21 Ocak, 2007

Kırkambar

Bunları Biliyormusunuz?

Bir karınca kendi ağırlığının elli katı ağırlığı kaldırabilir.
Niagara Şelâleleri’nden saniyede 63 milyon litre su akmaktadır.
Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.
Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.
Eşeklerin göz konumu öyledir ki, her zaman dört ayaklarını da görebilirler.
Yetişkin bir insan günde ortalama 23 bin kez nefes alır.
Yeni Zelanda, dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülkedir.
Bir bal arısı, bir çorba kaşığı bal yapabilmek için 4200 çiçeğe konar.
600 tane bitki cinsi et yer.



Ne? Neden? Niçin?

Atlar nasıl ayakta uyuya biliyorlar?
Amerikan kovboy filmlerinde, atların geceleri kamplarda veya gündüz daima ayakta, binilmeye hazır vaziyette durduklarını seyrederiz. Doğrudur, atlar nadiren yatarlar, genellikle hasta oldukları veya doğum yapacakları zaman. Atlar günlerce, hatta haftalarca yere yatmadan ayakta durabilirler ve yol gidebilirler. Ayakta dururken dizlerini kilitlemeleri ve uyumaları mümkündür. Siz bunu denerseniz, beyninizin üstüne düşmeniz kesindir. Bilim insanları, atların ayakta iken daha rahat olduklarını ve daha az enerji sarf ettiklerini söylüyorlar. Çünkü atın vücudu bir hayli büyüktür ve yatarken nefes almasında iç organları kimi güçlüklere yol açar.

Yeşil ot yiyen ineklerin sütleri niçin beyazdır?
Hayvanların yedikleri gıdaların renklerinin, neresinden çıkarsa çıksın, çıkan şeyin rengi ile bir alakası yoktur. Buna en iyi örnek inektir. Bir ineğin en çok yediği yeşil renkli otlardır. Bu otlar ineğin dört odalı midesinde çözülür ve moleküllere ayrılır, moleküllerin ise renkleri yoktur. Sütün renginin beyaz olmasının nedeni içinde çözünmüş halde bulunan kalsiyum kasinat (case-inate)tır.


Bitkilerle Tedavi Yöntemleri\3

Ihlamur
Türü: AğaçHastalık: StresTedavi: Kaynatılıp içilir, yada içilen suya katılır. Yan Tesiri: Aşırı miktarda ıhlamur uzun süre kullanılırsa kalbe zarar verir. Bazılarında bahar nezlesi yapar. Oğul otu ile beraber kullanılır. Bahar nezlesi içinde balla karıştırılıp yenir.Önemli Notlar: Grip ve öksürüğe yaprağı da çiçeği de fayda verir.İçindekiler:Uçucu yağ, Tanen, Şeker, Glikozit (terletici), Saponin, Hesperiddin(Sarı boya), C-P vitaminleri, Kadın-Erkek hormonları, Sakkaroz, Glikoz, Tanen, Reçine, Enzimler, Tatrikasit Tuzu.

Böğürtlen
Türü: MeyveHastalık: Soğuk algınlığıTedavi: Böğürtlen yaprağı, biberiye, nane kaynatılıp balla tatlandırılarak içilmeye devam edilir.Yan Tesiri: Kabızlığa meyyal olanlar yaprağından yapılan çaylardan kaçınmalılar.Önemli Notlar: Ağaç Çileği, Kızamık, Kür, Tilki Üzümü olarak da bilinir. Böğürtlen kanı temizleyen bir bitkidir. En fazla anti-toksidan içiren meyvedir. Kanserojen maddeleri etkisiz hale getirir.İçindekiler: Elma asidi, Limon asidi, Flavon, C vitamini, Uçan yağ, Mineraller, Vitaminler

Kuşburnu
Türü: MeyveHastalık: GripTedavi: Kuşburnunda bol miktarda C vitamini olduğu için, vucudun direncini arttırır. Vucudu soğuktan mütevellid rahatsızlıklara karşı korur. Kaynatılıp balla tatlandırılarak birer su bardağı içilir.

Bunları biliyormusunuz, dışındaki bilgiler Milligazeten alınmıştır.

Soru / Cevap

Soru: Karides, kalamar, kerevit, istakoz, midye, istiridye, yılan, salyangoz, kaplumbağa, kurbağa ve yengeç yemenin hükmü nedir.
Cevap:Bismillahirrahmanirrahim
Deniz avının ve denizden gelen yiyeceğin helâl olduğunu: “Hem size hemde yolculara fayda olmak üzere, faydalanmanız için de-niz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı…”(Maide sûresi: 96) ve buradan taze et yendiğini: “İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır. Boğazı yakar. Hepsinden de taze et, balık yersiniz…” (Fâtır sûresi: 12) ifade eden âyet-i kerimelerle; Ebu Hureyre (R.A.)’den rivayete göre deniz suyuna dair bir soruya, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin verdiği: “Onun suyu temiz, meytesi yani içinde öleni helaldir. (Ebu Dâvûd, Taharet: 41; Tirmizî, Taharet: 52; Neseî, taharet: 46; Muvatta, Tahâret: 12) şeklindeki cevapla, haklarında özel hüküm bulunmayan konularda mubahlığın esas alınacağı ve pis şeylerin yenilemeyeceği gibi genel prensipler suda yaşayan hayvanlara dair hükümlerin temelini teşkil eder.
Daima suda teayyüş eden yani suda yaşayan, suda barınan hayvanlardan sadece balık türündeki her nevi balık etleri yiyilebilir, helaldir. Balık çeşitlerinin tümü yenir. Yeter ki balık cinsi olsun, başka bir cinsten olmasın. Kalkan balığı, sazan, balığı, yunus balığı, yılan balığı, Ceris balığı (Siyah bir balıktır) bu kısımdandır.
Fakat balık gibi denizde, suda yaşadığı halde balık cinsine dahil olmayan habis, yani pis, çirkin sayılan diğer su hayvanları da vardır. Onların yenmesi caiz olmaz. Mesela Karidesler, kalamarlar, kerevitler, istakozlar, midyeler, istiridyeler, salyangozlar, kaplumbağalar, kurbağalar, yılanlar ve yengeçler helal değildir, etleri yenilemez.
Bunun sebebi, bu çeşit hayvanların gerek görünüş, gerekse yenen kısımları itibariyle hoş olmaması, çirkin ve pis sayılmasıdır. Nitekim gıda, beslenme ve tıp uzmanlarınca, karidesin kolesterol deposu olduğu, midye başta olmak üzere kabuklu deniz ürünlerine yaklaşmamak gerektiği belirtiliyor.
Aynı şekilde su samuru, deniz insanı, deniz aygırı, deniz domuzu, deniz kaplumbağası gibi, balık suretinde bulunmayan deniz hayvanlarının yenilmeleri helal olmadığı gibi avlanılmaları da helal görülmemektedir.
Sonuç olarak: balık dışındaki deniz, su ürünleri helal değildir, haramdır. Deniz avından maksad: Sadece balığın her çeşididir. Mehmet Talü/milligezete


