, onun sözlerinde ayıp ve kusur aramamak.
11. Dilini lanete, küfüre ve kaba konuşmaya alıştırmamak.
12. Kendisine verilmiş bir sırrı başkasına söylememek.
13. Yalan yere bir söz vermemek, yapamayacağı bir şeyi söylememek.
14. Yalan söylemekten, yeminden, gıybet etmekten, koğuculuktan sakınmak.
15. Başkalarıyla alay etmemek, kimseye kötü bir ad takmamak.
şehvar 4

Peygamber Efendimizin(a.s)in Sünnet-i Seniyesi /1

1. Hayırlı işlerde sağı, diğer işlerde solu kullanmak.
2. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
3. Yemeğe besmele ile başlamak, Allah’ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.
4.Yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.
5. Yerde bir sofra bezinin üstünde yemek. İhtiyaç olduğu takdirde masada da yenilebilir.
6. Yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak.
7. Acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.
8. Tabağa az yemek koydurtup artık bırakmamak.
9. Sofrada sağ dizi dikip, sol dizi yere yatırmak.
10. Saf ipek ve saf altın ümmet-i Muhammed’in erkeklerine yasak kılınmıştır.
11. Selamı yaymak. Selam, kelamdan önce gelir.
12. Eve girince ilk söz ev halkına selam vermek olmalıdır.
13. Selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada bulunmak.
14. Musafaha ile birlikte, hürmet, samimiyet ve şefkate vesile olan kucaklaşmalar yapılabilir. Süfli hisleri uyandıracak sarılmalar caiz değildir.
15. Musafahada önce eli uzatan çekmelidir. Biz çekersek buluşmadan memnuniyetsizlik manası çıkabilir.
16. İlmiyle amil din adamları ile adil devlet başkanlarının eli öpülür, beşeri hisleri yok olmuş yaşlı hanımlara selam verilebilir, gerekirse eli de öpülebilir. Yeter ki fitneye sebep olmasın.
17. Hediyeleşmek ve gelen hediyeye aynıyla veya daha güzeliyle karşılık vermek.
18. Az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. Mütebessim olmak.
19. Çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak.
20. Tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. Çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek.
21. Konuşmaya Allah’ın adıyla başlamak ve Allah’ın adıyla bitirmek.
22. Nefsi ve dünyalık bir şey için öfkelenmemek. Bir hak zayi olduğunda ve uhrevi meselelerde, Allah ve din hakkı için öfkelenmek.
23. Doğru sözle şaka ve mizah yapmak.
24. Boş işler (malayani) ile iştigal etmemek.
25. Uyku için yatınca önce sağ tarafına yatmak, sağ yanağını sağ avucunun içine koymak ve o günün muhasebesini yapmak.
26. Yüzükoyun yatmamak.
27. Yatağa girdiğinde avuçları açık olarak birleştirerek İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyup avucunun içine üfleyip sonra bütün vücudunu sıvazlamak, bunu üç defa tekrarlamak.

şehvar 3

Hz. Peygamber (s.a.v.) En Büyük Nimetlerden Birisidir

Hz. Peygamber (sav) Efendimiz, en büyük nimetlerden birisidir
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Cenab-ı Hakk’ın insanlara bahşettiği en büyük nimetlerinden birisidir. Çünkü ALLAH, O’nu bir ümmete ve millete değil, bütün insanlığa, “Bir şâhid, bir müjdeci ve korkutucu ve ALLAH’a O’nun emri ile bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak” göndermiştir. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Andolsun ki içlerinden, kendilerine ALLAH’ın ayetlerini okuyan, kötülüklerden ve inkârdan kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle ALLAH, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Âl-i İmran Süresi: 164) Yüce Rabbimiz, kendimizden, bize bizden daha çok acıyan, saadetimize çalışan Resulullah (S.A.V.) Efendimizi göndermekle, bize en büyük lütufda bulunmuştur.
O Peygamber ki, bize doğru yolu gösterdi. Putlara tapmanın, ALLAH’a şirk koşmanın, ALLAH’a yapılacak ta’zimi yaratıklara, canlı ve cansız varlıklara yapmanın sapıklık olduğunu bildirdi.
O Peygamber ki, bize, hidayet rehberi olan, bizi karanlıktan aydınlığa, hurafattan hakikate, vahşetten medeniyyete, esaretten hürriyete, cehaletten ilme kavuşturan Kur’an-ı Kerim’i öğretti.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bütün kemal ve güzellikleri kendisinde toplamış, ahlak ve fazilet örneği mübarek ve muhterem bir şahsiyettir.
O’ndan önce ve sonra da böyle bir kimse gelmemiş ve gelmeyecektir. İslam dininin kısa zamanda cihanşumûl bir din haline gelmesi ve gönüllere taht kurması, onu tebliğ eden peygamberin ne yüksek ahlaka sahip olduğunu gösterir. Bütün insanlık O’nun yolunda gitmedikçe istenen huzur ve selamete erişemeyecektir.
O’nun için gerek ferd ve gerekse cemiyet olarak huzur, barış ve selamet istiyorsak O’nun yoluna toptan girmeli, O’nun izinde gitmeli ve neslimize bunu aşılamalıyız. Çünkü gerçek mutluluk O’nun yolundadır.
İşte bizler, ferdi ve ailevi hayatımızda, içtimai münasebetlerimizde Rabbimizin seçtiği bu şanlı Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin önderliğinde yaşamakla mükellefiz. Mü’min olarak yaşamak, Müslüman olarak can vermek isteyecek her ferdin yegane hayat önderi Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizdir. O’na iman bunu gerektirir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizi hayatımızın her noktasında kendimize örnek edinmeliyiz. O’nu örnek almak: O’nun getirdiği inanç sistemine sahip çıkmak ve hayatımıza tatbik etmemizle mümkün olacaktır. Bildiğiniz gibi O yaşayan bir Kur’an-ı Kerim’di. O’nun getirdiği değerleri tatbik edenler Kur’an-ı Kerim’in emirlerini yerine getiriyor anlamıyla eşdeğerdir.
İnsanlığın her zaman ve mekanda Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin tebliğ ettiği ilahi mesaja ve bu mesajın hayata geçi geçirilmiş şekli olan O’nun sünnetine ihtiyacı vardır. Çünkü İslam, sadece Kur’an-ı Kerim’den ibaret değildir. O, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin şahsında açıklanmış, hayata geçirilmiş ve bizzat O’nun öncülüğünde kurumlaşmış bir dindir. ALLAH Resûlü, bir taraftan Kur’an-ı Kerim’i tebliğ etmiş, bir taraftan O’nu açıklamış ve uygulamaya koymuş, diğer taraftan da Kur’an-ı Kerim’in değinmediği konularda tamamlayıcı rol üstlenmiştir. Bu açıdan, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin ve dolayısıyla sünnetin dinde önemli bir yeri vardır. O’nun bu konumu, Kur’an-ı Kerim’de çeşitli açılardan dile getirilmiştir. Buna göre; bazen Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize mutlak itaat etmeyi, O’na karşı çıkmamayı, O’nun verdiği hükümlere boyun eğmeyi emreden, bazen O’nun Kur’an-ı Kerim’i açıklamakla yükümlü olduğunu bildiren, bazen haram ve helal kılma yetkisine sahip olduğunu belirten, bazen de müslümanların uyması gereken güzel bir örnek olduğunu gösteren ayet-i kerimelerin Kur’an-ı Kerim’de yer aldığı görülür.
Kur’an-ı Kerim’de yer alan bu ayet-i kerimeler açıkça gösteriyor ki, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz olmadan, Kur’an-ı Kerim’i anlamak, dini tam olarak uygulamak mümkün değildir. Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’i açıklama ve yürürlüğe koyma yetkisini Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize tanımak ya da tanımamak, insanlara değil, yalnızca ALLAH’a ait bir yetkidir. Bu yetkiyi, Peygamberine bizzat Cenab-ı Hak tanımıştır.
Bu bakımdan şu veya bu gerekçelerle sünneti reddedip, İslam’ın sadece Kur’an-ı Kerim’le anlaşılması gerektiğini savunanların iddiası dün olduğu gibi, bugün de önyargılı ve gayrı samimi bir anlayışın ürünü olmaktan öteye geçemez. Şurası muhakkak ki, bir müslüman için, dini ve dünyevi ayrımı gözetmeksizin Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin örnekliği kaçınılmazdır. O’nun gönderiliş gayesi, kendisine verilmiş olan risalet görevinin insanlığa ulaştırılması ve bu amaç doğrultusunda bir toplumsal yapının kurulmasıdır. Bu amaçla söylediği sözler ve yaptığı uygulamalar, kimi zaman farz, kimi zaman haram, kimi zaman müstehab, kimi zaman da mübah diye nitelendirilen hükümlere kaynaklık etmektedir. Bu durum, Kur’an-ı Kerim’in buyrukları doğrultusunda, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize itaatin ve O’nu örnek edinmenin bir gereğidir.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin sünnetini bir kenara bırakarak İslam’ı kamil manada yaşamak mümkün değildir. Sünnet İslam’ın vazgeçilmez bir unsurudur. Eğer sünneti bir kenara bırakırsanız, Kur’an-ı Kerim’in bir çok ayetini tatbik edemezsiniz. Kur’an-ı Kerim’i en iyi anlayan ve hayatına tatbik eden Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizdir. O’nun fiil ve davranışlarında verilen mesajları bizler hayatımıza şiar edinir ve uygularsak, Kur’an-ı Kerim’i hayatımıza tatbik etmiş oluruz. Bu sebeple Sünnetin dışında bir İslam düşünmek mümkün değildir.
Mehmet Talü/ Milligazete
şehvar 2

Şehvar'ın 17. sayısı

Bismillahirrahmanirrahim
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a, Selam, son peygamber’e ve O’nun sevdikleri üzerine olsun



Çocuğumuz nerede okursa okusun, şu bilgileri yavrularımıza ezberletelim, ezberleyelim:

Rabbimiz, Allah
Dinimiz, İslam
Kitabımız, Kur’an-ı Kerim
Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selem
Kıblemiz, Kabe
Adem (as.)in neslindeniz
İbrahim(as.)ın milletindeniz
Bütün insanlarla kardeşiz
Kalu bela’dan beri müslümanız. (‘kalu bela’ şuna derler ki, Allah bütün ruhları yarattı. Ve “ Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sordu. İman eden ruhlarda “kalu bela: dedi ki evet, (sen bizim Rabbimizsin)” dediler. İşte o günden beri Müslümanız.
Sözlerin en güzeline uyanlardanız.
İçini Hak için, dışını halk için süsleyenlerdeniz.
İtikatta, Ehlisünnet ve’l-cemaat meshebindeniz.
Kitabimiz, sözlerin en güzeli, kalbimizin kandili, aklımızın delili, gönlümüzün baharı, gözümüzün nuru, kulağımızın nağmesi, dilimizin zikri olan Kur’an-ı Kerimdir.
Bize öğütler veren, öğüdünü tutanların şanını yücelten, arkadan gelenlere doğru bir ün bırakan, dilimizin zikri Kur’an-ı Kerim.
Ana sütü gibi, okuyanın yaşına, kültürüne, anlayışına uygun gıdalar veren, her türlü derdine dermen olan Kur’an-ı Kerim.
Ve her çağın kitabı olan Kur’an-ı Kerim, bizim kitabımız, sizin kitabınız ve bütün insanlığın kitabıdır. Özetle: Hak’kın halka hitabı olan Kur’an-ı Kerim.

İslam beş şey üzerine kuruludur

1-Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, Hz. Mumahmed(s.a.v.) Efendimizin O’nun Peygaberi olduğuna şehadet etmek.
2-Namazı dosdoğru kılmak.
3-Oruç tutmak.
4-Zekat vermek.
5-Hacca gitmek.

İmanın şartı altıdır:

1-Allah’a iman
Allah vardır, birdir, eşi ve benzeri yoktur.
2-Meleklere iman
Melekler; yemeyen, içmeyen, erkek ve dişi olmayan, Allah’ın emrettiğini yerine getiren, nurdan yaratılmış varlıklardır. Cebrail, Mikail, İsrafil, ve Azrail (a.s) büyük meleklerdir.
3-Kitaplara iman
Allah’ın, peygamberlerine indirdiği yüz dört kitap vardır. Dördü büyük kitap, yüzü sahifedir. Dört büyük kitaptan Tevrat Hz. Musa (a.s)a, Zebur Hz. Davud (a.s)a, İncil Hz. İsa (a.s)a, Kur’an-ı Kerim Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)Efendimize indirildi. Yüz sahifenin on sahifesi Hz. Adem (a.s)a, elli sahife Hz. Şit (a.s)a, otuzu Hz. İdris (a.s)a, on sahife de Hz. İbrahim (a.s)a indirildi.
4-Peygamberlere iman
Allah Teala’nın, dinini kullarına bildirmek için görevlendirdiği insanlara peygamber denir. Peygamberlerin:
a-Sıdk: doğruluk
b-Emanet: güvenilirlik
c-Fetanet: kuvvetli bir akıl
d-İsmet: günahlardan korunmak.
e-Tebliğ: kendine gelen dini olduğu gibi tebliğ etme, sıtafları vardır.
5-Ahirete iman.
6-Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman. Mehmet Talü Hoca ile dini meselelerimiz bülteni


Dergimizin 17. sayısını Allah’ın izni ile hazırladım. Büyükler ve küçükler için, bilinmesi ve unutulmaması gereken faydalı konular seçmeye çalıştım. Rabbim hepimize öğrendiklerimizle amel etmeyi nasip etsin inşallah.
Dergimiz hakkında önerilerinizi her zaman iletebilirsiniz. Halamın oğlu Nuri ağabeymin dergi hakkında benden iki isteği vardı. Biri dergide bana ait olan bir yazı, ikincisi görsellik. Görsellik için bir adım attık. İnşallah diğer isteğini de yerine getirebilirim, hayırlısı ile.
Bu arada dergimizin internet sayfası olmasına vesile olan ve siteyi hazırlayan kardeşim Cüneyt’e de, biraz geç kalmış olan teşekkürü bir borç bilirim. Şu anda asker ocağında olan kardeşime, Allah kolaylık versin, hayırlısı ile dönmeyi ona ve bütün kardeşlerime nasip etsin…. Allah’a emanet olun. Baki Selam
Not: Beşinci sayfadaki yazı biraz uzundu, hepsinin sığması için yazı karakterini küçültmek zorunda kaldım.

