Yürüyüş Tarzı: Hazreti Peygamber; yürürken ayaklarını sürümezler, adımlarını atarken yerden sertçe kaldırılardı. Hareket halin de iken sağa sola sallanmazlar, inişli yokuşlu engebeli bir arazı de yürürcesine hafifçe önlerine eğilirlerdi. Dimdik durup göğüslerini kabartarak yürümedikleri gibi, koşar adımlarla yürürcesine hızlıda yürümezlerdi. Fakat Allah’ın kendilerine bir lutfü olarak, uzun mesafeleri kısa zamanda katederlerdi.
Gülüş Tarzları: Peygamber Efendimiz, yaradılıştan beşuş çehreli, güleç yüzlü idi. Tebessüm denen “gülümseme”, Onun mübarek yüzünden hiç eksik olmazdı. En sıkıntılı anların da bile, üzüntülerini belli etmezler, yanındakilerin içlerini karartacak bir tavır sergilemezlerdi. Bilhassa sevdikleri kimselerle karşılaştıkların da, öylesine tebessüm ederlerdi ki, böyle anlarda yüzleri ay gibi parlardı. Hz. Aişe validemiz Peygamberimizin gülüş tarzlarını şu şekilde anlatmışlardır: “Resulullah Efendimizin, küçük dili gözükecek şekilde, kendinden geçercesine güldüklerini hiç görmedim. Onun gülüşü tebessüm şeklin de idi”.
Hayası: Peygamber Efendimiz, haya duygusu bakımından da eşsizdi. O, insanların en utangacı idi. Ashab-ı kiram, Onun utangaçlık halini ifade edebilmek için ortak bir ifade kullanmışlardır: “Resul-i Ekrem Efendimiz, duvağına bürünmüş gelinlik kızdan daha utangaçtı!..”
Peygamberimiz “Haya güzeldir, fakat kadında daha güzeldir” buyurmuştur. Haya örtüsüne bürünmüş kadın, topluluk içinde bir disiplin unsurudur. Davranışların da daha hassas, tavırların da daha titiz, hareketlerin de daha ölçülü olan kadınların bulunduğu topluluklar da gevşeme ve çözülme gözükmez.
Hz. Peygamber’in Ashabının Hayası: Resulullah Hz. Aişe ile beraber otururken, Hz. Ebu Bekir müsaade istedi ve içeri girdi. Sonra Hz. Ömer izin istedi ve içeri girdi. Daha sonra da Sad bin Malik izin istedi. Oda içeri girdi. Bunlardan sonra Hz. Osman da izin istedi. Resulullah içerdekilerle gömleksiz bir vaziyette konuşurken, Hz. Osman izin isteyince, Peygamber gömleğiyle üzerini örtü ve bundan sonra Osman da içeri girdi. Konuştular ve sonra çıkıp gittiler. Onların çıktığını gören Hz. Aişe: “Ya Resulallah, Hz. Osman’dan çekindiğin kadar, Hz. Ebu Bekir ve Ömer’den çekinmediğini gördüm. Sebebi ne ola ki?” diye sordu. Resulullah’da: Osman çok hayalı bir kimsedir. İçeri girdiğin de biraz önceki hal üzere bulunsadım, o meselesini bana açmazdı. İşte bundan korktum buyurdu.
Siteme hoş geldiniz.Burada yayınlanan yazılar benim okuyup da beğendiğim ve sizlerle paylaşmak istediğim, kaynak gösterilerek yayınlanan yazılardan oluşuyor.Blog sahibesi olan ben, siz misafirlerime keyifli okumalar diliyorum.
11 Ağustos, 2006
04 Ağustos, 2006
Cevap Verin Bakalım
EĞER/ İbrahim Sadri
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, yalnızca bir kaç günlüğüne çalsa kapınızı, merak ediyorum neler yapacağınızı… Biliyorum ama, böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı, Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını,ve inandırmaya çalışacağınızı, Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; Gerçekten evinizde Ona hizmet etmekten alacağınız hazzı. Fakat söyleyin bana, Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde, Onu kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa Onu içeriye almadan önce, aceleyle, bazı dergileri gazeteleri çarçabuk saklayıp yerine Kuran’ı mı koyacaksınız. Peki hala amerikan filmlerini seyredecek misiniz televizyonda? Yoksa kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle, O size kızmadan önce.
Kimbilir? Belki de ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını mı dilerdiniz, hatırlayamadığınız en son çirkin kelimeyi… Peki ya dünya lık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız? Ve bunun yerine, ortalığa kitaplığınızın raflarında tozlanmış, hadis kitaplarını mı çıkaracaksınız? Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa telaşla ne yapayım diyerek, sağa sola mı koşturacaksınız? Merak ediyorum: Eğer Peygamber Efendimiz, birkaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa, yapmaya devam edecekmisiniz, her zaman yaptığınız şeyleri? Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı? Her yemekten sonra sofra duası etmeyi, yine zor mu bulacaksınız? Hiç yüzünüzü asmadan, oflayıp puflamadan, her vakit namazınızı kılacak mısınız? Ya sabah namazı için, sıcak yatağınızdan, erkenden fırlayacak mısınız? Peki ya yine mırıldanacak mısınız, her zaman söylediğiniz şarkıları? Ve okuyacak mısınız, her zaman okuduğunuz kitapları? Peki bilmesine izin verecek misiniz? Aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri, yoksa hiç bilmemesini mi
isterdiniz? Şöyle diyelim ya da: gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz peygamberi de? Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız?
Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla? Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız, Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle? Şimdi söyleyin açık yüreklilikle, Onun kalmasını istermisiniz sizinle? Sonsuza dek hep birlikte… Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız? Ziyareti bitip gittiğinde, gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi? Bilmek ve düşünmek, Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse yapacağınız şeyleri… Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, yalnızca birkaç günlüğüne ani den çalsa kapınızı, merak ediyorum neler yapacağınızı…
Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, yalnızca bir kaç günlüğüne çalsa kapınızı, merak ediyorum neler yapacağınızı… Biliyorum ama, böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı, Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını,ve inandırmaya çalışacağınızı, Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; Gerçekten evinizde Ona hizmet etmekten alacağınız hazzı. Fakat söyleyin bana, Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde, Onu kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa Onu içeriye almadan önce, aceleyle, bazı dergileri gazeteleri çarçabuk saklayıp yerine Kuran’ı mı koyacaksınız. Peki hala amerikan filmlerini seyredecek misiniz televizyonda? Yoksa kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle, O size kızmadan önce.
Kimbilir? Belki de ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını mı dilerdiniz, hatırlayamadığınız en son çirkin kelimeyi… Peki ya dünya lık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız? Ve bunun yerine, ortalığa kitaplığınızın raflarında tozlanmış, hadis kitaplarını mı çıkaracaksınız? Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa telaşla ne yapayım diyerek, sağa sola mı koşturacaksınız? Merak ediyorum: Eğer Peygamber Efendimiz, birkaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa, yapmaya devam edecekmisiniz, her zaman yaptığınız şeyleri? Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı? Her yemekten sonra sofra duası etmeyi, yine zor mu bulacaksınız? Hiç yüzünüzü asmadan, oflayıp puflamadan, her vakit namazınızı kılacak mısınız? Ya sabah namazı için, sıcak yatağınızdan, erkenden fırlayacak mısınız? Peki ya yine mırıldanacak mısınız, her zaman söylediğiniz şarkıları? Ve okuyacak mısınız, her zaman okuduğunuz kitapları? Peki bilmesine izin verecek misiniz? Aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri, yoksa hiç bilmemesini mi
isterdiniz? Şöyle diyelim ya da: gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz peygamberi de? Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız?
Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla? Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız, Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle? Şimdi söyleyin açık yüreklilikle, Onun kalmasını istermisiniz sizinle? Sonsuza dek hep birlikte… Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız? Ziyareti bitip gittiğinde, gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi? Bilmek ve düşünmek, Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse yapacağınız şeyleri… Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, yalnızca birkaç günlüğüne ani den çalsa kapınızı, merak ediyorum neler yapacağınızı…
30 Temmuz, 2006
Bağış ve Teşekküre Dair/ Bostan'dan
Allah, geceyi dinlenmen, gündüzü çalışman için yarattı. Ay geceyi, güneş gündüzü parlatır. Güneşin ışıkları baharı bir sofra gibi açar önümüze. Rüzgar, yağmur, kar, bulut, kılıç gibi parlayan şimşek, hepsi, ektiğin tohumun yeşermesi ve nimet olarak sana ulaşması yolunda sana hizmet görüyor, Allah’ın buyruğuna uyuyor.
Bulut bir saka gibi sana su taşıyor, susuz kalırım diye kaygılanma. Gözlerini, burnunu ve dimağını keyiflendirmek için, topraktan renkler, kokular ve yiyecekler çıkarıyor Büyük Sanatkar. Zehirli bir böceğin eliyle şeker gibi lezzetli ve tatlı bir gıdayı, dalı gönderiyor sofrana. Havadan kudret helvası yaratıyor. Ağaçtan hurma, hurmadan çekirdek çıkarıyor. Güneş, ay ve ülker, kainat sarayını aydınlatıyor birer kandil olarak. Senin için dikenden gül, yağdan misk, topraktan maden, madenden altın, odun gibi kuru bir ağaçtan taze ve yemyeşil yaprak var ediyor. Göz ve kaşlarını kudret eliyle dokudu. Kendi eliyle nakşediyor onları, mahrem oldukları, mahrem olanın yabancıya bırakılmaması gerektiği için. Gücü sonsuz olan Allah, binbir çeşit nimetle, nazla besliyor varlıklarını.Tüm can ve yüreğimizle, her an her solukta O’na şükretmemiz gerekiyor.
Ey Şani Yüce Allah’ım! Yüreğime kan oturdu, gözlerim yara içinde kaldı, bize yaptığın sonsuz bağışları anlatmaya dilim elvermiyor, gücüm tükeniyor. Yerdeki yırtıcılar ve karıncalar ve denizlerdeki balıklar değil sadece, göklerdeki meleklerin tümü, sana şükür yolunda çok az kalır.
Ey Sadi! Sonu olmayan bir yola girdin, güçsüzlüğünü göster, haddini bil!
Bulut bir saka gibi sana su taşıyor, susuz kalırım diye kaygılanma. Gözlerini, burnunu ve dimağını keyiflendirmek için, topraktan renkler, kokular ve yiyecekler çıkarıyor Büyük Sanatkar. Zehirli bir böceğin eliyle şeker gibi lezzetli ve tatlı bir gıdayı, dalı gönderiyor sofrana. Havadan kudret helvası yaratıyor. Ağaçtan hurma, hurmadan çekirdek çıkarıyor. Güneş, ay ve ülker, kainat sarayını aydınlatıyor birer kandil olarak. Senin için dikenden gül, yağdan misk, topraktan maden, madenden altın, odun gibi kuru bir ağaçtan taze ve yemyeşil yaprak var ediyor. Göz ve kaşlarını kudret eliyle dokudu. Kendi eliyle nakşediyor onları, mahrem oldukları, mahrem olanın yabancıya bırakılmaması gerektiği için. Gücü sonsuz olan Allah, binbir çeşit nimetle, nazla besliyor varlıklarını.Tüm can ve yüreğimizle, her an her solukta O’na şükretmemiz gerekiyor.
Ey Şani Yüce Allah’ım! Yüreğime kan oturdu, gözlerim yara içinde kaldı, bize yaptığın sonsuz bağışları anlatmaya dilim elvermiyor, gücüm tükeniyor. Yerdeki yırtıcılar ve karıncalar ve denizlerdeki balıklar değil sadece, göklerdeki meleklerin tümü, sana şükür yolunda çok az kalır.
Ey Sadi! Sonu olmayan bir yola girdin, güçsüzlüğünü göster, haddini bil!
15 Temmuz, 2006
İmam-ı Rabbani Hazretleri Buyurdu ki :
Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Hakk’a kavuşamaz. Ehlin gönlü için (ailenin gönlünü almak için) günah işle- lemek ahmaklıktır. Farzı bırakıp, nafile ibadetleri yapmak boşuna vakit geçirmektir. Gına sahiplerinin yani zenginlerin, alçak gönüllü olması güzeldir. Fakirlerin ise onurlu olması lazımdır.
İnsana lazım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allah-ü Teala’nın emir ve yasaklarına uymak, daha sonra tasavvuf yo-lunda ilerlemektir. Kalbin tasfiyesi(temizlenmesi); İslamiyet’e uymakla, sünnetlere yapışmakla, bid’atlerden kaçmakla ve nefse tatlı ge-len şeylerden sakınmakla olur. Zikr ve rehberi, doğru yolu gösteren alimi sevmek bunu kolaylaştırır. Kalbin bir çok şeyleri sevmesinin sebebi, hep o bir şey içindir. Oda nefstir. Kafirlere kıymet vermek, Müslümanlığı aşağılamak olur. Kelime-i tevhid; putlara ibadeti bıra-kıp, Hak Teala’ya ibadet etmek demektir. Küfür, nefs-i emmarenin isteklerinden hasıl olur. Malı zarardan korumanın ilacı, zekat vermek tir. Mübahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmaya başlar. Şüphelileri yapmak da harama yol açar. Büyükleri sevmek, saadetin sermayesidir. Muhabbete müdahane, gevşeklik sığmaz. Nefs bir kötülük deposudur.( nefis kötülük deposudur, nefis kötülük deposudur) Kendini iyi sanarak Cehl-i mürekkeb olmuştur. Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaç- mak daha sevaptır. (günahtan kaçmak daha sevaptır) Rezzak olan Allah Teala, rızıklara kefil olmuş, kullarını bu sıkıntıdan kurtarmıştır. Saadet, ömrü uzun ve ibadeti çok olanındır. Saadet-i ebediye ye kavuşmak, peygamberlere uymaya bağlıdır. Sohbeti ganimet bilmelidir. (sohbeti ganimet bil, sohbeti ganimet bil) Sohbetin üstünlüğü, bütün üstünlüklerin ve kemallerin üstüdür. Sünnet ile bid’at birbirinin zıd- dıdır. Birini yapınca öteki yok olur. Zahid, dünya’ya gönül bağlamadığı için, insanların en akıllısıdır. Zekat niyeti ile bir kuruş vermek, dağlar kadar altını sadaka olarak vermekten kat kat daha sevaptır. Salih ameller İslam’ın beş şartıdır. Salih amelleri yapmadan kalp sela- mete kavuşmaz.(Salih amel yapmadan kalp selamete kavuşmaz) Cennet ile Cehennem’den başka ebedi bir yer yoktur. Cennet’e girmek için iman ve dinin emirlerine uymak lazımdır. Dünyayı maksat edinmemeli. Dünya, nefs’in arzularına yardımcıdır. Dünya ve ahiret bir arada olmaz. Dünya’ya düşkün, olmak günahların başıdır. Dünya’ya düşkün olanlar ahirette zarar görür. Dünya’ya düşkün olmamanın ilacı, İslamiyet’e uymaktır.