*******************


Dostluk, Kardeşlik ve Sohbet Adabı\İhya’dan

Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

(bir mümin tarafından) Selamlandığınız zaman ya daha güzeliyle karşılık verin ya da aynısıyla mukabele edin! 4\86

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

-Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir ameli haber vereyim mi?
-Evet ey Allah’ın Resulü
-Aranızda selamı yayın!

Konuşmadan önce selam vermeli ve selam verirkende musafaha yapmalıdır: Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: kim selamdan önce söze başlarsa, selam verinceye kadar ona cevap vermeyiniz.

Evinize girdiğiniz zaman orada bulunanlara selam veriniz. Çünkü selam vererek girdiğiniz eve şeytan girmez.

Musafahanın(el sıkma) selamla birlikte yapılması sünnettir. Birgün Resulüllah’ın huzur’u saadetine giren bir kişi ‘Esselamü aleyküm’ dedi. Hz. Peygamber ‘bu on hasenedir’ buyurdu. Sonra başka biri geldi ve ‘Esselamü aleyküm ve rahmetüllah’dedi. Hz. Peygamber bu kez ‘bu yirmi hasenedir’ buyurdu. Daha sonra üçüncü bir şahıs geldi ve o da ‘Esselamü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekatühu’ dedi. Hz. Peygamber ona ‘bu otuz hasenedir’ buyurdu.

Enes şöyle anlatır: Resulüllah’a sekiz sene hizmet ettim. bana bir defasında şöyle demişti:

Ey Enes! Abdesti güzelce al ki ömrün artsın. Ümmetimden kime rastlarsan selam ver ki hasenelerin çoğalsın. Evine girdiğin zaman aile efradına selam ver ki, evinin hayrı çoğalsın.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Sakın Yahudi ve hıristiyanlara önce siz selam vermeyin. Yolda onlardan birine rastladığınız zaman onu yolun en dar yerinden geçmeye mecbur edin.(onlara yolu daraltmak ancak yolda genişlik yoksa caiz olabilir. Eğer genişse boşu boşuna onlara eziyet vermek yasaktır.)

delikız

Sahabenin Hayatından Örnekler/ Hz. Ömer

Ağlayan çocuk

Hazret-i Ömer’in Halifeliği (Devlet Başkanlığı) zamanıydı. Başkent Medine’ye yabancı bir kervan geldi. Develerini yıkıp, konakladılar... Halife her zaman olduğu gibi, gece şehri dolaşmaya çıktı. Yolda, Eshâb’dan (Sevgili Peygamberimizin arkadaşlarından) Hazret-i Abdurrahman’a rastladı. Ona dedi ki: - Ey Avfın oğlu! Gel, seninle bu gece misafirimiz olan kervanı bekleyelim.Onlar rahat uyusunlar. Çünkü yorgundurlar. Canları ve malları herhangi bir zarara uğramasın!... Hazret-i Ömer bu teklifte bulununca, Hazret-i Abdurrahman da seve seve kabul etti. Birlikte kervanın etrafında göz-kulak olmaya başladılar.O sırada yakındaki bir evden çocuk ağlaması işitildi. Çocuğun sesi kesilmediği için, Halife evin kapısına gitti. İçeride bulunanlara, “Küçüğü susturmalarını rica” etti. Sonra dönüp geldi. Gece boyunca, çocuğun sesi işitildikçe, birkaç kere daha evin kapısına gitti. Çocuğun ağlaması bir türlü dinmiyordu. Seher vakti olunca, Hazret-i Ömer son defa oraya gitti. Çocuğun annesine: - Sen ne biçim anasın! Bütün gece evlâdını ağlattın. Belli ki, açtı! diye çıkıştı. Kadıncağız cevap verdi: - Halimi anlamadan niçin beni azarlıyorsun? Hazret-i Ömer, kendini tanıtmadan sordu: - Haline ne olmuş? - Çocuğu sütten kesmiştim.. - Sütün yoksa başka şeyler yedirseydin. - Evde onun yiyeceği bir şey yok ki, biz çok fakiriz... - Çocuğun kaç yaşında? - Daha yaşını doldurmadı. İşte bu cevap üzerine Hazret-i Ömer öfkelendi. - Peki niçin bu kadar küçük bir yavruyu sütten kestin? Kadıncağız içini çekti: - Halifemiz Hazret-i Ömer’e Cenâb’ı Hak insaflar versin.Çocuklar sütten kesilmeyince, bizim gibi bir fakire nafaka vermez. Fakirlik maaşı bağlamaz. Onun için yavrumu erkenden sütten kestim.Bunun üzerine Halife ağlayarak mescide girdi. Gözyaşları yüzünden namazı zorla kıldırdı. Selâm verdikten sonra cemâate döndü. Gene ağlayarak: - Sizin Ömer’inize yazıklar olsun!.. Sizin Ömer’inize yazıklar olsun!.. diyerek kendini suçladı. Sonra bütün Medine halkına, tellallar (haberciler) çıkarttı. Onlar da bildirdiler ki: - Hangi Müslüman’ın oğlu veya kızı dünyaya gelirse, hemen Halifeye bildirsin.Beytülmal’dan (hazineden) nafaka (maaş) verilecektir. Hiç kimse nafaka yüzünden evladını vaktinden önce sütten kesmesin!.. O günden sonra artık Medine’de, açlık sebebiyle ağlayan çocuk sesi işitilmedi.