şehvar 1

19 Haziran, 2007

selam

Dergimin yeni sayısı hazır sayılır. dağıtım işine başladığım da dergimizi internet'te okuya bilirsiniz. kısmet olursa çarçamba günü inşallah karşınız da olur

26 Nisan, 2007

Kırlangıç

"kırlangıç kuşu havada, kalbim kırlangıç kuşu gibi olsa" Ben kırlangıç kuşunu severim. Bir yada iki gün önce idi onları düşündüm "ne zaman gelirler acaba" diye aklımdan geçmişti. Kırlangıç, en geç göç eden ve en erken giri dönen bir göçmen kuştur. Odamın penceresinden yada hava uygunsa balkondan onları seyretmek hoşuma gider. Kırlangıç'ın yanında karga ve martılarda olur ama onlar, kırlangıç gibi gitmezler, hep bizimledirler yaz, kış. Kırlangıç, gökyüzünde uçarken sanki meydan okur diyer kuşlara. Öyle hızlı ve atıkler ki, ben "gökyüzünün akrobatları" derim onlara. Hele bir yuvalarına girişleri var ki görülmeye değer. Öyle, hızla uçaken, bir pike yapıp o hızla yuvalarına giriyorlar. Genel olarak, balkon tavanının bir köşesine yaptıkları o küçüçük yuvalarını yıkmadan bu olayı nasıl yapabiliyorlar merak ediyorum. Merakımı gederebilmek için yakından görmek isterdim doğrusu.

Kırlangıç kuşunu bir yere konmuş olarak göremessiniz, hep havadadırlar. Bunu fark ettiğimde merak ettim nedenini, meğerse kırlangıç'ın ayakları yürümeye ve sıçramaya elverişli değilmiş, sadece tutunmaya...

Neyse benim asıl söylemek istediğim şey, bugün onları gördüğümdü. Gelmişler. Akşam üzeri idi pencerenin önünde tespih çekiyordum. Gökyüzünde uçan iki kuş gördüm. Şaşırdım, bu şaşkınlığımın sebebi, hem kuşu kırlangıca benzetmiş olmamdandı, hemde ankarada gökyüzüne baktığınızda öyle uçuşan pek kuş göremezsiniz de ondandı. "Bu arada şöyle bir açıklama ihtiyacı oldu ben bir aydan fazladır ankarada ablamın yanındayım."

Hemen dürbünü aldım ve baktım, gerçekten tahminim doğruymuş. Kırlangıçlar gelmiş, çok sevindim. Gelmişler ve buradalar. Hoş geldiniz ve inşallah çabuk gitmezsiniz.


delikız

25 Nisan, 2007

Ne Kadar Masumsun

Rabbim herkese, azmetmenin böyle güzel sonuçlarını göstersin inşallah. bu blog'a sahip olduğum günden beridir yazıların yanında resim yayınlamayıda istiyordum ama bir türlü yapamıyordum. Elhamdulillah ki bu gün bunu yaptım. ilk resim bu güzelliğe kısmet oldu. çokta güzel oldu.


delikız

09 Nisan, 2007

-KIRKAMBAR-

1-) Avrupa’da labaratuarlarda yapılan araştırmaya göre Zemzem suyu diğer sulara göre çok daha az kükürt taşımaktadır.
2-) Yine aynı araştırmaya göre diğer sulara nazaran çok daha besleyicidir ve çok daha fazla mineral barındırmaktadır.
3-) Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldiği şu anki teknolojiye göre bile bilinemiyor. Yakınların da hiçbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklıkta. Bu şartlarda suyunu denizden veya başka bir kuyudan alması imkansız. Nasıl oluyor da yıllardır suyu bitmiyor, bunu kimse bilmiyor.
4-) Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını, susuzluğunu gidermek için içenin susuzluğunu giderir.
5-) Sadece 1,5 metre derinliğindeki ufacık bir kuyuda çıkan su, hac mevsimi boyunca milyonlarca hacının tüm su ihtiyacını karşılamaktadır ve hiçbir zaman ne azalma ne de kuruma göstermemektedir.
6-) Dünya Sağlık Örgütü (who)’nün raporlarına göre dünya’daki en içilebilir ve sağlıklı sulardan biri.
7-)amerikada yapılan test sonuçlarına göre dünyada içinde mikroorganızma ve bakteri bulundurmayan tek su zemzem suyudur.


Onun içinde ne var?
Çocuklarınız ne yiyor?
Biliyormusunuz?
Harribo, Marsmellow, Toffe ve marketlerden satın alınan diğer şekerlemeler, çikolatalar, dondurmalar, meyvalı meyvasız yoğurtlar, pastalar, kekler, sakızlar...
Peki, “Bunların içinde ne var?” diye hiç düşündünüz mü?
Maalesef bu ve benzeri gıda maddeleri, ekseriya, domuz ve benzeri hayvanların berilerinden, kemiklerinden, iç yağlarından, kıllarından, maya ve enzimlerinden üretilen katkı maddeleri ihtiva edebilmektedir
Halbuki, dinimizde bunların yenmesi haram kılınmıştır.
Peki siz Anne ve Babalar…!
Sorumlu insanlar olarak, bu maddeleri marketlerden satın almadan önce
Onun içinde ne var?
Sorusunu sorup araştırmak zorunda değil misiniz?



Yemekten hemen sonra şu 7 şeyi yapmaktan kaçınınız:

Yemek yedikten sonra ne yaptığınız sağlığınız için çok önemli.Uzmanlara göre, yemek yedikten sonra yapılması sakıncalı olan şeyler, zamanla sağlık problemlerine neden oluyor…

Yürümeyim:
İnsanlar çoğu zaman,yemeklerden sonra 100 adım yürümek 99 yaşına kadar yaşamanızı sağlar derler. Gerçekte bu doğru degildir. Yürümek sindirim sisteminin aldığımız gıdalardan besinlerin emilimini engeller.

Hemen uyumayın:
Aldığımız gıdalar yeterince sindirilemez. Bu durum bağırsağımızda gastrit ve enfeksiyona önderlik eder.

Banyo yapmayın:
Banyo yapmak ellerdeki, bacaklardaki ve vücuttaki kan akışını hızlandırır, böylece mide çevresindeki kan miktarı bu durumda azlır. Bu da midemizin sindirim sistemini zayıflatır.

Hemen meyve yemeyin:
Yemeklerin peşinden yenen meyveler midenin havayla davul gibi şişmesine neden olur.

Çay içmeyin:
Zira çay yaprakları yoğun asit içerir. Bu madde tükettiğimiz gıdalardaki proteinin hazmını zorlaştırır.

Kemerinizi gevşetmeyin:
Yemekten sonra kemeri gevşetmek kolaylıkla bağırsak düğümlenmesine ve tıkanmasına neden olur.

Sigara içmeyin:
Uzmanlarca yapılan deneyler, yemeklerden hemen sonra içilen bir sigaranın 10 sigaraya eşdeğer olduğunu kanıtlamıştır. Bu durumda kanser olma riski daha yüksektir. (bu bilgileri gıdaraporu comdan aldım)
şehvar6

Mehmet Talü/Milligazete

Mevlid Gecesi

Mevlid Gecesi, bütün İslam aleminin mukaddes kabul edip ihya ettiği en mübarek gecelerden biridir. Yüce Yaratıcının insanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi, İlahi vahyin son ve tamamlayıcı halkası Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) efendimizin ALLAH’tan getirdiği ilahi daveti, sünnetini ve örnek ahlakını anlamak, O’na duyulan derin sevgiyi gönüllerden sözlere ve toplumsal bilince aktarmak amacıyla asırlardır Müslümanlar O’nun dünyaya gelişini Mevlid Kandili olarak kutlamaktadır.

Mevlid Kutlanması Bir Bid’at-i seyyie Değildir
Bazı bozuk fırkalar ve onların mensupları Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin doğum yıldönümünün kutlanmasını kötü bir bid’at olarak görüyor ve bu kutlamayı yapanları kınıyor. Bu kötüleme ve kınamalar yersizdir. Süyûti, İbn-i Hacer el-Askalani ve İbn-i Hacer el-Heytemi gibi büyük din alimleri ve daha nice ulema ve fukaha, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doğumunun kutlanmasını güzel bir yenilik olarak görmüşler ve tahsin etmişlerdir.
Mevlid kelimesi, “doğum, doğum yeri ve doğum vakti” gibi anlamlara gelir. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) efendimizin doğumunu anlatmak için kullanılan “mevlid-i nebi” Türkçemiz’de kısaca mevlid kandili olarak anılır. Mevlid törenleri İslam dünyasında yaygınlık kazanarak günümüze kadar devam etmiştir. Esasen Resulullah (S.A.V.) efendimizin doğum yıldönümünü kutlama maksadıyla başlayan mevlid töreni giderek, Kadir, Mirac, Regaib ve Berat gecelerinde veya sünnet, evlenme, ölüm, deprem gibi önemli olaylar vesilesiyle yapılmaya başlanmış ve toplumsal geleneğimizde yer alan önemli bir dini-kültürel öğe olmuştur.
Osmanlılar döneminde mevlid törenine ayrı bir önemin verildiği bilinmektedir. Osmanlı’nın ileri döneminde Mevlid Alayı diye anılan görkemli törenlerde şeyhülislam, vezirler ve diğer askeri ve mülki erkan, büyük müderrisler, belli bir düzen içinde rebiülevvel ayının on ikisinde Sultan Ahmed Camii’nde yerlerini alırlardı. Padişahın gelmesinden sonra vaazlar verilir, mevlidhanlar tarafından Süleyman Çelebi’nin yazdığı mevlid okunur ve bu esnada Medine’den getirilmiş olan hurmalar camide bulunanlara ikram edilirdi.
Edebiyatımızda Peygamberimiz’in doğum günü olan bu kutlu günü anlatan birçok eser yazılmıştır. Bunlar içinde Süleyman Çelebi’nin yazdığı mevlid, Osmanlı’dan beri halen ülkemizde değişik vesilelerle coşkuyla, bir ayin atmosferi içerisinde okunmakta ve dinlenmektedir.
Mevlid okuma ve okutmanın bid‘at olduğu şeklinde birtakım iddialar gündeme getirilmiştir. Bid‘at, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz zamanında olmayan “dinî” mahiyetli bir hususun sonradan dine sokuşturulması, dinden sayılması olarak tarif edilir. Mevlid okuma ve okutmanın bid‘at olarak nitelendirilebilmesi için ona, “Ölünün kırkıncı gününde veya sene-i devriyesinde mevlid okutmak gereklidir” demek gibi dini bir gereklilik veya ibadet şeklinde bir muhteva yüklenmesi gerekir. Mevlid okumanın gerekli, vacip veya mendup olduğu iddia edilmediğine, en fazla bunun hoş ve güzel bir gelenek olduğu bilinip kabul edildiğine göre bunun bid‘at olarak değerlendirilip, insanların kafasına kuşku sokmak son derece yanlıştır. “Mevlid okunacağına hatim okunsa, Kur’an-ı Kerim’den bir bölüm okunsa daha sevap ve daha faziletli olmaz mı?” şeklindeki bir itiraz da yersizdir. Kur’an-ı Kerim okumak, namaz kılmak daha sevap ve faziletli bir davranıştır, ama burada mesele sadece sevap meselesi değildir. Mevlid, toplumsal bir coşkunun, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin sevgisinin ve ona bağlılığın üst düzeyde edebi ve estetik olarak hissedilmesi, yaşanması ve dışa vurulması de- mektir. Kur’an-ı Kerim okumakla mevlid okumayı birbiriyle mukayese etmek veya birini diğerine alternatif göstermek yerine ikisini ayrı ayrı ve her birini kendi yeri ve amacı doğrultusunda değerlendirmek ve yaşatmak daha doğru olur.
Burada hatırlanması ve hatırlatılması gereken önemli bir husus vardır; o da, mevlid gibi dini eğitim ve coşkuyu içeren sosyal ve geleneksel törelerin asli ibadetlerin yerine geçmediği, bu tür sosyal ödevlerin kişileri üzerlerine bizzat gerekli olan namaz, oruç, Kur’ an okuma, infak ve yardım gibi dini yükümlülüklerden muaf tutmadığı hususudur. Ancak günümüzde, özellikle de toplumumuzun dini konularda sağlıklı ve doğru şekilde bilgilendirilmemiş kesimlerinde mevlid, türbe ziyareti, Kur’an-ı Kerim okutma, mübarek gün ve gecelerde dini törenlere katılma gibi daha çok şekille ilgili dindarlığın hayli rağbet gördüğü ve bunun giderek dini vecibelerin yerini aldığı da üzülerek müşahede edilen bir gerçektir. Halbuki bütün bunlar, özde yakalanan ve yaşatılan dindarlığı ve gerçek dini vecibeleri güzelleştiren ve kolaylaştıran tali ve şekli katkılar olarak tanımlamalı ve bilmelidir.

Ancak bu kutlamalarda İslamın ruhuna ve Şeriat-ı Ahmediy’yeye aykırı haller ve şeyler olmamalıdır. Mesela:
1-Kadın erkek karışık olarak Mevlid kutlaması yapılmamalıdır.
2-Kur’an-ı Kerim kıraati ve mevlid kasideleri birtakım cerrarlar tarafından tarifeye bağlı şekilde ücretli okunmamalıdır.