Bu zamanda dünyayı terk etmek çok zordur. Dünyayı terk lazımdır. Hakikaten terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki; ahirette kur tulabilsin. Hükmen terk etmekte büyük nimettir. Bu’da, yemekte, içmekte, giyinmekte, meskende, dinin hududundan dışarıya taşmamak- la olur. Dünyayı terk etmek iki türlüdür; birincisi, mübahların zaruret miktarından fazlasını terktir. Bu çok iyidir. İkincisi, haramları ve şüphelileri terk edip yalnızca mübahları kullanmaktır. Bu zamanda bu da iyidir. Tesdih okumak(sübhanellah demek), tövbenin anahtarı hatta özüdür. Vakit çok kıymetlidir. Kıymetli şeyler için kullanmak lazımdır. İşlerin en kıymetlisi sahibine hizmet etmektir.( İşlerin en kıymetlisi sahibine hizmet etmektir) Yani Allah Teala’ya ibadet ve taat etmektir. Gençlik zamanında dinin emirlerine uymak, dünya ve ahiret nimetlerinin en üstünüdür. Annenin yavrusuna faydası olmadığı(annenin yavrusundan kaçacağı) kiyamet günü için, hazırlık yap-mayana yazıklar olsun! Ayeti kerimede mea-len; “Vallahu basirun= Allah onların ne yaptıklarını görmektedir” buyruldu. Allah-ü Teala her şeyi gördüğü halde,(insanlar) çirkin işleri yaparlar. Aşağı bir kimsenin bile bu işleri gördüğünü bilseler vazgeçerler, yapmazlar. Bun- lar ya Hak Teala’nın görmesine inanmıyorlar, yahut O’nun görmesine kıymet vermiyorlar. İmanı olana her ikiside yakışmaz. Velilerin hiç biri, peygamber mertebesine varamaz. Velilerin hiç biri, sahabe mertebesine çıkamaz. İhlas ile yapılan küçük bir iş, senelerce yapılan ibadetler gibi kazanç(sevap) hasıl eder. Her ibadeti seve seve yapmalı, kul hakkına dokunmamaya, hakkı olanlara hakkını ödemeğe titiz- likle çalışmalıdır. Dünyanın vefasızlıkta eşi yoktur, dünyayı isteyenler de alçaklıkta ve bahilikte(cimrilikte) meşhurdur. Aziz ömrünü, bu vefasızın ve değersizin peşinde harcayanlara yazıklar ve korkular olsun. Gençlik çağının kıymetini biliniz!(GENÇLİK ÇAĞININ KIY- METİNİ BİLİNİZ!) Bu kıymetli günlerinizde, İslamiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kiymetli ömrünüzü fayda- sız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz.
İnsanlar riyazet(nefsin isteklerini kırma, perhiz) deyince, açlık çekmeyi ve oruç tutmayı anladılar. Halbuki, dinimizin emrettiği ka- dar yemek için dikkat etmek, binlerce sene nafile oruç tutmaktan daha faydalıdır. Bir kimsenin önüne, lezzetli tatlı yemekler konsa, işti- hası olduğu halde ve hepsini yemek istediği halde, dinimizin emrettiği kadar yiyip, fazlasını bırakması, şiddetli bir riyazettir ve diğer ri- yazetlerden çok üstündür. Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nafile ibadet yapmaktan çok daha faydalıdır.
Ölmek, felaket değildir. Öldükten sonra, başına gelecekleri bilmemek felakettir.(Öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek FELAKETTİR! FELAKETTİR! FELAKETTİR!) Sonsuz kurtuluşa kavuşmak için, üç şey muhakkak lazımdır: İlim, amel, ihlas. Ölülere dua ve istiğfar etmekle ve onlar için sadaka vermekle, imdatlarına yetişmek lazımdır. Dünyayı ele geçirmek için ahireti vermek ve insan- lara yaranmak için Allah’ü Teala’yı bırakmak ahmaklıktır. Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi saadet zan etmemeli, nefse güç ve acı gelenle- ri de şekavet(eşkıyalık) ve felaket sanmamalıdır. Birkaç günlük zamanı büyük nimet bilerek, Allah’ü Teala’nın beğendiği şeyleri yapma- ya çalışmalıdır. İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Alah’ü Teala’ya en çok yaklaştıran şey namazdır. (Allah’ü Teala’ ya en çok yaklaştıran şey NAMAZDIR! NAMAZDIR! NAMAZDIR!) Cahillerin, büyüklere dil uzatmalarına sebeb olmayınız! Her işinizin İs- lamıyet’e uygun olması için, Allah’ü Teala’ya yalvarınız. Geçici lezzetlere, çabuk biten, tükenen dünyalıklara aldanmamalıdır. İhsan sa- hibinin kapısı çalınınca açılır. Gönül dalgınlığının ilacı: gönlünü Allah’ü Teala’ya vermiş olanların sohbetidir. Dünya hayatı pek kısadır. Bunu en lüzumlu şeyde kullanmak gerekir. Bu en lüzumlu şeyde, kalbini toparlamış olanların yanında bulunmaktır. Hiçbir şey sohbet gibi faydalı olmaz.