Bir insanı tanımak İçin

‘Bir adam Hz. Ömer (r.a.)’in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu. Ömer ibnü’l-Hattâb hazretleri ona, ‘ Ben seni tanımıyorum, seni tanıyan birini getir, dedi. Orada bulunanlardan birisi, Ben onu tanıyorum, deyince Hz. Ömer, Nasıl bilirsin? diye sordu. O da, Emin ve âdil bir adam olarak tanıyorum, cevabını verdi. Hz. Ömer (r.a.) tekrar sordu: Gecesini gündüzünü bildiğin, yakın bir komşun mudur? Hayır, diye cevap verdi adam. Hz. Ömer (r.a.) sormaya devam etti: İnsanın takvâsını ortaya koyan, muâmelesidir. Bu adam, alışveriş yaptığın bir kimse midir? Adam tekrar, Hayır, dedi. Hz. Ömer (r.a.) bu defa; Bununla, insanın ahlâkının güzel veya çirkin olduğunu anlamaya imkân veren bir yolculuk yaptın mı? diye sordu. Adam bu soruya da, Hayır, cevabını verince, Hz. Ömer (r.a.), Sen onu tanımıyorsun, dedi ve sonra da adama dönerek, Git, seni tanıyan birini getir, buyurdu. Demek ki bir insanı iyi tanıyabilmek, doğruluk ve dürüstlüğünden emin olabilmek için; onunla, ya yakın komşuluk yapacaksın veya alış-verişte bulunacaksın yahut da beraber yolculuk edeceksin... Aksi takdirde, yani bu ölçülerden hiçbirisi ile tartmadığın bir kişi hakkında, müsbet veya menfî yönde şahâdette bulunmayacaksın. Zira bu demektir ki, sen onu tanımıyorsun.


Hz. Ömer’in adaleti

Medine’de kıtlık baş gösterdi. Hazret-i Ömer, hemen bir deve kestirdi ve “Etini fakirlere dağıtın!” diye emretti. Görevli, etlerin güzel bir parçasını da Hazret-i Ömer’e ayırdı. Yemek zamanı olunca, iyice pişirip Halifenin önüne getirdi.Hazret-i Ömer hayretle sordu: - Bu yemek neredendir? - Efendim, kesilmesini emir buyurduğunuz deveden size düşen paydır... Hazret-i Peygamberin sevgilisi “Koca Ömer”in rengi değişti: - Devenin iyi yerlerini kendisi yiyip, artanı fakirlere vermek çok kötü bir şeydir, dedi. Hemen bu yemeği kaldır ve çocuk sahibi, fakir bir aileye götür. Az sonra önüne gelen kuru arpa ekmeği ile zeytinyağını “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek afiyetle ve gönül rahatlığıyla yedi. İşte bu yüzden bütün âlimler fikir birliği etmişlerdir ki: “Hazret-i Ömer’in adâleti, kendinden önce ve sonrakilerden daha büyüktür.”

Aradaki fark

Hazret-i Ömer ‘r.a.’ anlatıyor: - Bir gün Resûl-i ekrem ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ bize, askeri donatmak için, sadaka getirin diye, emr etdiler. Benim malımın çok olduğu bir zemân idi. Gönlümden geçdi ki, her zemânda, kardeşim Ebû Bekr ‘radıyallahü teâlâ anh’ sadaka husûsunda hepimizden fazla sadaka verirdi. Ammâ bu def’a ben ondan fazla vereyim diye, malımın yarısını götürdüm. Resûlullah ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ buyurdular ki, - Yâ Ömer! Ev halkına ne alıkoydun. Dedim ki, - Yâ Resûlallah! Yarısını alıkoydum. Bu sırada Ebû Bekr ‘radıyallahü anh’ cümle malını getirip, koydu. Hazret-i Fahr-i Enbiyâ buyurdu ki, - Yâ Ebâ Bekr! Ev halkına ne alıkoydun? Ebû Bekr, - Yâ Resûlallah! Ehlime Allahü Teâlâyı ve Resûlünü alıkoydum, deyince, - İkinizin arasındaki fark, cevâbınız arasında olan fark gibidir, buyurdular.

Milligazeteden alınmıştır.

Peygamberimizin Kısaca Hayatı

-Peygamberimiz 571 yılında rebiülevvel ayının 12. gecesinde Mekke’de doğmuştur.
-Babasının adı Abdullah, annesinin adı Amine’dir.
-Dedesi Abdulmuttalip, amcası Ebu Talib, süt annesi Halime’dir.
-Peygamberimiz doğmadan 2 ay önce babasını, 6 yaşındayken de annesini kaybetmiştir.
-25 yaşında iken Hz. Hatice ile evlenmiştir. Hz. Hatice validemizden Kasım, Abdullah, Zeynep, Rukiye, Ümmügülsüm ve Fatıma adında altı çocukları dünyaya gelmiştir.
-Peygamberimiz 40 yaşındayken ‘Hira mağrası’nda ilk vahiy gelmiştir.
-İlk Müslümanlar; Hz. Hatice, Hz. Ali, Hz. Ebubekir ve Hz. Zeyd’dir.
-40. Müslüman Hz. Ömer’dir.
-Peygamber Efendimiz 3 sene gizli tebliğde bulunmuştur.
-Müşrikler, Müslümanları dinlerinden döndürebilmek için onlarla olan bütün ilişkileri kesmişler ve Müslümanlara karşı boykot başlatmışlardır. Boykot 3 yıl devam etmiştir.
-Boykotun bitiminde Hz. Hatice arkasından da Peygamberimizin amcası Ebu Talib vefat etmiştir. Bu seneye “hüzün senesi” denilmiştir. Peygamberimiz Hz. Hatice’nin ve amcasının ölümüne çok üzülmüştü.
-Vahyin bir süre kesilmesine “fetret-i vahiy” denir.
-İslamın ilk şehitleri Hz. Sümeyye ve eşi Hz.Yasir’dir.
-Mekkeli müşriklerin yoğun baskı ve işkenceleri neticesinde Müslümanlar ilk olarak önce Habeşistan’a hicret etmişlerdir.
-Daha sonra Allah Teala’nın izniyle Müslümanlar 622’de Medine’ye hicret etmeye başlamışlardır.
-Hicretten bir buçuk yıl önce “Miraç” hadisesi gerçekleşmiştir. Hz. Peygamber as. Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürülmüştür, bu hadiseye “İsra” yani gece yolculuğu denir. Mescid-i Aksa’dan da göğe yükseltilmiştir, bu hadiseye de“Miraç” denir.
-Peygamber Efendimize hicret için izin geldiğinde ise kendisine Hz. Ebubekir arkadaşlık yapmıştır. O gece müşrikler Peygamberimizi öldürmek için kapısının önünde bekliyorlardı. Allah’ın izniyle müşriklere görünmeden yola çıktılar. Müşrikler peygamberimizi yakalamak için ardına düştüler. Peygamberimiz ve arkadaşı, müşriklerin takipleri sebebiyle “sevr mağrası”na sığınmışlardır.
-Peygamberimiz Medine’ye geldiğinde Ebu Eyyub el-Ensari’nin evinde misafir olmuştur. Kabri, İstanbul’da olan ve Eyub Sultan olarak bilinen sahabedir.
-Medine’ye hicret eden Mekkeli Müslümanlara “Muhacır” denir.
-Muhacirlere yardım eden Medineli Müslümanlara da “Ensar” denir.
-İslam tarihinde yapılan ilk mescid “Kuba Mescidi”dir.
-Peygamber Efendimizi gören ve onun sohbetine katılanlara “sahabe\ashab” denir.
-Peygamberimiz tarafından cennetle müjdelenen 10 sahabeye “aşere-i mübeşşere” adı verilir.
-Peygamberimiz 632 yılında “veda haccı” yapmıştır.
-Peygamberimiz, 23 yıllık peygamberlik görevinden sonra, 632’de Medine’de vefat etmiştir.