Zamanımızda dehşetli bir dinden uzaklaşma, irtibat cereyanı vardır. Mevlid törenleri halkı ve gençliği Peygambere ve dine yak-laştırmak için güzel ir vesiledir. Yeter ki, Mevlid bezirganlığa alet edilmesin, ruhsuz ve basmakalıp bir şekilde kutlanmasın, törene katılanlar coşturulsun, heyecanlandırılsın, gönüller harekete geçirilsin.





Şehvar 4

İşte Şehvar'ın 16. sayısı

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd, alemlerin Rab’bine, selam, son Peygamber’in ve diğerlerin üzerine olsun




Esselatüvesselamüaleyke* ya Resulallah**
Esselatüvesselamüaleyke ya Habiballah***
Esselatüvesselamüaleyke ya Seyyidel evveline vel ahirin****

*Allah’ın rahmeti, hidayet bereket ve ihsanı, selam ve senası senin üzerine olsun. Seni bütün felaketlerden selamet buldursun.
**ey Allah’ın Resulu
***ey Allah’ın sevgilisi
****ey evvelin ve sonranın efendisi






...Marta bakan biliyordu geleceğini
Nisana bakan görüyordu alaca renklerini
Kızıl ve yeşil seherini
Mayısa bakan buldu seni
Ve bir bahar günü doğdun sen

Sana Leyla dedim Suna dedim şiirlerde şarkılarda
Gerçek adın bir fısıltı gibi kaldı ağızlarda dudaklarda
Çatlar yüreğim bir nar gibi o sırrı anar da
Avunurum doğumundan gelen muştulu armağanlarla
Melekler gökten geldi armağanlarla
Ve bir bahar günü doğdun sen

Bir bahar günü doğdun sen
Baharın ta kendisi oldun sen…/Sezai Karakoç



Esselamü aleyküm sevgili dostlar, dergimin bu sayısında sizlere Ankara’dan ablamın yanından sesleniyorum. Bu sayıyı Peygamber Efendimize (as); onun doğumuna ve bu esnada vuku bulan olaylara ayırdım. aslında iste-ğim Mevlid kandilinden önce dergiyi siz sevgili okuyucularıma ulaştıra bilmekti. Kısmet böyleymiş her işte bir hayır vardır deyip, vaktin geçmiş olmasına rağmen bu güzel hayatı tekrar hatırlamak ve hatırlatmak istedim. Baki Selam


şehvar 1

06 Nisan, 2007

Elhamdulillah

Şehvarın 16. sayısı biraz zorda olsa çıktı. bilirsiniz işte, bazen terslikler insanın yakasını bırakmaz. yapmak istediğiniz işte sürekli engeller çıkar önünüze. buda yapmaya çalıştığınız işin sürekli gecikmesine neden olur, siz böyle olmasını hiç istemediğiniz halde. ama biz, inanan kişiler, başımıza gelen her işte bir hayır olduğunu bilir, öyle inanırız ve tevekkül ederiz. şu ayeti kerimeyi aklımızda tutmaya çalışarak "hayır sandığınız da şer, şer bildiğiniz de hayır olabilir Allah bilir siz bilemessiniz" işimize bakarız.

dergimin bu sayısını ankara hazırladım. mutad olan, istanbulda hazırlanıp oradan ankaranın yolunu tutmaktı ama bu sefer tam tersi oldu, gurbetten sılaya gitti şehvar. ankaradaki dostlarımız heralde bu sözüme kızmazlar. derginin bu sayısında yazıları peygamber efendimiz as. anlatan yazılardan seçtin. doğumundan önce ve sonra vuku bunun olaylardan söz eden yazılar ve kişiler var bu sayıda.
O'nu bu vesile ile bir kes daha anmamı saylayan Allah'a ne kadar şükretsem azdır.

delikız

29 Mart, 2007

kısmet

dergimin 16. sayısını, kainata teşrifinin 1436. yıl dönümünü kutlayacağımız, peygamber efendimiz as. doğum günü olarak bilinen mevlid kandiline denk gelen 30 mart cuma gününe yetiştirmeyi çok istedim ama kısmet olmadı. inşallah kutlu doğum haftasına yetişir. dua edin diyecem ama kim bu yazıyı okuyacakta dua edecek. dergi konusunda gayret sadece bendenmi?acaba

delikız

12 Mart, 2007

Hayatı Anlamak

Hep sevda vardır insanlarda
Kiminde paraya, kiminde arabaya,
Kiminde ise başarıya
Sevda dedik yanıldık,
Zaafların peşinde koşmalara.
Mübarek davalara duyulan,
Bağlılıktır, doğruluktur sevda.
Yanılmamak ve yanıltmamak,
Sapıtmamak ve saptırmamak.
Hayatı adamca yaşamaktır sevda,
Karanlıkları yıtmaktır,
Ve ulaşmaktır Nur'a.

Rıdvan Murat Kara

18 Şubat, 2007

Kuss Bin Saide'nin Hutbesi

Ey insanlar!
Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz! İbret alınız!
Yaşayan ölür, ölen fena bulur.
Olacak neyse olur.
Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, annelerinin ve babalarının yerini alır.
Derken hepsi ölüp gider.
Hâdiselerin ardı arası kesilmez.
Hepsi birbirini kovalar.
Kulak tutunuz, dikkat kesiliniz; gökte haber, yerde ibret alınacak şeyler var.
Yeryüzü bir büyük divan, gökyüzü bir yüksek tavan.
Yıldızlar yürür, denizler durur.
Gelen kalmaz, giden gelmez.
Acaba vardıkları yerden hoşnud olup da mı kalıyorlar?
Yoksa orada kalıp da uykuya mı dalıyorlar?
Yemin ederim, yemin ederim ki,
Allah'ın indinde bir din vardır ki, şimdi içinde bulunduğunuz dinden daha sevgilidir.
Ve Allah'ın gelecek bir peygamberi vardır ki, gelmesi pek yakındır.
Gölgesi başınızın üstüne geldi.
Ne mutlu o kimseye ki, ona iman eder; O da kendisine hidayet eyleye!
Yazıklar olsun Ona isyan ve muhalefet edecek bedbahta!
Ey İnsanlar!
Hani ya babalar, dedeler, atalar?
Nerede soy sop?
Hani o süslü saraylar ve mermer binâlar yükselten Ad ve Semûd kavimleri?
Hani ya, dünya varlığından gururlanıp da kavmine, 'Ben sizin en büyük Rabbiniz değil miyim?' diyen Firavun'la Nemrud?"
Onlar, zenginlikçe, kuvvet ve kudretçe sizden çok daha üstün idiler.
Ne oldular?
Bu yer onları, değirmeninde öğüttü, toz etti, dağıttı.
Kemikleri bile çürüyüp dağıldı.
Evleri yıkılıp ıssız kaldı.
Yerlerini, yurtlarını şimdi köpekler şenlendiriyor?
Sakın, onlar gibi gaflete düşmeyin!
Onların yolundan gitmeyin!
Herşey fanidir.
Baki olan ancak Allah'dır.
Ki O, birdir, şerîki ve nazîri yoktur.
İbadet edilecek ancak O'dur, doğmamış ve doğurmamıştır.
Evvel gelip geçenlerde, bize ibret alacak şey çoktur.
Ölüm bir ırmaktır.
Girecek yerleri çok, ama, çıkacak yeri yoktur.
Büyük, küçük hep göçüp gidiyor.
Giden geri gelmiyor.
Kat'i bildim ki, herkese olan, size ve bana da olacaktır.
Ben Allah'a güveniyorum.


delikız

03 Şubat, 2007

Şükür Kavuşturana

Kaç gündür siteme giremiyorum. Anlamadım sorun ne, neyse ki cüneyt buradaydı da yardım etti sağolsun. Cüneyt olmasaydı ben bir daha asla giriş yapamıyacaktım ve şehvarın sanal alemi belkide sona erecekti. Biraz fazlaca dramatize ettim galiba, ama gerçekten de öyle olacaktı. Dergimi sevdiğim kadar burayıda sevdim. Gerçi dergiyle daha iyi bir kıtlem var belki ama olsun. Burasıda benim biraz daha kendi kendime olduğum, istediğimi istediğim anda yapabildiğim bir yer( burada aklına geleni hemen yazıp yayınlıyorsun rahat yani)günlüğüm gibi. Günlük tutmayı severim. Belki bir gün günlüğüme yazdıklarımdan bir şeylerde yazarım. Tabi şöyle uygun bir şeyler. Nuri abim geçenlerde buradaydı bana dedi ki "dergi de artık senin yazılarına görmek istiyoruz" böylece onun isteğinide yerine getirmiş olurum. Gerçi onun internetle arası hiç yokmuş.

Bu arada Teyzemin kızı Ayşe'nin eşi trafık kazası geçirdi, durumu ağır.Allah Yardımcısı olsun hayırlı şifa versin. Eşine çocuklarına annesine kardeşlerine sevdiklerine ve gençliğine bağışlasın. Dualarımız onun içinde artık.


delikız

21 Ocak, 2007

Kırkambar

Bunları Biliyormusunuz?

Bir karınca kendi ağırlığının elli katı ağırlığı kaldırabilir.
Niagara Şelâleleri’nden saniyede 63 milyon litre su akmaktadır.
Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.
Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.
Eşeklerin göz konumu öyledir ki, her zaman dört ayaklarını da görebilirler.
Yetişkin bir insan günde ortalama 23 bin kez nefes alır.
Yeni Zelanda, dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülkedir.
Bir bal arısı, bir çorba kaşığı bal yapabilmek için 4200 çiçeğe konar.
600 tane bitki cinsi et yer.



Ne? Neden? Niçin?

Atlar nasıl ayakta uyuya biliyorlar?
Amerikan kovboy filmlerinde, atların geceleri kamplarda veya gündüz daima ayakta, binilmeye hazır vaziyette durduklarını seyrederiz. Doğrudur, atlar nadiren yatarlar, genellikle hasta oldukları veya doğum yapacakları zaman. Atlar günlerce, hatta haftalarca yere yatmadan ayakta durabilirler ve yol gidebilirler. Ayakta dururken dizlerini kilitlemeleri ve uyumaları mümkündür. Siz bunu denerseniz, beyninizin üstüne düşmeniz kesindir. Bilim insanları, atların ayakta iken daha rahat olduklarını ve daha az enerji sarf ettiklerini söylüyorlar. Çünkü atın vücudu bir hayli büyüktür ve yatarken nefes almasında iç organları kimi güçlüklere yol açar.

Yeşil ot yiyen ineklerin sütleri niçin beyazdır?
Hayvanların yedikleri gıdaların renklerinin, neresinden çıkarsa çıksın, çıkan şeyin rengi ile bir alakası yoktur. Buna en iyi örnek inektir. Bir ineğin en çok yediği yeşil renkli otlardır. Bu otlar ineğin dört odalı midesinde çözülür ve moleküllere ayrılır, moleküllerin ise renkleri yoktur. Sütün renginin beyaz olmasının nedeni içinde çözünmüş halde bulunan kalsiyum kasinat (case-inate)tır.


Bitkilerle Tedavi Yöntemleri\3

Ihlamur
Türü: AğaçHastalık: StresTedavi: Kaynatılıp içilir, yada içilen suya katılır. Yan Tesiri: Aşırı miktarda ıhlamur uzun süre kullanılırsa kalbe zarar verir. Bazılarında bahar nezlesi yapar. Oğul otu ile beraber kullanılır. Bahar nezlesi içinde balla karıştırılıp yenir.Önemli Notlar: Grip ve öksürüğe yaprağı da çiçeği de fayda verir.İçindekiler:Uçucu yağ, Tanen, Şeker, Glikozit (terletici), Saponin, Hesperiddin(Sarı boya), C-P vitaminleri, Kadın-Erkek hormonları, Sakkaroz, Glikoz, Tanen, Reçine, Enzimler, Tatrikasit Tuzu.

Böğürtlen
Türü: MeyveHastalık: Soğuk algınlığıTedavi: Böğürtlen yaprağı, biberiye, nane kaynatılıp balla tatlandırılarak içilmeye devam edilir.Yan Tesiri: Kabızlığa meyyal olanlar yaprağından yapılan çaylardan kaçınmalılar.Önemli Notlar: Ağaç Çileği, Kızamık, Kür, Tilki Üzümü olarak da bilinir. Böğürtlen kanı temizleyen bir bitkidir. En fazla anti-toksidan içiren meyvedir. Kanserojen maddeleri etkisiz hale getirir.İçindekiler: Elma asidi, Limon asidi, Flavon, C vitamini, Uçan yağ, Mineraller, Vitaminler

Kuşburnu
Türü: MeyveHastalık: GripTedavi: Kuşburnunda bol miktarda C vitamini olduğu için, vucudun direncini arttırır. Vucudu soğuktan mütevellid rahatsızlıklara karşı korur. Kaynatılıp balla tatlandırılarak birer su bardağı içilir.

Bunları biliyormusunuz, dışındaki bilgiler Milligazeten alınmıştır.