İnsana lazım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allah-ü Teala’nın emir ve yasaklarına uymak, daha sonra tasavvuf yo-lunda ilerlemektir. Kalbin tasfiyesi(temizlenmesi); İslamiyet’e uymakla, sünnetlere yapışmakla, bid’atlerden kaçmakla ve nefse tatlı ge-len şeylerden sakınmakla olur. Zikr ve rehberi, doğru yolu gösteren alimi sevmek bunu kolaylaştırır. Kalbin bir çok şeyleri sevmesinin sebebi, hep o bir şey içindir. Oda nefstir. Kafirlere kıymet vermek, Müslümanlığı aşağılamak olur. Kelime-i tevhid; putlara ibadeti bıra-kıp, Hak Teala’ya ibadet etmek demektir. Küfür, nefs-i emmarenin isteklerinden hasıl olur. Malı zarardan korumanın ilacı, zekat vermek tir. Mübahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmaya başlar. Şüphelileri yapmak da harama yol açar. Büyükleri sevmek, saadetin sermayesidir. Muhabbete müdahane, gevşeklik sığmaz. Nefs bir kötülük deposudur.( nefis kötülük deposudur, nefis kötülük deposudur) Kendini iyi sanarak Cehl-i mürekkeb olmuştur. Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaç- mak daha sevaptır. (günahtan kaçmak daha sevaptır) Rezzak olan Allah Teala, rızıklara kefil olmuş, kullarını bu sıkıntıdan kurtarmıştır. Saadet, ömrü uzun ve ibadeti çok olanındır. Saadet-i ebediye ye kavuşmak, peygamberlere uymaya bağlıdır. Sohbeti ganimet bilmelidir. (sohbeti ganimet bil, sohbeti ganimet bil) Sohbetin üstünlüğü, bütün üstünlüklerin ve kemallerin üstüdür. Sünnet ile bid’at birbirinin zıd- dıdır. Birini yapınca öteki yok olur. Zahid, dünya’ya gönül bağlamadığı için, insanların en akıllısıdır. Zekat niyeti ile bir kuruş vermek, dağlar kadar altını sadaka olarak vermekten kat kat daha sevaptır. Salih ameller İslam’ın beş şartıdır. Salih amelleri yapmadan kalp sela- mete kavuşmaz.(Salih amel yapmadan kalp selamete kavuşmaz) Cennet ile Cehennem’den başka ebedi bir yer yoktur. Cennet’e girmek için iman ve dinin emirlerine uymak lazımdır. Dünyayı maksat edinmemeli. Dünya, nefs’in arzularına yardımcıdır. Dünya ve ahiret bir arada olmaz. Dünya’ya düşkün, olmak günahların başıdır. Dünya’ya düşkün olanlar ahirette zarar görür. Dünya’ya düşkün olmamanın ilacı, İslamiyet’e uymaktır.
Bu zamanda dünyayı terk etmek çok zordur. Dünyayı terk lazımdır. Hakikaten terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki; ahirette kur tulabilsin. Hükmen terk etmekte büyük nimettir. Bu’da, yemekte, içmekte, giyinmekte, meskende, dinin hududundan dışarıya taşmamak- la olur. Dünyayı terk etmek iki türlüdür; birincisi, mübahların zaruret miktarından fazlasını terktir. Bu çok iyidir. İkincisi, haramları ve şüphelileri terk edip yalnızca mübahları kullanmaktır. Bu zamanda bu da iyidir. Tesdih okumak(sübhanellah demek), tövbenin anahtarı hatta özüdür. Vakit çok kıymetlidir. Kıymetli şeyler için kullanmak lazımdır. İşlerin en kıymetlisi sahibine hizmet etmektir.( İşlerin en kıymetlisi sahibine hizmet etmektir) Yani Allah Teala’ya ibadet ve taat etmektir. Gençlik zamanında dinin emirlerine uymak, dünya ve ahiret nimetlerinin en üstünüdür. Annenin yavrusuna faydası olmadığı(annenin yavrusundan kaçacağı) kiyamet günü için, hazırlık yap-mayana yazıklar olsun! Ayeti kerimede mea-len; “Vallahu basirun= Allah onların ne yaptıklarını görmektedir” buyruldu. Allah-ü Teala her şeyi gördüğü halde,(insanlar) çirkin işleri yaparlar. Aşağı bir kimsenin bile bu işleri gördüğünü bilseler vazgeçerler, yapmazlar. Bun- lar ya Hak Teala’nın görmesine inanmıyorlar, yahut O’nun görmesine kıymet vermiyorlar. İmanı olana her ikiside yakışmaz. Velilerin hiç biri, peygamber mertebesine varamaz. Velilerin hiç biri, sahabe mertebesine çıkamaz. İhlas ile yapılan küçük bir iş, senelerce yapılan ibadetler gibi kazanç(sevap) hasıl eder. Her ibadeti seve seve yapmalı, kul hakkına dokunmamaya, hakkı olanlara hakkını ödemeğe titiz- likle çalışmalıdır. Dünyanın vefasızlıkta eşi yoktur, dünyayı isteyenler de alçaklıkta ve bahilikte(cimrilikte) meşhurdur. Aziz ömrünü, bu vefasızın ve değersizin peşinde harcayanlara yazıklar ve korkular olsun. Gençlik çağının kıymetini biliniz!(GENÇLİK ÇAĞININ KIY- METİNİ BİLİNİZ!) Bu kıymetli günlerinizde, İslamiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kiymetli ömrünüzü fayda- sız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz.
İnsanlar riyazet(nefsin isteklerini kırma, perhiz) deyince, açlık çekmeyi ve oruç tutmayı anladılar. Halbuki, dinimizin emrettiği ka- dar yemek için dikkat etmek, binlerce sene nafile oruç tutmaktan daha faydalıdır. Bir kimsenin önüne, lezzetli tatlı yemekler konsa, işti- hası olduğu halde ve hepsini yemek istediği halde, dinimizin emrettiği kadar yiyip, fazlasını bırakması, şiddetli bir riyazettir ve diğer ri- yazetlerden çok üstündür. Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nafile ibadet yapmaktan çok daha faydalıdır.
Ölmek, felaket değildir. Öldükten sonra, başına gelecekleri bilmemek felakettir.(Öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek FELAKETTİR! FELAKETTİR! FELAKETTİR!) Sonsuz kurtuluşa kavuşmak için, üç şey muhakkak lazımdır: İlim, amel, ihlas. Ölülere dua ve istiğfar etmekle ve onlar için sadaka vermekle, imdatlarına yetişmek lazımdır. Dünyayı ele geçirmek için ahireti vermek ve insan- lara yaranmak için Allah’ü Teala’yı bırakmak ahmaklıktır. Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi saadet zan etmemeli, nefse güç ve acı gelenle- ri de şekavet(eşkıyalık) ve felaket sanmamalıdır. Birkaç günlük zamanı büyük nimet bilerek, Allah’ü Teala’nın beğendiği şeyleri yapma- ya çalışmalıdır. İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Alah’ü Teala’ya en çok yaklaştıran şey namazdır. (Allah’ü Teala’ ya en çok yaklaştıran şey NAMAZDIR! NAMAZDIR! NAMAZDIR!) Cahillerin, büyüklere dil uzatmalarına sebeb olmayınız! Her işinizin İs- lamıyet’e uygun olması için, Allah’ü Teala’ya yalvarınız. Geçici lezzetlere, çabuk biten, tükenen dünyalıklara aldanmamalıdır. İhsan sa- hibinin kapısı çalınınca açılır. Gönül dalgınlığının ilacı: gönlünü Allah’ü Teala’ya vermiş olanların sohbetidir. Dünya hayatı pek kısadır. Bunu en lüzumlu şeyde kullanmak gerekir. Bu en lüzumlu şeyde, kalbini toparlamış olanların yanında bulunmaktır. Hiçbir şey sohbet gibi faydalı olmaz.
14 Temmuz, 2006
Bitkilerle Tedavi Yöntemleri
Adaçayı
Türü: Bitki
Hastalık: Nefes darlığı
Tedavi: Adaçayı sinirli otla beraber kaynatılıp
içilmeye devam edilirse nefes darlığına faydalıdır.