Yapılan Savaşlar
-Bedir Savaşı: 624 yılında Mekkeli müşriklerle Medineli Müslümanlar arasında yapılmıştır. Müslümanlar 305 kişi olmalarına karşın Allah’ın yardımıyla 1000 kişilik müşrik ordusunu yenmişlerdir.
-Uhud Savaşı: Müşrikler, Bedir’in intikamını almak için 625’te tekrar saldırmışlardır. Müslümanlar burada da 3 katı düşmanla savaş mak zorunda kalmıştır. Okçuların yerlerinden ayrılması sebebiyle Müslümanlar savaşı kaybetmiştir. Peygamberimizin amcası Hz. Hamza Uhud savaşında şehid edilmiştir.
-Hendek Savaşı: Müşrikler 627’de on bin kişilik bir orduyla Medine’ye gelmişlerdir. Müslümanlar şehrin etrafında hendek kazmışlardır. Allah’ın izniyle Müslümanlar galip olmuştur.
-628’de Hudeybiye Antlaşması yapılmış, 628’de Hayber fethedilmiş, 630’da Mekke fethedilmiş, yine 630’da Huneyn savaşı yapılmış daha sonra da Tebük seferi düzenlenmiştir.




MİNİ TEST:
1-)Kuran-ı Kerim’de adı geçen kaç peygamber vardır?
a)25 b)27 c)23 d)32
2-)Mükellef olan her müslümanın yapması gereken farz aşağıdakilerden hangisidir?
a)Vacip b)Farz-ı Kifaye c)Farz-ı Ayn d)Farz
3-)Müslüman olan birinin yapmasıyla diğer Müslümanlardan sorumluluğun kalktığı farz aşağıdakilerden hangisidir?
a)Farz-ı Ayn b) Farz-ı Kifaye c)Vacip d)Sünnet
4-)Hicri Takvimin başlangıcı aşağıdakilerden hangisidir?
a)Mekkenin Fethi b)Hicret c)Peygamberin doğumu d)İslamın gelişi
5-)Hicri yeni yılın tarihi aşağıdakilerden hangisidir?
a)1 Ocak b)1 Ramazan c)1 Zilhicce d)1 Muharrem




Cevaplar:3-b) 5-d) 1-a) 4-b) 2-c)

delikız

Dergimin 15. Sayısı

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a, selam ve dua Peygamberimiz(s.a.v)’in ve bütün Peygamberlerin üzerine olsun.




Dua:

Ey Allah’ım! Biz ancak senden yardım isteriz. Senden mağfiretini diler, senden hidayet isteriz. Allah’ım sana iman eder, tevde edip sana döneriz. İşlerimizde sana dayanır ve sana güveniriz. Seni bütün işlerimizde hayırla anar, sana daima verdiğin bunca nimetlerden dolayı şükrederiz. Asla nankörlük yapmayız. Sana karşı nankörlük eden günahkarları bırakır ve onlardan ayrılırız. Onlarla olan ilişkimizi keseriz.

Ey Allah’ım! Biz ancak sana ibadet ve kulluk ederiz. Ancak senin rızan için namaz kılar ve yalnız sana secde ederiz… Ancak sana koşar ve sana yaklaştıracak, senin rızana kovuşturacak şeylere koşarız. İbadetini sevinçle yapar, rahmetinin ve ihsanının devamını ve çok olmasını isteriz. Yasak ettiğin şeyleri yapmayız ve azabından korkarız. Şüphe yok ki senin azabın kafirlere erişicidir.