Soru / Cevap

Soru: Karides, kalamar, kerevit, istakoz, midye, istiridye, yılan, salyangoz, kaplumbağa, kurbağa ve yengeç yemenin hükmü nedir.
Cevap:Bismillahirrahmanirrahim
Deniz avının ve denizden gelen yiyeceğin helâl olduğunu: “Hem size hemde yolculara fayda olmak üzere, faydalanmanız için de-niz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı…”(Maide sûresi: 96) ve buradan taze et yendiğini: “İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır. Boğazı yakar. Hepsinden de taze et, balık yersiniz…” (Fâtır sûresi: 12) ifade eden âyet-i kerimelerle; Ebu Hureyre (R.A.)’den rivayete göre deniz suyuna dair bir soruya, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin verdiği: “Onun suyu temiz, meytesi yani içinde öleni helaldir. (Ebu Dâvûd, Taharet: 41; Tirmizî, Taharet: 52; Neseî, taharet: 46; Muvatta, Tahâret: 12) şeklindeki cevapla, haklarında özel hüküm bulunmayan konularda mubahlığın esas alınacağı ve pis şeylerin yenilemeyeceği gibi genel prensipler suda yaşayan hayvanlara dair hükümlerin temelini teşkil eder.
Daima suda teayyüş eden yani suda yaşayan, suda barınan hayvanlardan sadece balık türündeki her nevi balık etleri yiyilebilir, helaldir. Balık çeşitlerinin tümü yenir. Yeter ki balık cinsi olsun, başka bir cinsten olmasın. Kalkan balığı, sazan, balığı, yunus balığı, yılan balığı, Ceris balığı (Siyah bir balıktır) bu kısımdandır.
Fakat balık gibi denizde, suda yaşadığı halde balık cinsine dahil olmayan habis, yani pis, çirkin sayılan diğer su hayvanları da vardır. Onların yenmesi caiz olmaz. Mesela Karidesler, kalamarlar, kerevitler, istakozlar, midyeler, istiridyeler, salyangozlar, kaplumbağalar, kurbağalar, yılanlar ve yengeçler helal değildir, etleri yenilemez.
Bunun sebebi, bu çeşit hayvanların gerek görünüş, gerekse yenen kısımları itibariyle hoş olmaması, çirkin ve pis sayılmasıdır. Nitekim gıda, beslenme ve tıp uzmanlarınca, karidesin kolesterol deposu olduğu, midye başta olmak üzere kabuklu deniz ürünlerine yaklaşmamak gerektiği belirtiliyor.
Aynı şekilde su samuru, deniz insanı, deniz aygırı, deniz domuzu, deniz kaplumbağası gibi, balık suretinde bulunmayan deniz hayvanlarının yenilmeleri helal olmadığı gibi avlanılmaları da helal görülmemektedir.
Sonuç olarak: balık dışındaki deniz, su ürünleri helal değildir, haramdır. Deniz avından maksad: Sadece balığın her çeşididir. Mehmet Talü/milligezete


*******************


Dostluk, Kardeşlik ve Sohbet Adabı\İhya’dan

Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

(bir mümin tarafından) Selamlandığınız zaman ya daha güzeliyle karşılık verin ya da aynısıyla mukabele edin! 4\86

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

-Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir ameli haber vereyim mi?
-Evet ey Allah’ın Resulü
-Aranızda selamı yayın!

Konuşmadan önce selam vermeli ve selam verirkende musafaha yapmalıdır: Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: kim selamdan önce söze başlarsa, selam verinceye kadar ona cevap vermeyiniz.

Evinize girdiğiniz zaman orada bulunanlara selam veriniz. Çünkü selam vererek girdiğiniz eve şeytan girmez.

Musafahanın(el sıkma) selamla birlikte yapılması sünnettir. Birgün Resulüllah’ın huzur’u saadetine giren bir kişi ‘Esselamü aleyküm’ dedi. Hz. Peygamber ‘bu on hasenedir’ buyurdu. Sonra başka biri geldi ve ‘Esselamü aleyküm ve rahmetüllah’dedi. Hz. Peygamber bu kez ‘bu yirmi hasenedir’ buyurdu. Daha sonra üçüncü bir şahıs geldi ve o da ‘Esselamü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekatühu’ dedi. Hz. Peygamber ona ‘bu otuz hasenedir’ buyurdu.

Enes şöyle anlatır: Resulüllah’a sekiz sene hizmet ettim. bana bir defasında şöyle demişti:

Ey Enes! Abdesti güzelce al ki ömrün artsın. Ümmetimden kime rastlarsan selam ver ki hasenelerin çoğalsın. Evine girdiğin zaman aile efradına selam ver ki, evinin hayrı çoğalsın.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Sakın Yahudi ve hıristiyanlara önce siz selam vermeyin. Yolda onlardan birine rastladığınız zaman onu yolun en dar yerinden geçmeye mecbur edin.(onlara yolu daraltmak ancak yolda genişlik yoksa caiz olabilir. Eğer genişse boşu boşuna onlara eziyet vermek yasaktır.)

delikız

Sahabenin Hayatından Örnekler/ Hz. Ömer

Ağlayan çocuk

Hazret-i Ömer’in Halifeliği (Devlet Başkanlığı) zamanıydı. Başkent Medine’ye yabancı bir kervan geldi. Develerini yıkıp, konakladılar... Halife her zaman olduğu gibi, gece şehri dolaşmaya çıktı. Yolda, Eshâb’dan (Sevgili Peygamberimizin arkadaşlarından) Hazret-i Abdurrahman’a rastladı. Ona dedi ki: - Ey Avfın oğlu! Gel, seninle bu gece misafirimiz olan kervanı bekleyelim.Onlar rahat uyusunlar. Çünkü yorgundurlar. Canları ve malları herhangi bir zarara uğramasın!... Hazret-i Ömer bu teklifte bulununca, Hazret-i Abdurrahman da seve seve kabul etti. Birlikte kervanın etrafında göz-kulak olmaya başladılar.O sırada yakındaki bir evden çocuk ağlaması işitildi. Çocuğun sesi kesilmediği için, Halife evin kapısına gitti. İçeride bulunanlara, “Küçüğü susturmalarını rica” etti. Sonra dönüp geldi. Gece boyunca, çocuğun sesi işitildikçe, birkaç kere daha evin kapısına gitti. Çocuğun ağlaması bir türlü dinmiyordu. Seher vakti olunca, Hazret-i Ömer son defa oraya gitti. Çocuğun annesine: - Sen ne biçim anasın! Bütün gece evlâdını ağlattın. Belli ki, açtı! diye çıkıştı. Kadıncağız cevap verdi: - Halimi anlamadan niçin beni azarlıyorsun? Hazret-i Ömer, kendini tanıtmadan sordu: - Haline ne olmuş? - Çocuğu sütten kesmiştim.. - Sütün yoksa başka şeyler yedirseydin. - Evde onun yiyeceği bir şey yok ki, biz çok fakiriz... - Çocuğun kaç yaşında? - Daha yaşını doldurmadı. İşte bu cevap üzerine Hazret-i Ömer öfkelendi. - Peki niçin bu kadar küçük bir yavruyu sütten kestin? Kadıncağız içini çekti: - Halifemiz Hazret-i Ömer’e Cenâb’ı Hak insaflar versin.Çocuklar sütten kesilmeyince, bizim gibi bir fakire nafaka vermez. Fakirlik maaşı bağlamaz. Onun için yavrumu erkenden sütten kestim.Bunun üzerine Halife ağlayarak mescide girdi. Gözyaşları yüzünden namazı zorla kıldırdı. Selâm verdikten sonra cemâate döndü. Gene ağlayarak: - Sizin Ömer’inize yazıklar olsun!.. Sizin Ömer’inize yazıklar olsun!.. diyerek kendini suçladı. Sonra bütün Medine halkına, tellallar (haberciler) çıkarttı. Onlar da bildirdiler ki: - Hangi Müslüman’ın oğlu veya kızı dünyaya gelirse, hemen Halifeye bildirsin.Beytülmal’dan (hazineden) nafaka (maaş) verilecektir. Hiç kimse nafaka yüzünden evladını vaktinden önce sütten kesmesin!.. O günden sonra artık Medine’de, açlık sebebiyle ağlayan çocuk sesi işitilmedi.


Bir insanı tanımak İçin

‘Bir adam Hz. Ömer (r.a.)’in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu. Ömer ibnü’l-Hattâb hazretleri ona, ‘ Ben seni tanımıyorum, seni tanıyan birini getir, dedi. Orada bulunanlardan birisi, Ben onu tanıyorum, deyince Hz. Ömer, Nasıl bilirsin? diye sordu. O da, Emin ve âdil bir adam olarak tanıyorum, cevabını verdi. Hz. Ömer (r.a.) tekrar sordu: Gecesini gündüzünü bildiğin, yakın bir komşun mudur? Hayır, diye cevap verdi adam. Hz. Ömer (r.a.) sormaya devam etti: İnsanın takvâsını ortaya koyan, muâmelesidir. Bu adam, alışveriş yaptığın bir kimse midir? Adam tekrar, Hayır, dedi. Hz. Ömer (r.a.) bu defa; Bununla, insanın ahlâkının güzel veya çirkin olduğunu anlamaya imkân veren bir yolculuk yaptın mı? diye sordu. Adam bu soruya da, Hayır, cevabını verince, Hz. Ömer (r.a.), Sen onu tanımıyorsun, dedi ve sonra da adama dönerek, Git, seni tanıyan birini getir, buyurdu. Demek ki bir insanı iyi tanıyabilmek, doğruluk ve dürüstlüğünden emin olabilmek için; onunla, ya yakın komşuluk yapacaksın veya alış-verişte bulunacaksın yahut da beraber yolculuk edeceksin... Aksi takdirde, yani bu ölçülerden hiçbirisi ile tartmadığın bir kişi hakkında, müsbet veya menfî yönde şahâdette bulunmayacaksın. Zira bu demektir ki, sen onu tanımıyorsun.


Hz. Ömer’in adaleti

Medine’de kıtlık baş gösterdi. Hazret-i Ömer, hemen bir deve kestirdi ve “Etini fakirlere dağıtın!” diye emretti. Görevli, etlerin güzel bir parçasını da Hazret-i Ömer’e ayırdı. Yemek zamanı olunca, iyice pişirip Halifenin önüne getirdi.Hazret-i Ömer hayretle sordu: - Bu yemek neredendir? - Efendim, kesilmesini emir buyurduğunuz deveden size düşen paydır... Hazret-i Peygamberin sevgilisi “Koca Ömer”in rengi değişti: - Devenin iyi yerlerini kendisi yiyip, artanı fakirlere vermek çok kötü bir şeydir, dedi. Hemen bu yemeği kaldır ve çocuk sahibi, fakir bir aileye götür. Az sonra önüne gelen kuru arpa ekmeği ile zeytinyağını “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek afiyetle ve gönül rahatlığıyla yedi. İşte bu yüzden bütün âlimler fikir birliği etmişlerdir ki: “Hazret-i Ömer’in adâleti, kendinden önce ve sonrakilerden daha büyüktür.”

Aradaki fark

Hazret-i Ömer ‘r.a.’ anlatıyor: - Bir gün Resûl-i ekrem ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ bize, askeri donatmak için, sadaka getirin diye, emr etdiler. Benim malımın çok olduğu bir zemân idi. Gönlümden geçdi ki, her zemânda, kardeşim Ebû Bekr ‘radıyallahü teâlâ anh’ sadaka husûsunda hepimizden fazla sadaka verirdi. Ammâ bu def’a ben ondan fazla vereyim diye, malımın yarısını götürdüm. Resûlullah ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ buyurdular ki, - Yâ Ömer! Ev halkına ne alıkoydun. Dedim ki, - Yâ Resûlallah! Yarısını alıkoydum. Bu sırada Ebû Bekr ‘radıyallahü anh’ cümle malını getirip, koydu. Hazret-i Fahr-i Enbiyâ buyurdu ki, - Yâ Ebâ Bekr! Ev halkına ne alıkoydun? Ebû Bekr, - Yâ Resûlallah! Ehlime Allahü Teâlâyı ve Resûlünü alıkoydum, deyince, - İkinizin arasındaki fark, cevâbınız arasında olan fark gibidir, buyurdular.

Milligazeteden alınmıştır.

Peygamberimizin Kısaca Hayatı

-Peygamberimiz 571 yılında rebiülevvel ayının 12. gecesinde Mekke’de doğmuştur.
-Babasının adı Abdullah, annesinin adı Amine’dir.
-Dedesi Abdulmuttalip, amcası Ebu Talib, süt annesi Halime’dir.
-Peygamberimiz doğmadan 2 ay önce babasını, 6 yaşındayken de annesini kaybetmiştir.
-25 yaşında iken Hz. Hatice ile evlenmiştir. Hz. Hatice validemizden Kasım, Abdullah, Zeynep, Rukiye, Ümmügülsüm ve Fatıma adında altı çocukları dünyaya gelmiştir.
-Peygamberimiz 40 yaşındayken ‘Hira mağrası’nda ilk vahiy gelmiştir.
-İlk Müslümanlar; Hz. Hatice, Hz. Ali, Hz. Ebubekir ve Hz. Zeyd’dir.
-40. Müslüman Hz. Ömer’dir.
-Peygamber Efendimiz 3 sene gizli tebliğde bulunmuştur.
-Müşrikler, Müslümanları dinlerinden döndürebilmek için onlarla olan bütün ilişkileri kesmişler ve Müslümanlara karşı boykot başlatmışlardır. Boykot 3 yıl devam etmiştir.
-Boykotun bitiminde Hz. Hatice arkasından da Peygamberimizin amcası Ebu Talib vefat etmiştir. Bu seneye “hüzün senesi” denilmiştir. Peygamberimiz Hz. Hatice’nin ve amcasının ölümüne çok üzülmüştü.
-Vahyin bir süre kesilmesine “fetret-i vahiy” denir.
-İslamın ilk şehitleri Hz. Sümeyye ve eşi Hz.Yasir’dir.
-Mekkeli müşriklerin yoğun baskı ve işkenceleri neticesinde Müslümanlar ilk olarak önce Habeşistan’a hicret etmişlerdir.
-Daha sonra Allah Teala’nın izniyle Müslümanlar 622’de Medine’ye hicret etmeye başlamışlardır.
-Hicretten bir buçuk yıl önce “Miraç” hadisesi gerçekleşmiştir. Hz. Peygamber as. Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürülmüştür, bu hadiseye “İsra” yani gece yolculuğu denir. Mescid-i Aksa’dan da göğe yükseltilmiştir, bu hadiseye de“Miraç” denir.
-Peygamber Efendimize hicret için izin geldiğinde ise kendisine Hz. Ebubekir arkadaşlık yapmıştır. O gece müşrikler Peygamberimizi öldürmek için kapısının önünde bekliyorlardı. Allah’ın izniyle müşriklere görünmeden yola çıktılar. Müşrikler peygamberimizi yakalamak için ardına düştüler. Peygamberimiz ve arkadaşı, müşriklerin takipleri sebebiyle “sevr mağrası”na sığınmışlardır.
-Peygamberimiz Medine’ye geldiğinde Ebu Eyyub el-Ensari’nin evinde misafir olmuştur. Kabri, İstanbul’da olan ve Eyub Sultan olarak bilinen sahabedir.
-Medine’ye hicret eden Mekkeli Müslümanlara “Muhacır” denir.
-Muhacirlere yardım eden Medineli Müslümanlara da “Ensar” denir.
-İslam tarihinde yapılan ilk mescid “Kuba Mescidi”dir.
-Peygamber Efendimizi gören ve onun sohbetine katılanlara “sahabe\ashab” denir.
-Peygamberimiz tarafından cennetle müjdelenen 10 sahabeye “aşere-i mübeşşere” adı verilir.
-Peygamberimiz 632 yılında “veda haccı” yapmıştır.
-Peygamberimiz, 23 yıllık peygamberlik görevinden sonra, 632’de Medine’de vefat etmiştir.