Yan Tesiri: Ölçü yüksek tutulduğunda mideye za-
rar verebilir.
Papatya
Türü: Çiçek
Hastalık: Mide rahatsızlıkları
Tedavi: Ülser, Gastirit, Papatya kantaronla beraber kay-
natılıp balla tatlandırılıp içilmeye devam edilirse fayda-
lıdır.
Yan Tesiri: Uzunca bir süre kullanılırsa baş dönmesi,
sinir bozukluğuna sebep olabilir. Bir aydan fazla kulla-
nılmamalı.
Rezene
Türü: Bitki
Hastalık: Tıkanık damar açıcı
Tedavi: Rezene kaynatılıp balla tadlandırılarak içilmeye
devam edilirse,karaciğer damarlarını açar
Türü: Bitki
Hastalık: Nefes darlığı
Tedavi: Adaçayı sinirli otla beraber kaynatılıp
içilmeye devam edilirse nefes darlığına faydalıdır.
Yan Tesiri: Ölçü yüksek tutulduğunda mideye za-
rar verebilir.
Papatya
Türü: Çiçek
Hastalık: Mide rahatsızlıkları
Tedavi: Ülser, Gastirit, Papatya kantaronla beraber kay-
natılıp balla tatlandırılıp içilmeye devam edilirse fayda-
lıdır.
Yan Tesiri: Uzunca bir süre kullanılırsa baş dönmesi,
sinir bozukluğuna sebep olabilir. Bir aydan fazla kulla-
nılmamalı.
Rezene
Türü: Bitki
Hastalık: Tıkanık damar açıcı
Tedavi: Rezene kaynatılıp balla tadlandırılarak içilmeye
devam edilirse,karaciğer damarlarını açar
11 Temmuz, 2006
Hz.Osman
Kalıcı olanı geçici olana
tercih ediniz. Kuşkusuz
dünya sona erecek ve
dönüş Allah'a olacaktır.
tercih ediniz. Kuşkusuz
dünya sona erecek ve
dönüş Allah'a olacaktır.
01 Temmuz, 2006
doğru söze...
Ok hedefi vurmadığında, okçu başkasını
değil kendini suçlar. Bilge kişide aynı bu
şekilde davranır.
Konfüçyüs
Siz kendinize inanın, başkalarıda
size inanacaktır.
Goethe
değil kendini suçlar. Bilge kişide aynı bu
şekilde davranır.
Konfüçyüs
Siz kendinize inanın, başkalarıda
size inanacaktır.
Goethe
26 Haziran, 2006
19 Haziran, 2006
PEYGAMBERİMİZ'İN ŞEMAİLİ
Güzel Ahlakı:Peygamber Efendimizin insanlığa gönderiliş sebebi, kendi ifadeleri ile “güzel ahlakı tamamlamak” yani insanlığın iç mimarisini ıslah etmek içindir.
Resülullah Efendimiz; her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve alçak gönüllü idiler. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelir kendisinden beklentisi olan kimseleri asla hayal kırıklığına uğratmaz ve onları, isteklerinden tamamen mahrum bırakmazdı.
Üç şeyden titizlikle uzak dururlardı: Ağız kavgası, boş boğazlık ve malayanı!. Şu üç husustanda titizlikle sakınırlardı: Hiç kimseyi kötülemezler, kınamaz ve hiç kimsenin aybı ile gizli taraflarını öğrenmeye çalışmazlardı.
Giyim Tarzı: “Peygamber efendimiz bize; elde edebildiğimizin en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürmemizi emrederdi”
Hazreti Peygamber’in kıyafetleri şu parça ve çeşitlerden oluşmaktadır: Başlarına sarık sararlardı.Üstlerine giydikleri elbiseleri de -umumiyetle- iki parça olup; üst parçalarına riba, alt parçalarına ise izar denirdi.Kamis ismi verilen önü kapalı entari gibi uzun gömlek giymeyi ise daha fazla tercih ederlerdi. Gerektiği zaman bunların üzerine; cübbe, aba, bürde gibi adlar verilen hırka nev’in den bir kıyafet giydikleride olurdu. Ayaklarına giydikleri ayakkabı çeşidi ise; na’leyn adı verilen sandal tipi pabuçla, huffeyn denen potin veya mest tipi ayakkabılardır. Resulullah Efendimiz giydikleri elbisede her hangi bir renk üzerinde ısrar etmemişlerdir. Beyaz, siyah, sarı, yeşil ve kırmızı renklerden yapılmış elbiseleri çeşitli zamanlarda giymişlerdir. Kendileri iklim icabı beyaz rengi tercih ederlerdi. Pamuktan yapılmış giyecekler yanında yünden yapılmış giyecekler giydikleride olmuştur.
Hazreti Peygamber, cuma ve bayramlarda , yerli ve yabancı heyetleri kabul ettikleri zamanlarda, resmi kıyafet diyebileceğimiz özel bir kıyafet de kullanmışlardır. Peygamber Efendimiz, yeme ve içmede olduğu gibi, giyinmede de şu hususların titizlikle dikkatten uzak tutulmamasını tavsiye etmişlerdir: “Ey Müminler gönlünüzce yiyiniz, içiniz, giyininiz ve Allah yolunda sarfediniz. Ancak israfa veya kibir ve gurura kaçmayınız.”
Konuşma Tarzları: Söze, Allah’ın adını söyleyerek başlar ve yine Onun ismini anarak konuşmasını bitirirlerdi. Az söz ile çok mana ifade edecek şekilde konuşurlardı; cevamiul-kelim idiler. Mübarek sözlerinin hepsi bir gerçeği ifade ederdi. Sözlerinde ne bir fazlalık, ne de bir eksiklik olurdu. Konuşurken muhatabına ne kaba davranır, ne de hakaret ederdi.
Ali Yardım/"Peygamberimiz'in Şemaili" Kitabından
Resülullah Efendimiz; her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve alçak gönüllü idiler. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelir kendisinden beklentisi olan kimseleri asla hayal kırıklığına uğratmaz ve onları, isteklerinden tamamen mahrum bırakmazdı.
Üç şeyden titizlikle uzak dururlardı: Ağız kavgası, boş boğazlık ve malayanı!. Şu üç husustanda titizlikle sakınırlardı: Hiç kimseyi kötülemezler, kınamaz ve hiç kimsenin aybı ile gizli taraflarını öğrenmeye çalışmazlardı.
Giyim Tarzı: “Peygamber efendimiz bize; elde edebildiğimizin en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürmemizi emrederdi”
Hazreti Peygamber’in kıyafetleri şu parça ve çeşitlerden oluşmaktadır: Başlarına sarık sararlardı.Üstlerine giydikleri elbiseleri de -umumiyetle- iki parça olup; üst parçalarına riba, alt parçalarına ise izar denirdi.Kamis ismi verilen önü kapalı entari gibi uzun gömlek giymeyi ise daha fazla tercih ederlerdi. Gerektiği zaman bunların üzerine; cübbe, aba, bürde gibi adlar verilen hırka nev’in den bir kıyafet giydikleride olurdu. Ayaklarına giydikleri ayakkabı çeşidi ise; na’leyn adı verilen sandal tipi pabuçla, huffeyn denen potin veya mest tipi ayakkabılardır. Resulullah Efendimiz giydikleri elbisede her hangi bir renk üzerinde ısrar etmemişlerdir. Beyaz, siyah, sarı, yeşil ve kırmızı renklerden yapılmış elbiseleri çeşitli zamanlarda giymişlerdir. Kendileri iklim icabı beyaz rengi tercih ederlerdi. Pamuktan yapılmış giyecekler yanında yünden yapılmış giyecekler giydikleride olmuştur.