Tevhidiniz ne kadar da az! Allah’tan razılığınız ne kadar da az! Allah’ın istediği dışında, aranızda hiçbir ev (kalp) yok ki, içerisinde Cenab-ı Hak ile tartışma ve O’ndan hoşnutsuzluk olmasın. Halkı ve sebepleri ne kadar da çok şirk koşuyorsunuz.! Allah’ı değil de, falan ve falan kişileri rab ediniyorsunuz. Faydayı, zararı, bağışlara nail olmayı veya olmamayı onlara izafe ediyorsunuz. Böyle yapmayın. Rabbinize dönün. Kalblerinizi onun için boşaltın. O’na tazarru edin. İhtiyaçlarınızı O’ndan isteyin. Sizin için başka bir yer yok. Başka kapı yok. Bütün kapılar kapalı; sadece O’nu kapısı açık. Tenha yerlerde O’nunla başbaşa kalın. O’nunla konuşun. İman dillerinizle O’na hitap edin. Aile fertleri uyuyup, halkın sesi kesilince her biriniz temizlensin. Yüzünü secdeye koysun. Tevbe etsin.Özürler dilesin. Günahlarını itiraf etsin. Emellerini arzetsin. İhtiyaçlarını dilesin. Göğsünü sıkıştıran her şeyi O’na arzetsin.
Sizin Rabbiniz O’dur, başkası değil. İlahınız O’dur, başkası değil. Melikiniz O’dur, başkası değil. Afet okları yüzünden O’dan kaçmayın. Zarar da ve fayda da, zorlukta ve rahatlıkta size gelen her şeyin gerçek faili O’dur. Bunlar O’nu tanımanız, şikayetlerinizi O’na yapmanız, O’nun için sabretmeniz ve O’na “tevbe etmeniz” (dönmeniz) içindir.
Cezalar avam içindir. Kefaretler müttaki müminler içindir. Yüksek dereceler ise, mümin, müeyyed(desteklenmiş) ve sıddık olan salihler içindir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Biz peygamberler insanlar içinde en şiddetli belaya uğrayan kesimiz. Sonra diğerleri, sonra da diğerleri gelir.”
Mümin, bir belaya uğradığında sabreder ve belasını halktan saklar, onlara şikayet etmez. Bundan dolayı Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Müminin sevinci yüzünde olur. Onun kalbinde ise hüzün vardır. Kalbine diğer insanlar muttali olmasın diye o, hüznü sevinçle karşılar.” Batınlardaki hazineleri gizlerler. Batınlardaki yükleri, azıkları gizlerler. Hüzün kalp azığı, kalp yüküdür; havf(korku) nefsin azığıdır. Hüzün, kalplere sır hikmetlerini yağdıran bir buluttur. Allahü Teala: “Ben kalpleri benim için kırılmış olanların yanındayım” buyurmuşken, onlar hüzün ve inkisar üzere nasıl sabretmesinler? Onların kalpleri her ne zaman uzaklık sebebi ile kırılsa, kurbiyet onlara zorla gelir. Her ne zaman halktan uzaklaşsalar, Allahü Teala ile ünsiyet onlara öyle bir gelir ki! Her ne zaman halktan uzaklaşıp soğusalar, Allahü Teala’nın ünsiyeti(arkadaşlığı) ile ünsiyet, yakınlığı ile yakınlık bulurlar. Dünyada hüzünleri ne kadar çok olursa, ahiretteki ferahları da o derece çok olur.





Esselamü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekatühu; Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. “Esselam” Allah’ın 99 isminden (Esmaül Hüsna) biri. Anlamı, kullarına selametlik veren, bütün musibetlerden koruyup selamete eriştiren. Yazıya selamla başladım ve 30 hasene kazandım inşallah. Peygamber Efendimiz (as.) bir hadisinde böyle buyurmuş.
Yaptığım bu iş ile hem öğrendiklerimi sizlerle paylaşıyorum, hem de inşallah hasenelerim çoğalıyor. Öğrendiklerimi sizlerle paylaşa bilme fırsatını bana verdiği için Rabbime şükürler olsun. İnşallah bu işte hep yardımcım olur. Çünkü, O’nun inayeti olmadan hiçbir şeyi doğru yapmam mümkün değil. Gayret bizden, inayet Allah’tandır. Allah’ım! Bana ve kardeşlerime, her işimiz de hak üzere olmayı nasip et. Rızan olmayacak işlerden bizleri koru. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azdından bizi koru”
Derginin bu sayısında, ilk sayfada, vitir namazında okuduğumuz ama beklide anlamının hiç farkında olmadığımız kunut duasının türkçesi, altında Abdülkadir Geylani hazretlerinin, Yolun Esasları adlı kitabındaki 49. sohbetinin bir kısmı, güzeller, güzeli peygamberimizin (as.) kısaca hayatı, Hz. Ömer’in hayatından birkaç kesit(milligazete’den), bir anne’nin kızı için yürekten gelen dilekleri, Mehmet Talü hoca’nın bir soruya verdiği cevap(milligazete’den) ve kırkambar. Evvel Ahir Selamlar.

delikız

18 Ocak, 2007

Yeni Yıl

20 ocak cumartesi günü yıl başı, bizim yıl başımız, müslümanların. Peygamber Efendimiz'in (as.) Mekke'den, Mediye'ye Hicret etmesiyle başlayan bir devrin yıl dönümü. Bütün kardeşlerim için hayırlı olur inşallah.
delikız

10 Ocak, 2007

Anı Yaşamak

"Zaman çabuk çabuk geçiyor mona" diyor üstad Sezai Karakoç. Evet, çok kıymetli olan vaktimiz biz farkında olmadan geçip gidiyor. Rabbim, bize, zamanın su gibi akıp gittiğini anlayacak basiret ver. Ver ki, dur durak bilmeden geçen zaman boşa gitmesin.
Bizi yaratan, elçileri aracılığıyla yapmamız gerekenleri bizlere bildirdi. Bir sürü güzel iş var, yapılması gereken. Bu asıl güzel işlerimiz için hep geniş vakitler arıyoruz. Dar vakitleri hiç beğenmiyoruz. Yapmayı düşündüğümüz şeyi hep, daha geniş bir vakte erteliyoruz. Bu daha geniş vakit nedense hiç gelmiyor. Bir bahane de hep vardır. Geniş vaktin gelmeyiş nedeninin, şeytanın bizi oyalaması olduğunu bir türlü anlamıyoruz. Ya vakit azdır, yapılacak olan güzel amel için yada, yada, yada buluna bilecek bir sürü bahane işte...

Düşman işi iyi biliyor. Bazen sağdan, bazen soldan yanaşarak bizi kandırıyor. Biz saflar da, "daha iyisini yaparım, şunu bir bitireyim", "yarın başlıcam, kararlıyım" gibi iyi niyetlerle bahanelerimizi sıralıyoruz. Bunun, şeytanın işi ve tuzağı olduğunu ne yazık ki göremiyoruz. Böyle düşündüğümüz içinde, sanıyoruz ki, bu işler biter yada yarınlar gelir.
Şeytana ve nefsimize uyduğumuz müddetçe bunların sonu gelmez. Şeytan bıkmadan usanmadan çalışıyor ve başarılı oluyor. Bizler ondan daha iyi olmalı değil miyiz. Şeytan "anı yaşıyor" bizler "yarını" bekliyoruz. Halbuki, biliyoruz yarın çok geç olabilir ama yine de, yine de bekliyoruz.