Yapılan Savaşlar
-Bedir Savaşı: 624 yılında Mekkeli müşriklerle Medineli Müslümanlar arasında yapılmıştır. Müslümanlar 305 kişi olmalarına karşın Allah’ın yardımıyla 1000 kişilik müşrik ordusunu yenmişlerdir.
-Uhud Savaşı: Müşrikler, Bedir’in intikamını almak için 625’te tekrar saldırmışlardır. Müslümanlar burada da 3 katı düşmanla savaş mak zorunda kalmıştır. Okçuların yerlerinden ayrılması sebebiyle Müslümanlar savaşı kaybetmiştir. Peygamberimizin amcası Hz. Hamza Uhud savaşında şehid edilmiştir.
-Hendek Savaşı: Müşrikler 627’de on bin kişilik bir orduyla Medine’ye gelmişlerdir. Müslümanlar şehrin etrafında hendek kazmışlardır. Allah’ın izniyle Müslümanlar galip olmuştur.
-628’de Hudeybiye Antlaşması yapılmış, 628’de Hayber fethedilmiş, 630’da Mekke fethedilmiş, yine 630’da Huneyn savaşı yapılmış daha sonra da Tebük seferi düzenlenmiştir.




MİNİ TEST:
1-)Kuran-ı Kerim’de adı geçen kaç peygamber vardır?
a)25 b)27 c)23 d)32
2-)Mükellef olan her müslümanın yapması gereken farz aşağıdakilerden hangisidir?
a)Vacip b)Farz-ı Kifaye c)Farz-ı Ayn d)Farz
3-)Müslüman olan birinin yapmasıyla diğer Müslümanlardan sorumluluğun kalktığı farz aşağıdakilerden hangisidir?
a)Farz-ı Ayn b) Farz-ı Kifaye c)Vacip d)Sünnet
4-)Hicri Takvimin başlangıcı aşağıdakilerden hangisidir?
a)Mekkenin Fethi b)Hicret c)Peygamberin doğumu d)İslamın gelişi
5-)Hicri yeni yılın tarihi aşağıdakilerden hangisidir?
a)1 Ocak b)1 Ramazan c)1 Zilhicce d)1 Muharrem




Cevaplar:3-b) 5-d) 1-a) 4-b) 2-c)

delikız

Dergimin 15. Sayısı

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a, selam ve dua Peygamberimiz(s.a.v)’in ve bütün Peygamberlerin üzerine olsun.




Dua:

Ey Allah’ım! Biz ancak senden yardım isteriz. Senden mağfiretini diler, senden hidayet isteriz. Allah’ım sana iman eder, tevde edip sana döneriz. İşlerimizde sana dayanır ve sana güveniriz. Seni bütün işlerimizde hayırla anar, sana daima verdiğin bunca nimetlerden dolayı şükrederiz. Asla nankörlük yapmayız. Sana karşı nankörlük eden günahkarları bırakır ve onlardan ayrılırız. Onlarla olan ilişkimizi keseriz.

Ey Allah’ım! Biz ancak sana ibadet ve kulluk ederiz. Ancak senin rızan için namaz kılar ve yalnız sana secde ederiz… Ancak sana koşar ve sana yaklaştıracak, senin rızana kovuşturacak şeylere koşarız. İbadetini sevinçle yapar, rahmetinin ve ihsanının devamını ve çok olmasını isteriz. Yasak ettiğin şeyleri yapmayız ve azabından korkarız. Şüphe yok ki senin azabın kafirlere erişicidir.






Tevhidiniz ne kadar da az! Allah’tan razılığınız ne kadar da az! Allah’ın istediği dışında, aranızda hiçbir ev (kalp) yok ki, içerisinde Cenab-ı Hak ile tartışma ve O’ndan hoşnutsuzluk olmasın. Halkı ve sebepleri ne kadar da çok şirk koşuyorsunuz.! Allah’ı değil de, falan ve falan kişileri rab ediniyorsunuz. Faydayı, zararı, bağışlara nail olmayı veya olmamayı onlara izafe ediyorsunuz. Böyle yapmayın. Rabbinize dönün. Kalblerinizi onun için boşaltın. O’na tazarru edin. İhtiyaçlarınızı O’ndan isteyin. Sizin için başka bir yer yok. Başka kapı yok. Bütün kapılar kapalı; sadece O’nu kapısı açık. Tenha yerlerde O’nunla başbaşa kalın. O’nunla konuşun. İman dillerinizle O’na hitap edin. Aile fertleri uyuyup, halkın sesi kesilince her biriniz temizlensin. Yüzünü secdeye koysun. Tevbe etsin.Özürler dilesin. Günahlarını itiraf etsin. Emellerini arzetsin. İhtiyaçlarını dilesin. Göğsünü sıkıştıran her şeyi O’na arzetsin.
Sizin Rabbiniz O’dur, başkası değil. İlahınız O’dur, başkası değil. Melikiniz O’dur, başkası değil. Afet okları yüzünden O’dan kaçmayın. Zarar da ve fayda da, zorlukta ve rahatlıkta size gelen her şeyin gerçek faili O’dur. Bunlar O’nu tanımanız, şikayetlerinizi O’na yapmanız, O’nun için sabretmeniz ve O’na “tevbe etmeniz” (dönmeniz) içindir.
Cezalar avam içindir. Kefaretler müttaki müminler içindir. Yüksek dereceler ise, mümin, müeyyed(desteklenmiş) ve sıddık olan salihler içindir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Biz peygamberler insanlar içinde en şiddetli belaya uğrayan kesimiz. Sonra diğerleri, sonra da diğerleri gelir.”
Mümin, bir belaya uğradığında sabreder ve belasını halktan saklar, onlara şikayet etmez. Bundan dolayı Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Müminin sevinci yüzünde olur. Onun kalbinde ise hüzün vardır. Kalbine diğer insanlar muttali olmasın diye o, hüznü sevinçle karşılar.” Batınlardaki hazineleri gizlerler. Batınlardaki yükleri, azıkları gizlerler. Hüzün kalp azığı, kalp yüküdür; havf(korku) nefsin azığıdır. Hüzün, kalplere sır hikmetlerini yağdıran bir buluttur. Allahü Teala: “Ben kalpleri benim için kırılmış olanların yanındayım” buyurmuşken, onlar hüzün ve inkisar üzere nasıl sabretmesinler? Onların kalpleri her ne zaman uzaklık sebebi ile kırılsa, kurbiyet onlara zorla gelir. Her ne zaman halktan uzaklaşsalar, Allahü Teala ile ünsiyet onlara öyle bir gelir ki! Her ne zaman halktan uzaklaşıp soğusalar, Allahü Teala’nın ünsiyeti(arkadaşlığı) ile ünsiyet, yakınlığı ile yakınlık bulurlar. Dünyada hüzünleri ne kadar çok olursa, ahiretteki ferahları da o derece çok olur.





Esselamü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekatühu; Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. “Esselam” Allah’ın 99 isminden (Esmaül Hüsna) biri. Anlamı, kullarına selametlik veren, bütün musibetlerden koruyup selamete eriştiren. Yazıya selamla başladım ve 30 hasene kazandım inşallah. Peygamber Efendimiz (as.) bir hadisinde böyle buyurmuş.
Yaptığım bu iş ile hem öğrendiklerimi sizlerle paylaşıyorum, hem de inşallah hasenelerim çoğalıyor. Öğrendiklerimi sizlerle paylaşa bilme fırsatını bana verdiği için Rabbime şükürler olsun. İnşallah bu işte hep yardımcım olur. Çünkü, O’nun inayeti olmadan hiçbir şeyi doğru yapmam mümkün değil. Gayret bizden, inayet Allah’tandır. Allah’ım! Bana ve kardeşlerime, her işimiz de hak üzere olmayı nasip et. Rızan olmayacak işlerden bizleri koru. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azdından bizi koru”
Derginin bu sayısında, ilk sayfada, vitir namazında okuduğumuz ama beklide anlamının hiç farkında olmadığımız kunut duasının türkçesi, altında Abdülkadir Geylani hazretlerinin, Yolun Esasları adlı kitabındaki 49. sohbetinin bir kısmı, güzeller, güzeli peygamberimizin (as.) kısaca hayatı, Hz. Ömer’in hayatından birkaç kesit(milligazete’den), bir anne’nin kızı için yürekten gelen dilekleri, Mehmet Talü hoca’nın bir soruya verdiği cevap(milligazete’den) ve kırkambar. Evvel Ahir Selamlar.

delikız

18 Ocak, 2007

Yeni Yıl

20 ocak cumartesi günü yıl başı, bizim yıl başımız, müslümanların. Peygamber Efendimiz'in (as.) Mekke'den, Mediye'ye Hicret etmesiyle başlayan bir devrin yıl dönümü. Bütün kardeşlerim için hayırlı olur inşallah.
delikız

10 Ocak, 2007

Anı Yaşamak

"Zaman çabuk çabuk geçiyor mona" diyor üstad Sezai Karakoç. Evet, çok kıymetli olan vaktimiz biz farkında olmadan geçip gidiyor. Rabbim, bize, zamanın su gibi akıp gittiğini anlayacak basiret ver. Ver ki, dur durak bilmeden geçen zaman boşa gitmesin.
Bizi yaratan, elçileri aracılığıyla yapmamız gerekenleri bizlere bildirdi. Bir sürü güzel iş var, yapılması gereken. Bu asıl güzel işlerimiz için hep geniş vakitler arıyoruz. Dar vakitleri hiç beğenmiyoruz. Yapmayı düşündüğümüz şeyi hep, daha geniş bir vakte erteliyoruz. Bu daha geniş vakit nedense hiç gelmiyor. Bir bahane de hep vardır. Geniş vaktin gelmeyiş nedeninin, şeytanın bizi oyalaması olduğunu bir türlü anlamıyoruz. Ya vakit azdır, yapılacak olan güzel amel için yada, yada, yada buluna bilecek bir sürü bahane işte...

Düşman işi iyi biliyor. Bazen sağdan, bazen soldan yanaşarak bizi kandırıyor. Biz saflar da, "daha iyisini yaparım, şunu bir bitireyim", "yarın başlıcam, kararlıyım" gibi iyi niyetlerle bahanelerimizi sıralıyoruz. Bunun, şeytanın işi ve tuzağı olduğunu ne yazık ki göremiyoruz. Böyle düşündüğümüz içinde, sanıyoruz ki, bu işler biter yada yarınlar gelir.
Şeytana ve nefsimize uyduğumuz müddetçe bunların sonu gelmez. Şeytan bıkmadan usanmadan çalışıyor ve başarılı oluyor. Bizler ondan daha iyi olmalı değil miyiz. Şeytan "anı yaşıyor" bizler "yarını" bekliyoruz. Halbuki, biliyoruz yarın çok geç olabilir ama yine de, yine de bekliyoruz.

Allah'ım; bize dar vakitlerin, ne kadar bereketli olduğunu göster. Bu dar, olduğunu sandığımız vakitlerde ertelenmeden yapığımız amellerin, geriye dönüp baktığımızda ne kadar da fazla olabileceğini göster.
Peygamber Efendimiz as. ın"erteleyiciler helak oldu" hadisini anlamayı ve aklımızda tutupta, bu bilinçle yaşamayı nasip et. Müminin yarını olur mu? Elbette ki olmaz. O geleceğe değil, bu güne bakar ve anı yaşayıp nasiplenmeye çalışır. Bu günü için çalışır ve inşallah yarınını kazanır.
Rabbim, bana ve sevdiklerime ve ümmeti muhammed'e çok geç olmadan uyanmayı nasip et. Nasip et ki yarın geldiğinde "geç" olmasın.


delikız

03 Ocak, 2007

Şevhar

Şehvar benim dergimin ve blog’un adı, anlamı İnci. Şehvar Farsça, inci'nin Arapçası Lülü, İngilizcesi pearl, Fransızcası perle, Almancası perte


Delikız

29 Aralık, 2006

Bu Gün Arefe*

Hacı adaylarımız bu gün Arafat'ta idiler. Kelime olarak Arafat "bilme, anlama, tanıma" gibi anlamlara gelir. Peygamberimiz as. "Hac, Arafat'ta olmaktır" demiştir. Arafat çıkmadan hacı olunmaz. Bu gün orada, dualar edildi, zikirler yapıldı. Allah'tan af ve mağfiret dilendi.
Ve Vakfe yapıldı. Vakfe; duruş bekleyiş demektir. Arafat vakfesi, bir yandan insanın dünyaya ayak basışını, diyer yandan ise kıyamette Allah'ın huzurunda bekleyişi hatırlatırmış. O, müminin, Rabbinin huzurunda imanla, sebatla, umutla gerçekleştirdiği bilinçli bir duruşmuş. Peygamberimiz as. Arafata varınca meşhur veda hutbesini burada yapmış.
İkinci bir vakfe'de Müzdelife'de yapılır. Müzdelife , harem sınırları içinde Arafat ile Mina arasında kalan bir bölgenin adıdır. Şeytan ve taraftarlarına karşı sembolik protesto'da atılacak küçük taşlar buradan toplanır. Müzdelife'den sonra Minaya geçilir. Mina; aşırı istek ve arzu demekmiş. Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmali'in Allaha'a olan aşklarının sınandığı yermiş.