Hazreti Peygamber, cuma ve bayramlarda , yerli ve yabancı heyetleri kabul ettikleri zamanlarda, resmi kıyafet diyebileceğimiz özel bir kıyafet de kullanmışlardır. Peygamber Efendimiz, yeme ve içmede olduğu gibi, giyinmede de şu hususların titizlikle dikkatten uzak tutulmamasını tavsiye etmişlerdir: “Ey Müminler gönlünüzce yiyiniz, içiniz, giyininiz ve Allah yolunda sarfediniz. Ancak israfa veya kibir ve gurura kaçmayınız.”
Konuşma Tarzları: Söze, Allah’ın adını söyleyerek başlar ve yine Onun ismini anarak konuşmasını bitirirlerdi. Az söz ile çok mana ifade edecek şekilde konuşurlardı; cevamiul-kelim idiler. Mübarek sözlerinin hepsi bir gerçeği ifade ederdi. Sözlerinde ne bir fazlalık, ne de bir eksiklik olurdu. Konuşurken muhatabına ne kaba davranır, ne de hakaret ederdi.
Ali Yardım/"Peygamberimiz'in Şemaili" Kitabından
15 Haziran, 2006
Kıssa'dan Hisse
Gözyaşları Çok Değerlidir/Mesnevi'den
Günde beş kere kul; “Namaza gel de gözyaşı dök, sızlan.” diye çağrılır, davet edilir.
Müezzinin; “Haydi felaha! Haydi kurtuluşa!” diye nida edişi var ya; işte o kurtuluş, bu ağlayış, bu sızlanıştır.
Sen kimi gamla hastalandırmak istersen, onun gönlüne ağlayış yolunu kapatır, gözyaşlarını kurutursun. O ağlamaz hale gelir.
Bu süretle, gözyaşı dökmediği için, belayı bef’eden bulunmaz bela da, gam da, keder de gelir, gönle yerleşir. Çünkü artık onun sız lanma, gözyaşı dökme şefaatçisi yoktur.
Allah’ım! Birisini beladan kurtarmak ister isen, gönlüne sızlanmayı, yalvarmayı ihsan eder, gözyaşlarına yol açarsın.
Kur’an-ı Kerim’de şiddetli, çetin azaba uğrayan ümmetler hakkında dedin ki:
“Onlar, tevbe ve istiğfardan geri kaldılar,ağlayıp sızlanmadılar ki, bela onlardan yüz çevirsin,savuşsun gitsin.”
Ağlamadıkları için gönülleri katılaştı. İşledikleri günahlar, kendilerine ibadet gibi görünüyordu.
İnatçı kişi, kendisini suçlu bilmedikçe, nasıl olur da gözleri yaşarır?
Ağlayıp sızlanmanın, Allah’ın nazarında değeri, kadri kıymeti vardır. Ağlayıp sızlanmadaki değer, başka nerede vardır?
Ey ümit, sen şimdi belini sıkıca bağla; ey ağlayan sen de kalk, durma gül.
Çünkü büyük Allah, üstünlük bakımından gözyaşını şehitlerin kanları ile bir tutmaktadır.
Günde beş kere kul; “Namaza gel de gözyaşı dök, sızlan.” diye çağrılır, davet edilir.
Müezzinin; “Haydi felaha! Haydi kurtuluşa!” diye nida edişi var ya; işte o kurtuluş, bu ağlayış, bu sızlanıştır.
Sen kimi gamla hastalandırmak istersen, onun gönlüne ağlayış yolunu kapatır, gözyaşlarını kurutursun. O ağlamaz hale gelir.
Bu süretle, gözyaşı dökmediği için, belayı bef’eden bulunmaz bela da, gam da, keder de gelir, gönle yerleşir. Çünkü artık onun sız lanma, gözyaşı dökme şefaatçisi yoktur.
Allah’ım! Birisini beladan kurtarmak ister isen, gönlüne sızlanmayı, yalvarmayı ihsan eder, gözyaşlarına yol açarsın.
Kur’an-ı Kerim’de şiddetli, çetin azaba uğrayan ümmetler hakkında dedin ki:
“Onlar, tevbe ve istiğfardan geri kaldılar,ağlayıp sızlanmadılar ki, bela onlardan yüz çevirsin,savuşsun gitsin.”
Ağlamadıkları için gönülleri katılaştı. İşledikleri günahlar, kendilerine ibadet gibi görünüyordu.
İnatçı kişi, kendisini suçlu bilmedikçe, nasıl olur da gözleri yaşarır?
Ağlayıp sızlanmanın, Allah’ın nazarında değeri, kadri kıymeti vardır. Ağlayıp sızlanmadaki değer, başka nerede vardır?
Ey ümit, sen şimdi belini sıkıca bağla; ey ağlayan sen de kalk, durma gül.
Çünkü büyük Allah, üstünlük bakımından gözyaşını şehitlerin kanları ile bir tutmaktadır.
14 Haziran, 2006
Tutulacak Öğütler
Hz.Muhammed
Kişinin lüzumsuz şeyleri terk etmesi,
Müslümanlığının güzelliğindendir.
Hz.Ebubekir
Yöneticin dahi olsa, ondan hakkını
almak istediğin gibi sende onun
hakkını ver.
Hz.Ömer
Allah'a karşı sorumluluk bilincinde
olanları dost .
Hz.Osman
Kalıcı olanı geçici olana tercih ediniz,
kuşkusuz dünya sona erecek ve dönüş
Allah'a olacaktır.
Hz.Ali
Aşırı isteklerine köle olan insan
ömür boyu tutsaktır.
Kişinin lüzumsuz şeyleri terk etmesi,
Müslümanlığının güzelliğindendir.
Hz.Ebubekir
Yöneticin dahi olsa, ondan hakkını
almak istediğin gibi sende onun
hakkını ver.
Hz.Ömer
Allah'a karşı sorumluluk bilincinde
olanları dost .
Hz.Osman
Kalıcı olanı geçici olana tercih ediniz,
kuşkusuz dünya sona erecek ve dönüş
Allah'a olacaktır.
Hz.Ali
Aşırı isteklerine köle olan insan
ömür boyu tutsaktır.
11 Haziran, 2006
İLMİHAL
NAMAZ HAKKINDADIR
Malumdur’ki Allah Teala’yı tevhid,yani Onun varlığını, birliğini bilip tasdik etmek en büyük bir farizadır. Bundan sonra farzların en büyüğü, en mühimi namazdır.Namaz imanın alameti, kalbin nurudur, ruhun kuvvetidir, Müminin miracıdır.Mümin bu sayede Hak-Teala’nın manevi huzuruna yükselir.Allah azze ve celle ile rabıtaya geçerek huzura erer.