Allah'ım; bize dar vakitlerin, ne kadar bereketli olduğunu göster. Bu dar, olduğunu sandığımız vakitlerde ertelenmeden yapığımız amellerin, geriye dönüp baktığımızda ne kadar da fazla olabileceğini göster.
Peygamber Efendimiz as. ın"erteleyiciler helak oldu" hadisini anlamayı ve aklımızda tutupta, bu bilinçle yaşamayı nasip et. Müminin yarını olur mu? Elbette ki olmaz. O geleceğe değil, bu güne bakar ve anı yaşayıp nasiplenmeye çalışır. Bu günü için çalışır ve inşallah yarınını kazanır.
Rabbim, bana ve sevdiklerime ve ümmeti muhammed'e çok geç olmadan uyanmayı nasip et. Nasip et ki yarın geldiğinde "geç" olmasın.


delikız

03 Ocak, 2007

Şevhar

Şehvar benim dergimin ve blog’un adı, anlamı İnci. Şehvar Farsça, inci'nin Arapçası Lülü, İngilizcesi pearl, Fransızcası perle, Almancası perte


Delikız

29 Aralık, 2006

Bu Gün Arefe*

Hacı adaylarımız bu gün Arafat'ta idiler. Kelime olarak Arafat "bilme, anlama, tanıma" gibi anlamlara gelir. Peygamberimiz as. "Hac, Arafat'ta olmaktır" demiştir. Arafat çıkmadan hacı olunmaz. Bu gün orada, dualar edildi, zikirler yapıldı. Allah'tan af ve mağfiret dilendi.
Ve Vakfe yapıldı. Vakfe; duruş bekleyiş demektir. Arafat vakfesi, bir yandan insanın dünyaya ayak basışını, diyer yandan ise kıyamette Allah'ın huzurunda bekleyişi hatırlatırmış. O, müminin, Rabbinin huzurunda imanla, sebatla, umutla gerçekleştirdiği bilinçli bir duruşmuş. Peygamberimiz as. Arafata varınca meşhur veda hutbesini burada yapmış.
İkinci bir vakfe'de Müzdelife'de yapılır. Müzdelife , harem sınırları içinde Arafat ile Mina arasında kalan bir bölgenin adıdır. Şeytan ve taraftarlarına karşı sembolik protesto'da atılacak küçük taşlar buradan toplanır. Müzdelife'den sonra Minaya geçilir. Mina; aşırı istek ve arzu demekmiş. Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmali'in Allaha'a olan aşklarının sınandığı yermiş.

Hacı adaylarının biraz daha işleri var. Şeytan taşlıyacaklar, kurban kesecekler, traş olacaklar ve son olarakta ziyatet tavafı yapacaklar. İnşallah bundan sonra "Hacı" olacaklar.

Kardeşlerimizin oradaki bu son heyecanlarını bizlerde burada yaşamaya çalıştık. Rabbim bizlerede oralarda olmayı ve bizzat yaşamayı nasip etsin inşallah. amin amin amin

Delikız *Arabistanda

19 Aralık, 2006

Namazda Okunan Dua Ve Tesbihlerin Anlamı/1

Allahü Ekber: Allah en büyüktür

Subhane Rabbiyel-azim: Azim olan Rabbim, bütün noksanlıklardan beridir.

Semiallahü limen Hamideh-Rabbena lekel-Hamd: Bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah, kendine hamdedenin hamdini işitir ve kabul eder.

Subhane Rabbiyel-ala: Pek yüce olan Rabbimi her türlü noksanlıklardan tenzih ederim.

Esselamü aleyküm ve rahmetullah: Allah’ın rahmeti, selamı sizin üzerinize olsun.

Allahümme entesselamü ve minkesselam, Tebarekte ya Zel Celali vel-ikram: Ey Allah’ım! Sen selamsın, bütün noksanlardan berisin, dünya ve ahiret selameti de senin yardım ve inayetinledir. Sen mukaddessin, ey Celal ve ikram sahibi olan Allah’ım


Delikız

14 Aralık, 2006

Hayatımızda Ne Çok Tanrı Var

Çok bilinmiş olanların dışında, bulmacalarda çıkan güneş tanrısı ra, elindeki okuyla insanlara çöp çatanlık yapan eros.. gündelik hayatımızda farkında olmadığımız, Yunan mitolojisine ait ne çok tanrı var. Giydiyimiz ayakkabının markası, bindiğimiz uçağın adı, yıllardır seyrettiğimiz dünya çapında yapılan yarışma.


Elhamdulillah ki bizler bir Allah'a inanan insanlarız. Maddi manevi her ihtiyacımızda; sevinç, üzüntü, sıkıntı, rahat, ölüm, doğum her her şeyde sadece O'nu bilir, O'na sığınır, O'ndan yardım isteriz. Ve biliriz ki her şey O'ndandır. Aklımız karışmaz. Ayy ben bu sorunda hangi tanrıya gidecektim gibi. O'nunla olan ilişkimizde hiç bir sorun yoktur, çünkü O bize şahdamarımızdan daha yakındadır ve her ihtiyacımızı bilir. İhtiyaç ve dualarımıza, Zatının belirlediği zaman ve şartlara göre cevap verir. Ama bizler bunu anlayamadığımız için yada anlamak istemediğimiz için yada bizim isteklerimize uymadığı için cevap vermez sanırız. Alim* olan Rabbimizden daha iyi biliriz sanki...

Allah'ım, hamdolsun ki sadece seni Rab biliyorum. Bu senin lütfundur. Hayatımdaki hiç bir şeyi putlaştırmama izin verme Rabbim. Malı, mülkü, parayı, evladı. Namazımda "sadece sana kulluk.... ederim" sözümde beni samimi kıl. Her amelimde beni doğruya yönelt, ailemi sevdiklerimi ve bütün kardeşlerimide. Rabbim senin inayetin olmadan ben kendimden hiç bir şey yapamam. Sen her şeyde benim yardımcım ol.

Ayakkabı, uçak ve yarışmada adı kullanılan tanrılara gelince de. Nıke: Zeus'ün habercisi kanatlı kız. Kimi anlatımlarda tanrıça Athena'nın bir ek adı. Pegasus: Tanrıların kullandığı kanatlı at. Olimpiyat: Tanrıların birbirleriyle yarışmasının adı.

*Alim: Her şeyi en iyi bilen


Delikız

12 Aralık, 2006

Hz. İbrahim

Esselamüaleyküm ya Hz. İbrahim. Ulül Azim Peygamber, Hz. Muhammed'in as. atası, put kıran, ateşe atılırken tevekkülü dorukta olan*, yumuşak huylu, çok sabırlı** olan bir Peygamber.