Hacı adaylarının biraz daha işleri var. Şeytan taşlıyacaklar, kurban kesecekler, traş olacaklar ve son olarakta ziyatet tavafı yapacaklar. İnşallah bundan sonra "Hacı" olacaklar.

Kardeşlerimizin oradaki bu son heyecanlarını bizlerde burada yaşamaya çalıştık. Rabbim bizlerede oralarda olmayı ve bizzat yaşamayı nasip etsin inşallah. amin amin amin

Delikız *Arabistanda

19 Aralık, 2006

Namazda Okunan Dua Ve Tesbihlerin Anlamı/1

Allahü Ekber: Allah en büyüktür

Subhane Rabbiyel-azim: Azim olan Rabbim, bütün noksanlıklardan beridir.

Semiallahü limen Hamideh-Rabbena lekel-Hamd: Bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah, kendine hamdedenin hamdini işitir ve kabul eder.

Subhane Rabbiyel-ala: Pek yüce olan Rabbimi her türlü noksanlıklardan tenzih ederim.

Esselamü aleyküm ve rahmetullah: Allah’ın rahmeti, selamı sizin üzerinize olsun.

Allahümme entesselamü ve minkesselam, Tebarekte ya Zel Celali vel-ikram: Ey Allah’ım! Sen selamsın, bütün noksanlardan berisin, dünya ve ahiret selameti de senin yardım ve inayetinledir. Sen mukaddessin, ey Celal ve ikram sahibi olan Allah’ım


Delikız

14 Aralık, 2006

Hayatımızda Ne Çok Tanrı Var

Çok bilinmiş olanların dışında, bulmacalarda çıkan güneş tanrısı ra, elindeki okuyla insanlara çöp çatanlık yapan eros.. gündelik hayatımızda farkında olmadığımız, Yunan mitolojisine ait ne çok tanrı var. Giydiyimiz ayakkabının markası, bindiğimiz uçağın adı, yıllardır seyrettiğimiz dünya çapında yapılan yarışma.


Elhamdulillah ki bizler bir Allah'a inanan insanlarız. Maddi manevi her ihtiyacımızda; sevinç, üzüntü, sıkıntı, rahat, ölüm, doğum her her şeyde sadece O'nu bilir, O'na sığınır, O'ndan yardım isteriz. Ve biliriz ki her şey O'ndandır. Aklımız karışmaz. Ayy ben bu sorunda hangi tanrıya gidecektim gibi. O'nunla olan ilişkimizde hiç bir sorun yoktur, çünkü O bize şahdamarımızdan daha yakındadır ve her ihtiyacımızı bilir. İhtiyaç ve dualarımıza, Zatının belirlediği zaman ve şartlara göre cevap verir. Ama bizler bunu anlayamadığımız için yada anlamak istemediğimiz için yada bizim isteklerimize uymadığı için cevap vermez sanırız. Alim* olan Rabbimizden daha iyi biliriz sanki...

Allah'ım, hamdolsun ki sadece seni Rab biliyorum. Bu senin lütfundur. Hayatımdaki hiç bir şeyi putlaştırmama izin verme Rabbim. Malı, mülkü, parayı, evladı. Namazımda "sadece sana kulluk.... ederim" sözümde beni samimi kıl. Her amelimde beni doğruya yönelt, ailemi sevdiklerimi ve bütün kardeşlerimide. Rabbim senin inayetin olmadan ben kendimden hiç bir şey yapamam. Sen her şeyde benim yardımcım ol.

Ayakkabı, uçak ve yarışmada adı kullanılan tanrılara gelince de. Nıke: Zeus'ün habercisi kanatlı kız. Kimi anlatımlarda tanrıça Athena'nın bir ek adı. Pegasus: Tanrıların kullandığı kanatlı at. Olimpiyat: Tanrıların birbirleriyle yarışmasının adı.

*Alim: Her şeyi en iyi bilen


Delikız

12 Aralık, 2006

Hz. İbrahim

Esselamüaleyküm ya Hz. İbrahim. Ulül Azim Peygamber, Hz. Muhammed'in as. atası, put kıran, ateşe atılırken tevekkülü dorukta olan*, yumuşak huylu, çok sabırlı** olan bir Peygamber.

Seni seviyorum ya Hz. İbrahim. Allah azze ve celle bana ve isteyen tüm kardeşlerime ahirette seni görmeyi nasip etsin.
Bu güzel insanlar hakkında ne kadar bilgimiz var hiç düşündük mü? Bir gün Hz. Ebubekir hakkında bir kardeşimle konuşuyorduk, ben 'çok seviyorum onu' dedim kardeşim de bana' ben senin gibi Onu tanımıyorum ki, senin gibi seveyim' demişti ve doğru bir tespit yapmıştı.

Tanımıyoruz ve tanımak içinde hiç bir şey yapmıyoruz. Şöyle bir değerlendirme yapalım. Hz. İbrahim hakkında bildiklerimizle( bütün peygamberler ve diğer güzel insanlar) magazin dünyasındaki her hangi bir kişi hakkında bildiklerimizi karşılaştıralım. Hangisini daha iyi tanıyoruz ve tanımak için çaba harcıyoruz. Hangisi hakkında konuşmak, tartışmak, bilgi edinmek daha çok hoşumuza gidiyor. Bıkmadan, sıkılmadan, hangi taraf hakkında konuşmayı dakikalarca sürdürüyoruz. Aklımızdan 'biri konuyu değiştirse' diye geçtiğinde hangi konu konuşuluyor acaba?

Hz. İbrahim; tanınmayı, konuşulma diğerlerinden daha çok hak eden biri elbette. Eğer Hz. İbrahimi bu insanlardan daha az tanıyorsak utanmamız gerekmez mi? Bunun çok büyük bir kayıp, haksızlık ve eksizlik olduğunu ne zaman anlıyıpta, televizyon başından kalkıp bu seçkin insanlarla ilgilenicez. Seçim sizin, hangisi daha çok ilgiyi hak ediyor bu açık. Ama yine de karar verip uygulamaya geçecek olan sizsiniz. Evvel Ahir Selamlar



*Hz. İbrahim ateşe atılırken Cebrail as. yanına geldi 'bir ihtiyacın varmı' dedi O'da 'senden ise yok' dedi. Cebrail, 'Rabbınden dile' dedi 'Rabbim halimi biliyor mu?' 'evet biliyor' Hz.İbrahim 'Rabbımın halimi bilmesi bana yeter' dedi.
**tevbe/114

Delikız

-elcevap-

Hz. İbrahim

11 Aralık, 2006

-Bir Soru-

Soru: Hz. Yakup peygamberin dedesi kimdir?

Cevabı yarın, kimse bu soruyu görmeyecek ama olsun.

delikız

08 Aralık, 2006

İsteyene Verilir

Şehvar'ı seviyorum. Severek ve inanarak yaptığım bu işi aşağı yukarı altı senedir yapıyorum. Fikir olarak ilk aklıma geldiğinde ne kadar inandıysam ve heyecanlandıysam bu günde aynı şeyi hissediyorum. O günden bu güne çok şey değişti. O zaman kendime ait bilgisayarım ve yazıcım yoktu. Bu ihtiyacımı sağolsun Melike elinden geldiğince gideriyordu, bu konuda hakkını ödeyemem. Yine onun vesilesi ile artık bilgisayarım ve yazıcım var. Artık daha rahatım tabi ki.

Nereden nereye, istiyordum ama bu kadar çabuk olacağını tahmin etmiyordum. Rabbime hamd olsun ki oldu."İsteyene verilir" derler. Gayertli olmak, çalışmak, inanmak ve istemek önemli galiba. Elbette ki Rabbimizin bizler için yazdığı değişmez kaderin dışında. Şimdi 'çalışıyorum, istiyorum ama olmuyor işte' demeyin. Yapılması gereken, bizim üzerimize düşeni yapıp tevekkül etmemiz. Gayret bizden Tevfik Allah'tandır. Çünkü doğru ile yanlışı en iyi bilen Alim olan Rabbimizdir. İşler O'na bırakıldığında sonuç ne olursa olsun bizim için en güzelidir. Her ne kadar bize öyle gelmesede...

Bu gün bir şeyler yazmak istemişti canım ama ne yazacağımı bilmiyordum. Benim güzel dergimin (bana göre tabii) goolge'da birinci sırada çıktığını görünce çok şaşırdım, sevindim ve birden ilham geldi, bişeyler saçmaladım işte. Doğru yanlış kusura bakmayın artık. Ben güzel cümleler kurabilen biri değilim. Böyle bir iddam da asla yok ama yazdım işte... Baki Selam

Delikız

03 Aralık, 2006

Yeni Sayı Nihayet Çıktı

Dergimin yeni sayısını Allah'ın izni ile çıkartım. Ve dağıtma işinin çoğunu hallettim. Bana ve okuyan her kese faydalı olur inşallah.

Delikız

Bitkilerle Tedavi Yöntemleri\2

Anason
Türü: BitkiHastalık: BalgamTedavi: Anason tohumu kaynatılıp
balla tatlandırılarak içilmeye devam edilir.
Yan Tesiri: Bilinen herhangi bir yan tesiri yoktur.
Önemli Notlar: Yatıştırıcı iltihap kurutucu,
ağrı ve sancı kesici, gaz söktürücü bir bitkidir.
Piyasada Panason diye satılan gaz söktürücü
Papatya+nane+ anason karışımıdır.
İçindekiler: Anetol, Yağ, Albümin, Uçan Yağ,
Meyve şekeri

Kekik
Türü: Ot
Hastalık: Ülser
Tedavi: Kekik kaynatılıp balla tatlandırılıp günde
3 çay bardağı içilmeye devam edilirse mide rahat-
sızlıklarına faydalıdır.Yan Tesiri: Uzun süre bol miktarda alınırsa Timol,
Kalkan bezinin salgısının artmasına neden olabilir.Önemli Notlar: Hazmı kolaylaştıran, mikrop öldüren,
eşsiz bir nimettir. Gerek yemeklere, gerek salatalara
baharat olarak, gerekse çay gibi içilerek istifade ediniz.
Araba tutanlar, arabaya binmeden önce 1 su bardağı
kekik suyu içerse araba tutmasından kurtulabilirler.İçindekiler: Uçucu yağ, Timol, Kavrakrol, Simol, Borneol,
Pinen, Tanen, Acı maddeler, Glkozidler, Reçine (Timol,
Fenolden 25 kere daha fazla güçlü bir antiseptiktir.)

Kantaron
Türü: Çay
Hastalık: Karaciğer yetersizliği
Tedavi: Kantoron, ayrık otu kökü ile beraber kaynatılıp
balla tadlandırılarak içilmeye devam edilir.

İlacın adı: Kimyon
Türü: Baharat
Hastalık: Nefes darlığı
Tedavi: Kimyon sirke ile kaynatılıp balla tadlandırılarak
içilmeye devam edilir.

Sağlıklı Hayat Önerileri\2

11- Üçüncü perdeyi bekle
Sabır, sabır, sabır…hayat üç perdeden oluşur. Ruhlarımızın yaratılışı birinci perde, dünya hayatımız ikinci perde ve kıyamet-ahiret üçüncü perdedir. Bu dünyada zahiren “adaletsizlikmiş” gibi görünen haller, zenginlik/fakirlik, hastalık/ sağlık, güçlülük/zayıflık
gibi ölçülerin birer imtahan vesilesi olduğunu unutmayıp ona göre adımlarını atanlar kazançlı çıkacak olanlardır sakın unutma. Dolayısıyla içinde bulunduğun ortamdan dolayı üzülmeyi bir kenara bırakda imtahanı kazanmaya bak. "İnkâr edenler, kat’iyyen diril
tilmeyeceklerini sandılar. De ki: "Hayır, Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah’a göre kolaydır." (Teğabun, 64/7, Nahl, 16/30-40).

12- Bir bardak su
İçecek bir bardak suyunuz ve bir lokma ekmeğiniz var ise yiyecek. Siz çok şanslısınız. Uzunca bir müddet ıssız bir adada mahzur kalan bir denizciye yaşamış olduğu bu tecrübeden çıkardığı en önemli dersin ne olduğunu sormuşlar. O da şunları söylemiş; “İçebilecek temiz bir su, yetecek kadar aş olduğu sürece asla şikayetçi olunulmayacağını” öğrendim.

13- Kalbinizle dost olun
İstatistiklere göre Çinlilerde strese bağlı kalp rahatsızları oranı oldukça düşükmüş. Bunun en önemli nedenleri arasında Çinlilerin sakın yapılı olmaları gösterilmiştir. Dolayısıyla sende mutlu ve huzurlu bir hayat için olaylara sükunetle yaklaş, her türlü kaygıyı, öfkeyi, şiddeti bir kenara bırakıp affedici ol. Tıpkı Kur'an-ı Kerim'deki mümin tasvirinde olduğu gibi;"Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlardan bağışlama ile geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever" buyurur. (Al-i İmran Suresi, 134)

İlmihal

Namazların Sünnetleri:

Namazların bir kısımda sünnetleri vardır. Bu sünnetler, namazların vaciplerini tamamlar. Onlardaki noksanlıkları giderir ve fazla sevap kazanmaya sebep olur. Sünnetlere riayet edip devam etmek Allah’ın Peygamberine sevgi alametidir. Bununla beraber bu sünnet leri terk etmek, namazın bozulmasını veya tekrar kılınmasını gerektirmez. Fakat küçümsemeksizin kasten terk edilmesi bir hata ve bir mahrumiyettir. Fakat sünnetin hak görülmemesi, boş ve hikmetten uzak sayılarak küçümsenmesi,-Allah korusun- küfürdür. Çünkü sünnet de şer’i hükümlerden ve esaslardan biridir.