Bütün hakiki dinler, insanlara namaz kılmalarını emr etmişlerdir.Sevgili Peygamberimiz as. ilk bisetlerinden itibaren namaz kılma kla mükellef bulunmuştu.Biri güneşin doğmasından evvel, diğeride güneşin batmasından sonra olmak üzere iki vakitti. Sonra Mirac gecesinde beş vakit olarak farz olmuştur.Kuran da ve Hadislerde namaza dair bir çok emirler ve tavsiyeler vardır ki, bütün bunlar İslam dininde namaza ne kadar büyük bir ehemmiyet verdiğini gösterir.Ayet’te “Resul’üm! Sana Vahy olunan Kuran ayetlerini güz-elce oku ve namazı erkan ve adabına riayetle kıl, şüphe yok ki namaz; edebe namusa uygun olmayan şeylerden, çirkin görülen işler-den meneder.Her halde Allah Teala’ın zikri –her ibadetten- daha büyüktür.Allah Teala bütün işlediklerinizi bilir.” Namaz ise büyük bir zikirdir. Bir Hadis’tede “Namaz dinin direğidir.” buyurmuştur Peygamberimiz as.
Namaz akıl, baliğ olan her Müslüman için muayyen vakitlerde eda etmesi gereken mühim bir farizadır.Müslümanlar yedi yaşına girmiş çocuklarını namaza alıştırmakla mükelleftir. On yaşına girdiği halde namaza başlamayan çocuğun, velisi tarafından (üç tokat tan ziyade olmamak üzere) el ile hafifçe dövmesi lazım gelir.İnsan bir kere düşünmeli, her an Allah Teala’nın binlerce nimetlerine, inayetlerine nail olmaktadır.Öyle Kerim, Rahim olan mabu’dumuzun nihayetsiz afiyetlerine karşı teşekkürde bulunmak icad etmez mi?. İşte insan, namaz yoluyla bu şükran borcunu ödemeye, mabudunun lütuflarını, nimetlerini nezih bir lisan ile yad ederek kulluk vazifesini yerine getirmeye çalışmış olur.
Namaza Dair Bazı Tabirler:
Salat: Namaz demektir.Salat lügatta dua manasındadır.
Tekbir: Allahü ekber demektir.
Kıyam: Ayakta durmaktır.
Kıraat: Kur’anı Kerimden bir miktar okumaktır.
Rüku: Lügatta eğilmek demektir.Lisanı şeriatta; namazda kıraatten sonra eğilerek baş ile arkaya düz bir vaziyet vermektir.
Kavame: Rüku’dan kıyama kalkıp bir kere “Sübhane Rabbiyelazim” diyecek kadar durmaktır.
Secde: Namaz kılarken eğilerek yüzün bir miktarını Hak Teala’ya tazim için yere koymaktır.
Celse: İki secde arasında bir defa “sübhane Rabbiyelazim” denilecek kadar oturmaktır.
Ka’de: Namazda teşehhüt için, yani “ettehiyyatü”yü okumak için oturmaktır.
Rek’at: Namazın bölüklerinden her biri demektir.
Namazın farzları:
Namazın farzları onikidir.Bunların altısı daha namaza başlamadan önce yapılması gereken farzlardır.
- Hadesten taharet
2- Necasetten taharet
3- Setri avret
4- Kibleyi istikbal
5- Vakit
6- Niyet
Diğer altısı da, namazın başlanğıcından itibaren bulunması gereken farzlardır.
1- İftitah tekbiri
2- Kıyam
3- Kıraat
4- Rüku
5-Sücud
6- Kaide-i ahire(son oturuş) Devam edecek
MİNİ TEST:
1-)İman kelimesinin anlamı aşağıdakilerin hangisidir?
a)Bilmek b)Tasdik etmek c)Anlamak d)Bağlanmak
2-)Beş büyük peygamberden biri aşağıdakilerden hangisidir?
a)Hz.Davut b)Hz.Nuh c)Hz.İsmail d)Hz.Adem
3-) “cennet’in anahtarı…”hadisinin devamı hangisidir?
a)Güzel ahlaktır b)Sadakadır c)Namazdır d)Kelime’yi şehadettır
4-)Hz.Davut Peygamberin oğlu aşağıdakilerden hangisidir?
a)Hz.Yahya b)Hz.Yakup c)Hz.Süleyman d)Hz.Şuayp
5-)İftitah Tekbir’i Namaz için nedir?
a)Sünnet b)Farz c)Vacip d)Nafile
Cevaplar:5-b) 3-c) 1-b) 4-c) 2-b)
Malumdur’ki Allah Teala’yı tevhid,yani Onun varlığını, birliğini bilip tasdik etmek en büyük bir farizadır. Bundan sonra farzların en büyüğü, en mühimi namazdır.Namaz imanın alameti, kalbin nurudur, ruhun kuvvetidir, Müminin miracıdır.Mümin bu sayede Hak-Teala’nın manevi huzuruna yükselir.Allah azze ve celle ile rabıtaya geçerek huzura erer.
Bütün hakiki dinler, insanlara namaz kılmalarını emr etmişlerdir.Sevgili Peygamberimiz as. ilk bisetlerinden itibaren namaz kılma kla mükellef bulunmuştu.Biri güneşin doğmasından evvel, diğeride güneşin batmasından sonra olmak üzere iki vakitti. Sonra Mirac gecesinde beş vakit olarak farz olmuştur.Kuran da ve Hadislerde namaza dair bir çok emirler ve tavsiyeler vardır ki, bütün bunlar İslam dininde namaza ne kadar büyük bir ehemmiyet verdiğini gösterir.Ayet’te “Resul’üm! Sana Vahy olunan Kuran ayetlerini güz-elce oku ve namazı erkan ve adabına riayetle kıl, şüphe yok ki namaz; edebe namusa uygun olmayan şeylerden, çirkin görülen işler-den meneder.Her halde Allah Teala’ın zikri –her ibadetten- daha büyüktür.Allah Teala bütün işlediklerinizi bilir.” Namaz ise büyük bir zikirdir. Bir Hadis’tede “Namaz dinin direğidir.” buyurmuştur Peygamberimiz as.
Namaz akıl, baliğ olan her Müslüman için muayyen vakitlerde eda etmesi gereken mühim bir farizadır.Müslümanlar yedi yaşına girmiş çocuklarını namaza alıştırmakla mükelleftir. On yaşına girdiği halde namaza başlamayan çocuğun, velisi tarafından (üç tokat tan ziyade olmamak üzere) el ile hafifçe dövmesi lazım gelir.İnsan bir kere düşünmeli, her an Allah Teala’nın binlerce nimetlerine, inayetlerine nail olmaktadır.Öyle Kerim, Rahim olan mabu’dumuzun nihayetsiz afiyetlerine karşı teşekkürde bulunmak icad etmez mi?. İşte insan, namaz yoluyla bu şükran borcunu ödemeye, mabudunun lütuflarını, nimetlerini nezih bir lisan ile yad ederek kulluk vazifesini yerine getirmeye çalışmış olur.