Seni seviyorum ya Hz. İbrahim. Allah azze ve celle bana ve isteyen tüm kardeşlerime ahirette seni görmeyi nasip etsin.
Bu güzel insanlar hakkında ne kadar bilgimiz var hiç düşündük mü? Bir gün Hz. Ebubekir hakkında bir kardeşimle konuşuyorduk, ben 'çok seviyorum onu' dedim kardeşim de bana' ben senin gibi Onu tanımıyorum ki, senin gibi seveyim' demişti ve doğru bir tespit yapmıştı.

Tanımıyoruz ve tanımak içinde hiç bir şey yapmıyoruz. Şöyle bir değerlendirme yapalım. Hz. İbrahim hakkında bildiklerimizle( bütün peygamberler ve diğer güzel insanlar) magazin dünyasındaki her hangi bir kişi hakkında bildiklerimizi karşılaştıralım. Hangisini daha iyi tanıyoruz ve tanımak için çaba harcıyoruz. Hangisi hakkında konuşmak, tartışmak, bilgi edinmek daha çok hoşumuza gidiyor. Bıkmadan, sıkılmadan, hangi taraf hakkında konuşmayı dakikalarca sürdürüyoruz. Aklımızdan 'biri konuyu değiştirse' diye geçtiğinde hangi konu konuşuluyor acaba?

Hz. İbrahim; tanınmayı, konuşulma diğerlerinden daha çok hak eden biri elbette. Eğer Hz. İbrahimi bu insanlardan daha az tanıyorsak utanmamız gerekmez mi? Bunun çok büyük bir kayıp, haksızlık ve eksizlik olduğunu ne zaman anlıyıpta, televizyon başından kalkıp bu seçkin insanlarla ilgilenicez. Seçim sizin, hangisi daha çok ilgiyi hak ediyor bu açık. Ama yine de karar verip uygulamaya geçecek olan sizsiniz. Evvel Ahir Selamlar



*Hz. İbrahim ateşe atılırken Cebrail as. yanına geldi 'bir ihtiyacın varmı' dedi O'da 'senden ise yok' dedi. Cebrail, 'Rabbınden dile' dedi 'Rabbim halimi biliyor mu?' 'evet biliyor' Hz.İbrahim 'Rabbımın halimi bilmesi bana yeter' dedi.
**tevbe/114

Delikız

-elcevap-

Hz. İbrahim

11 Aralık, 2006

-Bir Soru-

Soru: Hz. Yakup peygamberin dedesi kimdir?

Cevabı yarın, kimse bu soruyu görmeyecek ama olsun.

delikız

08 Aralık, 2006

İsteyene Verilir

Şehvar'ı seviyorum. Severek ve inanarak yaptığım bu işi aşağı yukarı altı senedir yapıyorum. Fikir olarak ilk aklıma geldiğinde ne kadar inandıysam ve heyecanlandıysam bu günde aynı şeyi hissediyorum. O günden bu güne çok şey değişti. O zaman kendime ait bilgisayarım ve yazıcım yoktu. Bu ihtiyacımı sağolsun Melike elinden geldiğince gideriyordu, bu konuda hakkını ödeyemem. Yine onun vesilesi ile artık bilgisayarım ve yazıcım var. Artık daha rahatım tabi ki.

Nereden nereye, istiyordum ama bu kadar çabuk olacağını tahmin etmiyordum. Rabbime hamd olsun ki oldu."İsteyene verilir" derler. Gayertli olmak, çalışmak, inanmak ve istemek önemli galiba. Elbette ki Rabbimizin bizler için yazdığı değişmez kaderin dışında. Şimdi 'çalışıyorum, istiyorum ama olmuyor işte' demeyin. Yapılması gereken, bizim üzerimize düşeni yapıp tevekkül etmemiz. Gayret bizden Tevfik Allah'tandır. Çünkü doğru ile yanlışı en iyi bilen Alim olan Rabbimizdir. İşler O'na bırakıldığında sonuç ne olursa olsun bizim için en güzelidir. Her ne kadar bize öyle gelmesede...

Bu gün bir şeyler yazmak istemişti canım ama ne yazacağımı bilmiyordum. Benim güzel dergimin (bana göre tabii) goolge'da birinci sırada çıktığını görünce çok şaşırdım, sevindim ve birden ilham geldi, bişeyler saçmaladım işte. Doğru yanlış kusura bakmayın artık. Ben güzel cümleler kurabilen biri değilim. Böyle bir iddam da asla yok ama yazdım işte... Baki Selam

Delikız

03 Aralık, 2006

Yeni Sayı Nihayet Çıktı

Dergimin yeni sayısını Allah'ın izni ile çıkartım. Ve dağıtma işinin çoğunu hallettim. Bana ve okuyan her kese faydalı olur inşallah.

Delikız

Bitkilerle Tedavi Yöntemleri\2

Anason
Türü: BitkiHastalık: BalgamTedavi: Anason tohumu kaynatılıp
balla tatlandırılarak içilmeye devam edilir.
Yan Tesiri: Bilinen herhangi bir yan tesiri yoktur.
Önemli Notlar: Yatıştırıcı iltihap kurutucu,
ağrı ve sancı kesici, gaz söktürücü bir bitkidir.
Piyasada Panason diye satılan gaz söktürücü
Papatya+nane+ anason karışımıdır.
İçindekiler: Anetol, Yağ, Albümin, Uçan Yağ,
Meyve şekeri

Kekik
Türü: Ot
Hastalık: Ülser
Tedavi: Kekik kaynatılıp balla tatlandırılıp günde
3 çay bardağı içilmeye devam edilirse mide rahat-
sızlıklarına faydalıdır.Yan Tesiri: Uzun süre bol miktarda alınırsa Timol,
Kalkan bezinin salgısının artmasına neden olabilir.Önemli Notlar: Hazmı kolaylaştıran, mikrop öldüren,
eşsiz bir nimettir. Gerek yemeklere, gerek salatalara
baharat olarak, gerekse çay gibi içilerek istifade ediniz.
Araba tutanlar, arabaya binmeden önce 1 su bardağı
kekik suyu içerse araba tutmasından kurtulabilirler.İçindekiler: Uçucu yağ, Timol, Kavrakrol, Simol, Borneol,
Pinen, Tanen, Acı maddeler, Glkozidler, Reçine (Timol,
Fenolden 25 kere daha fazla güçlü bir antiseptiktir.)

Kantaron
Türü: Çay
Hastalık: Karaciğer yetersizliği
Tedavi: Kantoron, ayrık otu kökü ile beraber kaynatılıp
balla tadlandırılarak içilmeye devam edilir.