Namazlardan önce veya namazların içinde başlıca sünnetler şunlardır:


1- Beş vakit namaz ile Cuma namazı için ezan ve ikamet sünnettir. (ayrıntı için bkz. İlmihal)
2- İftitah tekbirini alırken ellerin yukarıya kaldırılması sünnettir.
3- Tekbir için eller kalkarken parmakların araları zorlamasızın biraz açık bulunması sünnettir.
4- İmam olan kimsenin, tekbirleri ve rükudan kıyama kalkarken (semiallahu limenhamideh) cümlesini ve namazın sonunda iki tarafa vereceği selamı, ihtiyaç miktarı aşikare yapması sünnet olduğu gibi, cemaatin de rüku’dan kalkarken gizlice (Allahümme rabbena velekelhamd) demesi, tekbirler ile selamı gizlice yapması da sünnettir. Rüku’dan kalkarken hem (semiallahu limenhamideh) hem de (Allahümme rabbena velekelhamd) der.
5-Namazların evvelinde gizlice (subhaneke) okuması bundan sonra fatihadan evvel yine gizlice “euzü besmele” okuması ve diğer rekatlarda da fatihadan evvel besmelei şerife okunup fatihaların sonunda hafifyen amin denilmesi sünnettir. Her rekatta fatihadan evvel besmele okumak, sahih sayılan görüşe göre ise vaciptir.(ayrıntı için bkz. İlmihal)
6- Namazda erkeklerin, göbeklerinin altında tutmak üzere, sağ ellerini sol elleri üzerine koymaları ve baş parmaklarıyla serçe parma klarını halka şeklinde bulundurarak bununla sol bileklerini tutup diğer üç parmaklarını kolları üzerine uzatmaları, kadınlarda halka etmeksizin sağ ellerini göğüsleri üzerinde tam sol elleri üzerine koymaları sünnettir.
7-Namaz aralarında, kıyamdan rüku’a ve secdelere giderken ‘Allahu Ekber’ denilmesi, rükudan kıyama kalkarken ‘Semiallahü limen hamideh’ denmesi, secdeden kalkıp yine secdeye giderken ‘Allahu Ekber’ denilmesi sünnettir.
8- Rüku ve secde tesbihleri, rüku halinde üç kere (Sübhane Rabbiye’l-azim) denilmesi, secde halinde de üç kere(Sübhane Rabbiye’l -ala)denilmesi sünnettir.
9- Rüku halinde erkeklerin ellerinin parmakları açık olacak şekilde elleriyle dizlerini tutmaları sünnettir. Kadınlar bu halde parmaklarını açık tutmazlar ve dizlerini kavramazlar, ellerini dizleri üzerine koyarlar.
10- Bir özür yoksa , kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak sünnettir.
11- Ka’de(tahiyyata oturuş) ve celse(secdeden doğrulup bekleme) hallerinde erkeklerin sol ayaklarını döşeyerek üzerlerine oturmaları ve sağ ayaklarını güçleri yettiğince kıbleye doğru dikmeleri, kadınların da sol ayaklarını sağ taraflarına yatık bulundurarak yere oturmaları sünnettir.
12- Rükuda erkeklerin inceklerini dik tutmaları, kadınların da dizlerini bükük bulundurmaları sünnettir. Bu halde erkeklerin sırtları düz bulunur. Kadınların sırtları ise yukarıya doğru meyilli olur.
13- Secdeye varılırken önce dizleri, sonra elleri, sonra yüzü yere koymak ve secdeden kalkarken de önce yüzü, sonra elleri dizlerin üzerine koyduktan sonra dizleri yerden kaldırmak sünnettir.Buna güç yetmezse, el ile yere dayanarak kalkılabilir.
14- Ka’delerde(tahiyyatlara oturuşlarda) ve celselerde(secdeler arasındaki bekleyişlerde) ellerin kıbleye yönelik olarak oyluklar üzerine konulup dizlerin tutulması sünnettir.
15- Ka’delerdeki Teşehhüdlerde “La ilahe” denirken sağ elin işaret parmağını kaldırıp “illallah” denirkende indirilmesi sünnettir.Bir çok kimseler bu sünneti gereği üzre yapamayacaklarından dolayı terk edilmesini uygun görenler vardır. (ayrıntı için bkz. İlmihal)
16- Farz namazların, vitir namazının ve müekked sünnetlerin son oturuşlarında, gayr-i müekked sünnetlerle diğer nafilelerin her oturuşunda tahiyyattan sonra Peygamber Efendimize Salat ve Selam okumak sünnettir.(Allahümme salli ve Allahümme barik)
17- Bütün namazların son oturuşlarında Salat ve Selamdan sonra iki tarafa selam vermeden önce dua edilmesi sünnettir. Bu dua, Kuran-ı Kerimin mübarek dua ayetlerinden biri ile yapılması veya bunlara benzer bulunmalıdır. Kullardan istenebilecek şeyler hakkında olan: “Ya Rabbi! Bana şu kadar para ver” şeklinde namazda dua edilmesi caiz görülmemektedir. Namazların adet edinilen dua: ‘Rabbena Atina…’
18- Namazların sonunda selam verirken yüzün önce sağ tarafa, sonra sola çevrilmesi sünnettir.
19- Sütre edinilmesi sünnettir.(ayrıntı için bkz. İlmihal)



“Sütre: Perde. Örtü. Perdelenecek şey.
Namaz kılarken kıble cihetinde duvar ve sair olmadığından, önden geçenlerin namaza zarar vermemeleri için, ön tarafa dikilen şey.(en az altmış cm. yükseklik)” Sütre hakkında kısa bilgi olsun diye başka kaynaktan aldım.

İmam Rabbani Hazretleri Buyurdu ki:

İnançları düzelttikten sonra fıkıh hükümlerinin öğrenilmesi mutlak lazımdır. Farzları, vacipleri, helal ve haramları, sünneti, mendup, karışık ve mekruh olan şeyleri öğrenmekten kaçınılmamalıdır. Bu bilgiler mucibince amel etmek zorunludur.
Fıkıh kitaplarını okuyup gözden geçirmek en önemli vazifelerden sayılmalıdır. Salih amel işleyebilmek için çok gayret gösterilmelidir.
Burada bir miktarda namazın faziletlerinden ve namazın rukünlerinden bahsedelim. Çünkü namaz dinin direğidir. İyice bilmek lazım.

Evvela abdest iyi alınmalıdır. Her uzvu, tam ve mükemmel bir şekilde üçer defa yıkamak gerekiyor. Ki sünnet üzere abdest alı-nmış olsun. Başı mesh ederken her yanını kaplamalı mesh ile meshetmek gerekiyor. Kulaklar ve ense de, bir tedbir olarak mesh edil melidir.
Peygamberimizden gelen rivayetlerde, ayak parmaklarını, sol elin küçük parmağıyla hilallemek gerekiyor. Ayrıca buna riayet et mek lazımdır. Müstehapları yerine getirmekte ihmalkar davranmak uygun değil. Çünkü o, Allah tarafından sevilen ve razı olunan ameldir.
Bütün dünyada sadece bir işin Cenab-ı Hakk tarafından sevilip razı olduğu haberi alınsa ve o işi yerine getirebilme imkanı varsa, onu ganimet bilip hemen yerine getirmek gerekmektedir. Bu iş şuna benzer;
Bir şahsın bir saksı parçası karşısında müthiş-nefis bir mücevher satın alması gibi… Ya da, donuk bir şeyi vererek karşılığında canlı, ruhlu birini satın alması gibi…

Tam manasıyla temizlik yapılıp abdest aldıktan sonra müminlerin miracı olan namaza niyet edilir. Farz namazları cemaatle beraber eda etmeye ihtimam gösterilmelidir. Hatta iftitah tekbirini imamla beraber almayı kaçırmamak lazımdır. Yine namazları hoş görülen, müsaade edilen vakitler dahilinde kılmak gerekiyor. Namazda Kuran-ı Kerim okurken sünnet olan miktarı göz önünde tutmak lazım. Ruku ve secdelerde, azaların tam yerine oturmasına dikkat edilmelidir. Çünkü bu, tercih edilen görüşe göre ya farz, yada vaciptir.
Ayakta durulduğu zaman tam manasıyla dik ve düzgün durulmalıdır. O şekilde ki, her aza, kendi yerine oturmakta ve yerine yerleşmektedir. Ruku ve secdeden kalkıp doğrulduktan sonra aynı şekilde azaların yerli yerine geçmesi şarttır. Çünkü bu husus ihtilaflı olarak ya farz, ya vacip, ya da sünnettir.

İmamın getireceği tesbihler, kendisine uyanların takati kadardır. İnsan tek başına kıldığı vakit veya gücü kuvveti gerinde iken, tesbihleri en az miktarı kadar-üç- getirmekten utanması lazımdır. Bilakis beş veya yedi kere söylemesi gerekir.(rukü ve secde tesbihleri)
Secde yapacağı sırada yere ilkin vücudunun en yakın azasını koyar. Yani evvela dizlerini, sonra ellerini, sonra burnunu, sonra da anlını yere koyar. Dizler ve eller yere konurken, sağ tarafta olanlardan başlanılmalıdır. Başını secdeden kaldıracağı vakit, göğe en yakın olanını ilk önce kaldırmalıdır. Yani evvela secdeden anlını kaldırmalıdır.

Ayakta iken secde mahaline bakmalıdır. Rükuda iken ayaklarının üstüne, secde de iken burnunun ucuna, otururken de ellerinin üzerine bakmalıdır. Zira namazda gözleri anlatılan bu yerlere dikip başka yerlere kaymasına mani olunduğunda, namazda kalp ve gönül birliği, huzur ve huşu hasıl olur. Ki Peygamberden de(s.a.v) bu şekilde rivayet edilmiştir.
Yine rükuda iken parmakları açmak, secdede iken kapamak sünnettir. Bunlara riayet etmek gerekiyor. Parmakları açmak ve kapamak faydasız şeyler değildir. Bilakis bunda bir çok faydalar mevcuttur. Ki şeriatın sahibi bu faydaları düşünerek bunların yapılmasını emretmiştir. Şeriatın sahibine(s.a.v) uymaya denk bir fayda bizim için asla olamaz.

Bütün bu hükümler, fıkıh kitaplarında genişçe anlatılmış ve izah edilmiştir. Bunları burada da anlatmaktan gaye, fıkıh ilmine uygun olarak ameller yapmaya teşviktir.

Peygamber Efendimizin Veda Haccında Yaptığı Hutbe

Veda Hutbesi:

Ey insanlar! Sözümü dinleyin. Bilmem ama belki de bu seneden sonra burada sizinle buluşamam… Ey insanlar! Kan ve mallarınız birbirinize haramdır. Tıpkı şu gün, şu ay, şu şehriniz gibi haram… Dikkat edin, cahiliye döneminden ne kaldıysa hepsi ayağımın altındadır. O dönemden kalan her türlü kan davaları da lağvedilmiştir. İlk kaldırılan kan davası da, İbn Rebia bin Haris’in kanıdır. Cahiliye faizleri de iptal edilmiştir. İlk iptal edilip yok sayılan faiz de Abbas bin Abdülmüttalib’inkidir. Çünkü bunların hepsi mülgadır.

İnsanlar! Artık şeytan şu ülkenizde kendisine uyulmaktan ebediyen ümidini kesmiştir. Ama basit sayılan hususlarda olsun yaptıklarınızda ona itaat olunursa bundan memnun olur. O halde din konusunda ondan sakının… İnsanlar! Nesi küfre bir ektir. İnkarcılar, insanları bununla azdırırlar. Yani (haram ayları) bir yıl helal , bir yıl haram sayarlar. Maksadları Allah’ın haram kıldıklarına ilave yapmaktır. Böylece Allah’ın haram kıldığına helal, helal kıldığına da haramlaştırmış olurlar. Zaman döndü dolaştı Allah’ın yeri göğü yarattığı noktaya vardı:

Bir yıl on iki aydır. Bunun dördü haram aydır. Üçü ard arda gelir; Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Receb-i Murad ise Cemadi ve Şaban arasındadır.

Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Zira siz onları Allah’ın emaneti ile aldınız. Allah adına da onların namusunu kendinize helal kıldınız. Sizin onlar üstünde hakkınız olduğu kadar da, onların sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin onlar üzerindeki hakkınız, döşeğinizi sizden başkalarına çiğnetmemeleri; hoşlanmasınız tabii bu halden.* Bunu yaparlarsa, yaralamıyacak şekilde dövebilirsi niz onları. Ama onların da sizin üzerinizde; maruf şekilde yiyecek ve giyeceklerini temin ödevi vardır.

Aklınızı çalıştırın insanlar, çünkü ben tebliğ ettim. Ve size öyle iki şey bıraktım ki; onlara tutunursanız sapmazsınız; Allah’ın kitabı ve Resulullah’ın Sünneti.

Ey Nas! Dinleyin ve itaat edin. Hatta, Allah’ın kitabını aranızda uyguladığı müddetçe; kıvırcık saçlı bir köle başınıza tayin edilse bile…

Kölelerinize de dikkat edin!.. Onlara kendi yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin. Hataen suç işlerlerse onları bağışlayın. Ya da satın, ama eziyet etmeyin sakın.