Namaza Dair Bazı Tabirler:
Salat: Namaz demektir.Salat lügatta dua manasındadır.
Tekbir: Allahü ekber demektir.
Kıyam: Ayakta durmaktır.
Kıraat: Kur’anı Kerimden bir miktar okumaktır.
Rüku: Lügatta eğilmek demektir.Lisanı şeriatta; namazda kıraatten sonra eğilerek baş ile arkaya düz bir vaziyet vermektir.
Kavame: Rüku’dan kıyama kalkıp bir kere “Sübhane Rabbiyelazim” diyecek kadar durmaktır.
Secde: Namaz kılarken eğilerek yüzün bir miktarını Hak Teala’ya tazim için yere koymaktır.
Celse: İki secde arasında bir defa “sübhane Rabbiyelazim” denilecek kadar oturmaktır.
Ka’de: Namazda teşehhüt için, yani “ettehiyyatü”yü okumak için oturmaktır.
Rek’at: Namazın bölüklerinden her biri demektir.
Namazın farzları:
Namazın farzları onikidir.Bunların altısı daha namaza başlamadan önce yapılması gereken farzlardır.
- Hadesten taharet
2- Necasetten taharet
3- Setri avret
4- Kibleyi istikbal
5- Vakit
6- Niyet
Diğer altısı da, namazın başlanğıcından itibaren bulunması gereken farzlardır.
1- İftitah tekbiri
2- Kıyam
3- Kıraat
4- Rüku
5-Sücud
6- Kaide-i ahire(son oturuş) Devam edecek
MİNİ TEST:
1-)İman kelimesinin anlamı aşağıdakilerin hangisidir?
a)Bilmek b)Tasdik etmek c)Anlamak d)Bağlanmak
2-)Beş büyük peygamberden biri aşağıdakilerden hangisidir?
a)Hz.Davut b)Hz.Nuh c)Hz.İsmail d)Hz.Adem
3-) “cennet’in anahtarı…”hadisinin devamı hangisidir?
a)Güzel ahlaktır b)Sadakadır c)Namazdır d)Kelime’yi şehadettır
4-)Hz.Davut Peygamberin oğlu aşağıdakilerden hangisidir?
a)Hz.Yahya b)Hz.Yakup c)Hz.Süleyman d)Hz.Şuayp
5-)İftitah Tekbir’i Namaz için nedir?
a)Sünnet b)Farz c)Vacip d)Nafile
Cevaplar:5-b) 3-c) 1-b) 4-c) 2-b)
09 Haziran, 2006
Bu'da Kırkambar
Matemde Bayraklar Neden Yarıya İndirilir?
Bu geleneğin kökeni eski deniz savaşlarına kadar uzanıyor.O devirlerde her bir savaş gemisinin direğinin tepesinde dalgalanan kendine özgü renkli bir bayrağı vardı. Bir deniz savaşından sonra yenilen gemi, galip tarafın bayrağını asmak zorundaydı, bunun
içinde kendi bayrağını yarıya çekerek üst’te yer bırakırdı.Günümüzde böyle bir durum söz konusu değilsede, bayrakları yarıya
indirmek bir saygı ifadesi olarak kaldı. Milletlerin matem günlerinde önemli devlet adamlarının önünde, diğer milletlerinde bayraklarını yarıya indirmeleri, mateme katılmak anlamında uluslararası bir gelenek haline geldi. Hangi ulustan olursa olsun
denizde birbirinin yanından geçen gemilerin, geçiş süresince bayraklarını yarıya indirmeleri geleneği, saygının bir ifadesi olarak
günümüzde hala devam etmektedir.
Elma ile tedavi:
Elma başlı başına bir hastane ve eczanedir. Tıbbın tedavi edemediği inatçı, şiddetli migrenleri günde üç elma yiyerek(iyice yıkadıktan
sonra kabuklarıyla birlikte) bir ay içerisinde tedavi edebilirsiniz.Elmaların taze olması, mikroskobik küflerle zehirli olmaması gerekir. Elma, klosterol ile tıkanmış damarlarıda açar.
Güzel Sözler
İnsanlar başaklara benzerler;içleri boşken başları havadadır.Doldukça eğilirler.
Montaigne Soru sormak öğrenmektir
Sokrates
Hayatı komedi sayanlar son espiriyi iyi düşünsünler?
Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha zordur.
Saint-Exupery
Kelimeler
Berceste: far- 1-Sağlam ve latif 2- Seçilmiş seçme 3-Sanat değeri yüksek anlamlar taşıyan dize
Berhudar: far- Mutlu.berhudar ol! “iyi günler göresin” anlamında dilek olarak kullanılır
Şehvar: far- İnci
Kırkambar: is- İçinde değişik türden şeyler bulunan kap veya yer
Mürüvvet: ar- 1- Yiğitlik, kişilik 2-Evlat yüzünden sevinç
Bu geleneğin kökeni eski deniz savaşlarına kadar uzanıyor.O devirlerde her bir savaş gemisinin direğinin tepesinde dalgalanan kendine özgü renkli bir bayrağı vardı. Bir deniz savaşından sonra yenilen gemi, galip tarafın bayrağını asmak zorundaydı, bunun
içinde kendi bayrağını yarıya çekerek üst’te yer bırakırdı.Günümüzde böyle bir durum söz konusu değilsede, bayrakları yarıya
indirmek bir saygı ifadesi olarak kaldı. Milletlerin matem günlerinde önemli devlet adamlarının önünde, diğer milletlerinde bayraklarını yarıya indirmeleri, mateme katılmak anlamında uluslararası bir gelenek haline geldi. Hangi ulustan olursa olsun
denizde birbirinin yanından geçen gemilerin, geçiş süresince bayraklarını yarıya indirmeleri geleneği, saygının bir ifadesi olarak
günümüzde hala devam etmektedir.
Elma ile tedavi:
Elma başlı başına bir hastane ve eczanedir. Tıbbın tedavi edemediği inatçı, şiddetli migrenleri günde üç elma yiyerek(iyice yıkadıktan
sonra kabuklarıyla birlikte) bir ay içerisinde tedavi edebilirsiniz.Elmaların taze olması, mikroskobik küflerle zehirli olmaması gerekir. Elma, klosterol ile tıkanmış damarlarıda açar.
Güzel Sözler
İnsanlar başaklara benzerler;içleri boşken başları havadadır.Doldukça eğilirler.
Montaigne Soru sormak öğrenmektir
Sokrates
Hayatı komedi sayanlar son espiriyi iyi düşünsünler?
Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha zordur.
Saint-Exupery
Kelimeler
Berceste: far- 1-Sağlam ve latif 2- Seçilmiş seçme 3-Sanat değeri yüksek anlamlar taşıyan dize
Berhudar: far- Mutlu.berhudar ol! “iyi günler göresin” anlamında dilek olarak kullanılır
Şehvar: far- İnci
Kırkambar: is- İçinde değişik türden şeyler bulunan kap veya yer
Mürüvvet: ar- 1- Yiğitlik, kişilik 2-Evlat yüzünden sevinç
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)