Ey Nas! Sözümü iyi dinleyip, anlayın. Anlayın ki; her Müslüman birbirinin kardeşidir. Tüm Müslümanlar kardeştir. O halde bir kişiye kardeşinin malı helal olmaz. Ancak, gönül rızası ile verirse o ayrı… Siz nefsinize de zulüm etmeyin. Ya Rab! Tebliğ ettim mi?..

Yarın Rabbinizin huzuruna çıkacaksınız. Sakın benden sonra geri dönüp, birbirinizin boynunu vurmaya başlamayın terar…

Dikkat edin, burada bulunalar bulunmayanlara duyursunlar bunları. Ne belli, bekli de işitenden daha iyi kavrayacaktır duymayan biri… Bakın size benden sorulsa ne diyeceksiniz?

Dediler ki: Şahidlik edeceğiz ki; sen bize tebliğ vazifeni eda ettin ve bize güzel öğüt verdin. Şehadet parmağı yukarıda şöyle dedi O da: Şahid ol ya Rab! Şahid ol ya Rab! Şahid ol ya Rab!.


*Burada, yanlarına girmesini hoş görmediğiniz demektir. Yoksa, zina kastedilmiyor.


Fıkhu’ssiyre\Ramazan El-Buti
Bismillahirrahmanirrahim

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a, selam ve dua Peygamberimiz(s.a.v)’in ve bütün Peygamberlerin üzerine olsun


Bir de İbrahim’in şöyle dediği vakti hatırla:

“Rabbim! Bu beldeyi güvenilir kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak bulundur! Rabbim! çünkü o putlar insanlardan bir çoğunu şaşırttılar. Bundan böyle kim benim izimden gelirse, işte o bendendir, kim de bana isyan ederse, artık Sen çok bağışlayıcı ve çok merhametlisin! Rabbim! Beni namazı devamlı kılan kul eyle, zürriyetimden gelenleride... ey Rabbimiz! Duamı kabul buyur!” 14/35-36-40


Hani Lokman oğluna Nasihat ederken şöyle demişti:

“Yavruğucum! Allah’a ortak koşma, çünkü şirk çok büyük bir zulümdür! Yavrucuğum! Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, bir kaya içinde veya göklerde veya yerin dibinde gizlense, Allah onu getirir mizana koyar; çünkü Allah en ince detayları bilir ve her şeyden haberdardır! Yavrucuğum! Namazı, kıl iyiliği emret ve kötülükten sakındır. Başına gelene sabret; çünkü bunlar çok önemli işlerdendir. Böbürlenip kibirlenerek insanlardan yüz çevirme! Yeryüzünde çalımla yürüme; çünkü Allah övünen, kurulup kası- lan hiç kimseyi sevmez. Yürüyüşünde mutedil ol, sesini alçaktan al; çünkü seslerin en çirkini şüphesiz ki eşeklerin sesidir.”31/13-16-17-18-19

Şeyh Edebali’in Osman Bey’e nasihatı:

Oğul, İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler.
Avun oğlum avun.
Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın.
Ama: Bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ve nefsin bir olup aklını yener.
Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın.
Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir.
Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler ancak senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.
Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir.
Bu dünyada inancini kaybedersen yeşilken çorak olur, çöllere dönersin.
Açık sözlü ol. Her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme.
Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbeti itibar olmaz.
Üç kişiye acı:
Cahiller arasındaki alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene.
Unutma ki! Yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğunda mücadeleden korkma, yılgınlık gösterme.
Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.
"Ey oğul! Artık Beysin...
Bundan sonra öfke bize, gönül almak sana...
Suçlamak bize, katlanmak sana... Acizlik bize, yanılgı bize, hoş görme sana...
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana...
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlamak sana...
Ey oğul! Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana...
Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana...
Ey oğul! Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz...
Şunu da unutma: İnsani yaşat ki devlet yaşasın.
Ey oğul! Yükün ağır, işin çetin gücün kula bağlı.
Allahü Teala yardımcın olsun!"

14 Kasım, 2006

Kısa Bir Haber

Dergimizin yeni sayısı inşallah yakında hazır olacak. İsteğim, Rab'bimin hoşnutluğunu kazandıracak hayırlı ve faydalı şeyler sunmaktır. Gayret benden tevfik Allah'tan...

Delikız

08 Kasım, 2006

Böyle Bir Hayatı Yaşamak

Biraz önce dışarıdan kulağıma patlama sesleri geldi. İçimi bir korku sardı, Filistin, Irak, Lübnan ve daha bugün Gazze'de olan kardeşlerim geldi hemen aklıma. Benim duyduğum bu sesler, düğün, bayram yada bilmem ne sebepten dolayı havaya atılan havai fişeğinin sesiydi. İnsanların eğlenmek için dünyanın parası vererek yaptıkları, havaya attıkları bir bombanın sesi. Böyle olduğunu bildiğim halde yinede korktum. Gerçek bir bombanın sesini hiç duymadım, bunun gerçek olmadığını bildiğim halde yinede korktum. Evimin tepesine inmiyeceğini bildiğim halde yinede korktum. Bana her hangi bir zarar vermiyeceğini bildiğim halde yinede korktum. Ve düşündüm!!! Ya kardeşlerim ne yapıyor? Hiç beklemedikleri bir anda (çarşıda, işte, okulda, evde, veya uykuda) bu sesi duyduklarında. Onların duyduğu bu sesler gerçek bir bombaya ait ve kiminin evinin tepesine kiminin bedenine isabet eden gerçek bombalar... Onların korkusunu ben asla bilemem... Çünkü havai fişeğinin sesi dışında başka bir ses duymadım çok şükür ki

Böyle bir hayatı yaşamak nasıl bişey Rab'bım, her gün kargaşa, her gün acı, her gün yokluk ve her gün savaş. İnsanlar, neredeyse hiç denecek kadar az "huzur" buluyorlar yaşadıkları böyle bir hayat'ta. Ben bunu sadece bu gecemi hatırladım, bombanın benim evimede düşebileceğini düşündüğümde.
Hayır, Elhamdülillah ki hayır. Her dua'mda değil. Çünki bazen tembellik edip yada zaman olmadığı için yada çok kısa bişeyler söylediğim, zamanların dışında, Allah şahid ki onları hiç unutmuyorum. Ve Allah'ın izniyle hiç zamanda unutmıcam. Benim başıma da aynı şeyin gelebileceği ihtimalının dışında. Onları sevdiğim için...

Böyle bir hayatı yaşamak nasıl bişey Rabbım,
Ben bunu bilmiyorum senin lütfunla Rab'bım
Ve kardeşlerimin de bilmesini yada yaşamasını istemiyorum Rab'bım

Delikız

16 Eylül, 2006

Ramazan Azığımız

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:

Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir. Kur’an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu müba- rek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin! Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.



Oruç Hakkında Bazı Bilgiler:

Oruç ile mükellef olmak için İslam, akıl, bulüğ şarttır.
Orucun edasının farz olması için sıhat ve ikamet şarttır.
Oruçlu kimsenin abdest alırken, ağzına ve burnuna su almakta mübalağa göstermesi, mesela:ağzını su ile doldurup bu suyu ağzında fazla tutması mekruhtur.
Dişler arasında kalan taam yutulsa bakılır: eğer az bir şey ise orucu bozmaz, fakat çok ise bozar. Nohut tanesinden ufak olan şey az, nohut tanesi kadar olan şeyde çok sayılır.
Vücudun gözeneklerinden içeriye nüfuz eden şeyler orucu bozmaz. Vücuda sürülen yağ veya yıkanılıp soğukluğu içeri nüfuz eden su. Göze dökülen ilaç da orucu bozmaz. Çünkü bunların böyle içeriye nüfuzu gözenek vasıtasiledir.
Ramazan orucundan başka hiçbir orucun bozulmasından dolayı kefaret (iki ay oruc tutmak) lazım gelmez.
Bozulan her hangi bir nafile orucun kazası lazım gelir.

Orucun Sünnetleri:
1.Sahuru geç yapmak.
2.İftarı hurma veya su ile namazdan önce ve acele ile yapmak.
3.Zevalden önce misvak kullanmamak.
4.Ramazan ayında cömert olmak.
5.Kur’an’ı çok okumak.
6.İtikafa girmek.


MİNİ TEST:
1-)Ramazan ayında, her gün için ayrı niyet etmek, farz oruç için nedir?
a)Sünnet b)Müstehap c)Farz d)Vacip
2-)Aşağıdakilerden hangisi orucu bozar?
a)Kasten kusmak b)Unutarak bir şeyi yemek, içmek b)Mazmazadan sonra ağızda kalan yaşlılık d)Kan aldırmak
3-)Aşağıdakilerden hangisi orucu bozmaz?
a)Uyku halinde yemek içmek b)Unutarak yiyene, hatırlatığın halde devam etmesi c)Dişler arasında kalan susam ve buğdayı yutmak d)Burna ve kulağa akıtılan ilaç
4-)Oruç tutacak kişinin sahur yemeği yemesi nedir?
a)Sünnet b)Müstehap c)Nafile d)Vacip
5-)Ramazan ayında çok Kuran okumak nedir?
a)Farz b)Mekruh c)Caiz d)Sünnet
Cevaplar:3)c 5)d 1)c 4)b 2)a

Hoş Geldin Ramazan

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd alemlerin Rabbine, selamlar ve dualar, Peygamberlerin sonuncusuna ve bütün Peygamberlerin üzerine olsun.




Biz o Kuran’ı Kadir gecesinde indirdik!
Sen Kadir gecesinin ne olduğunu biliyor musun?
Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.
O gece Melekler ve Cebrail, takdir edilmiş işleri düzenlemek üzere, Rablerinin izniyle inerler.
O gece tan yeri ağırıncaya kadar esenliklerle doludur. (Kadir süresi)






Ey iman edenler! Oruç üzerinize farz kılındı; nitekim sizden evvelkilere de farz kılınmıştı. Umulur ki sakınırsınız.2/183

O Ramazan ayı, ki, insanları hidayete ulaştıran Kuran, hak ile batılı birbirinden ayıran apaçık ayetler halinde onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya yetişirse oruç tutsun… 2/185





Mümin’in gözü aydın, ki, Ramazan kapımızda. Bizi Ramazan’a ulaştıran Rabbimize hamd olsun. Sevdiklerimizle birlikte, sıhat ve huzur içinde bu güzel ayı geçirmeyi Rabbim bize ve ümmeti Muhammed’e nasip etsin.
Bu sayıda neredeyse sadece Ramazan var. Elimden geldiğince güzel olsası için uğraştım. Bu güzel ayın bereketi dergide de olsun istedim. Ne kadar başara bildim bilmiyorum. Artık takdir sizin.
Rahmet ve bereket ayının niyetlerinden, Allah’ın acze ve celle inayetiyle ben, ailem, sizler ve bütün kardeşlerim inşallah faydalana biliriz. Rabbim, Ramazanın rahmetini, bereketini ve feyzini gelecek Ramazana kadar kalbimizde muhafaza etsin. Hayırlı Ramazanlar.






Mübarek Ramazan ayı geldiği zaman, cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kilitlenir. Şeytanlar bağlanır ve bir tellal şöyle bağırır: Ey hayrı arayan kimse! Gel! Ey şerri arayan vazgeç.(Tirmizi)

Ramazan ayı hariç, Resulullah hiç bir ayda tamamen oruç tutmamıştır. (hz. Aişe’den)



Her sevab’a on misli yazılır; ta yediyüz misline kadar çıkar. Ancak oruç, o ise benimdir ve onun karşılığında kulumun mükafatını veririm.(Müslim ve Buhari)
Allah Teala Kuran’da da şöyle buyurmaktadır: “Ancak sabredenlere mükafatları hesapsız verilecektir”zümer/10
Oruç ise sabrın yarısıdır. Onun sevabı takdir ve hesap ölçülerinin üstündedir. Orucun faziletini bilmek hususunda Hz. Peygamber’in şu hadisi zannedersem kafidir: “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah nezdinde misk kokusundan daha hoştur. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmaktadır: ‘kulum ancak şehvetini, yiyeceğini ve içeceğini benim için terk et mektedir. Bu bakımdan oruç benim içindir ve onun mükafatını ben veririm.”(Müslim ve Buhari)


Oruçluya iki türlü sevinç vardır: a) İftar ettiği zaman sevinir, b) Allah’a kavuştuğu zaman sevinir.(Müslim ve Buhari)


Leys, mücahid’den ‘ iki haslet vardır. Onların ikisi de orucu bozar: a)Gıybet b)Yalan’ dediği rivayet edilmektedir.
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Oruç mümin için kalkandır. Bu bakımdan herhangi biriniz oruçlu ise, fahiş konuşmasın, cahil ce hareket etmesin. Eğer bir kişi kendisiyle çirkin konuşur veya dövüşürse, desin ki: (Ben oruçluyum, ben oruçluyum.)”(Buhari ve Müslim)

Ramazan’ın son on günü geldiğinde Hz. Peygamber, yatağını katlar, elbisesini giyer, daha fazla ibadet etmeye hazırlanırdı. Ailesine de aynı şeyi emrederdi.(Buhari ve Müslim)


1

04 Eylül, 2006

Ramazan kapıda:)

Müminin gözü aydın! Ramazana yirmi gün var. Kısmet olurda, ulaşırız inşallah "bin aydan hayırlı" olan aya. Sadece ulaşmış olmak yetmez tabi, onu razı olarak da göndermek gerekir. Allah'ım bize yardım ette, Ramazanı giderken gönlü bizde olarak uğurlayalım. Bunun içinde, her zamankinden fazla Kuran okumamız, yaa sabır dememiz, duymamamız ve görmememiz gerekiyor.
Allah'ım Filistin'de Irak'ta Beyrut'ta ve dünyanın her neresinde ise(maddi ve manevi ne sıkıntısı varsa) kardeşime yardım et. Ben onları izninle unutmuyorum Sen hiç unutmassın.
Dergimi hazırlamaya çalışıyorum.İnşallah güzel ve faydalı olur.

delikız