İlacın adı: Kimyon
Türü: Baharat
Hastalık: Nefes darlığı
Tedavi: Kimyon sirke ile kaynatılıp balla tadlandırılarak
içilmeye devam edilir.

Sağlıklı Hayat Önerileri\2

11- Üçüncü perdeyi bekle
Sabır, sabır, sabır…hayat üç perdeden oluşur. Ruhlarımızın yaratılışı birinci perde, dünya hayatımız ikinci perde ve kıyamet-ahiret üçüncü perdedir. Bu dünyada zahiren “adaletsizlikmiş” gibi görünen haller, zenginlik/fakirlik, hastalık/ sağlık, güçlülük/zayıflık
gibi ölçülerin birer imtahan vesilesi olduğunu unutmayıp ona göre adımlarını atanlar kazançlı çıkacak olanlardır sakın unutma. Dolayısıyla içinde bulunduğun ortamdan dolayı üzülmeyi bir kenara bırakda imtahanı kazanmaya bak. "İnkâr edenler, kat’iyyen diril
tilmeyeceklerini sandılar. De ki: "Hayır, Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah’a göre kolaydır." (Teğabun, 64/7, Nahl, 16/30-40).

12- Bir bardak su
İçecek bir bardak suyunuz ve bir lokma ekmeğiniz var ise yiyecek. Siz çok şanslısınız. Uzunca bir müddet ıssız bir adada mahzur kalan bir denizciye yaşamış olduğu bu tecrübeden çıkardığı en önemli dersin ne olduğunu sormuşlar. O da şunları söylemiş; “İçebilecek temiz bir su, yetecek kadar aş olduğu sürece asla şikayetçi olunulmayacağını” öğrendim.

13- Kalbinizle dost olun
İstatistiklere göre Çinlilerde strese bağlı kalp rahatsızları oranı oldukça düşükmüş. Bunun en önemli nedenleri arasında Çinlilerin sakın yapılı olmaları gösterilmiştir. Dolayısıyla sende mutlu ve huzurlu bir hayat için olaylara sükunetle yaklaş, her türlü kaygıyı, öfkeyi, şiddeti bir kenara bırakıp affedici ol. Tıpkı Kur'an-ı Kerim'deki mümin tasvirinde olduğu gibi;"Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlardan bağışlama ile geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever" buyurur. (Al-i İmran Suresi, 134)

İlmihal

Namazların Sünnetleri:

Namazların bir kısımda sünnetleri vardır. Bu sünnetler, namazların vaciplerini tamamlar. Onlardaki noksanlıkları giderir ve fazla sevap kazanmaya sebep olur. Sünnetlere riayet edip devam etmek Allah’ın Peygamberine sevgi alametidir. Bununla beraber bu sünnet leri terk etmek, namazın bozulmasını veya tekrar kılınmasını gerektirmez. Fakat küçümsemeksizin kasten terk edilmesi bir hata ve bir mahrumiyettir. Fakat sünnetin hak görülmemesi, boş ve hikmetten uzak sayılarak küçümsenmesi,-Allah korusun- küfürdür. Çünkü sünnet de şer’i hükümlerden ve esaslardan biridir.


Namazlardan önce veya namazların içinde başlıca sünnetler şunlardır:


1- Beş vakit namaz ile Cuma namazı için ezan ve ikamet sünnettir. (ayrıntı için bkz. İlmihal)
2- İftitah tekbirini alırken ellerin yukarıya kaldırılması sünnettir.
3- Tekbir için eller kalkarken parmakların araları zorlamasızın biraz açık bulunması sünnettir.
4- İmam olan kimsenin, tekbirleri ve rükudan kıyama kalkarken (semiallahu limenhamideh) cümlesini ve namazın sonunda iki tarafa vereceği selamı, ihtiyaç miktarı aşikare yapması sünnet olduğu gibi, cemaatin de rüku’dan kalkarken gizlice (Allahümme rabbena velekelhamd) demesi, tekbirler ile selamı gizlice yapması da sünnettir. Rüku’dan kalkarken hem (semiallahu limenhamideh) hem de (Allahümme rabbena velekelhamd) der.
5-Namazların evvelinde gizlice (subhaneke) okuması bundan sonra fatihadan evvel yine gizlice “euzü besmele” okuması ve diğer rekatlarda da fatihadan evvel besmelei şerife okunup fatihaların sonunda hafifyen amin denilmesi sünnettir. Her rekatta fatihadan evvel besmele okumak, sahih sayılan görüşe göre ise vaciptir.(ayrıntı için bkz. İlmihal)
6- Namazda erkeklerin, göbeklerinin altında tutmak üzere, sağ ellerini sol elleri üzerine koymaları ve baş parmaklarıyla serçe parma klarını halka şeklinde bulundurarak bununla sol bileklerini tutup diğer üç parmaklarını kolları üzerine uzatmaları, kadınlarda halka etmeksizin sağ ellerini göğüsleri üzerinde tam sol elleri üzerine koymaları sünnettir.
7-Namaz aralarında, kıyamdan rüku’a ve secdelere giderken ‘Allahu Ekber’ denilmesi, rükudan kıyama kalkarken ‘Semiallahü limen hamideh’ denmesi, secdeden kalkıp yine secdeye giderken ‘Allahu Ekber’ denilmesi sünnettir.
8- Rüku ve secde tesbihleri, rüku halinde üç kere (Sübhane Rabbiye’l-azim) denilmesi, secde halinde de üç kere(Sübhane Rabbiye’l -ala)denilmesi sünnettir.
9- Rüku halinde erkeklerin ellerinin parmakları açık olacak şekilde elleriyle dizlerini tutmaları sünnettir. Kadınlar bu halde parmaklarını açık tutmazlar ve dizlerini kavramazlar, ellerini dizleri üzerine koyarlar.
10- Bir özür yoksa , kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak sünnettir.
11- Ka’de(tahiyyata oturuş) ve celse(secdeden doğrulup bekleme) hallerinde erkeklerin sol ayaklarını döşeyerek üzerlerine oturmaları ve sağ ayaklarını güçleri yettiğince kıbleye doğru dikmeleri, kadınların da sol ayaklarını sağ taraflarına yatık bulundurarak yere oturmaları sünnettir.
12- Rükuda erkeklerin inceklerini dik tutmaları, kadınların da dizlerini bükük bulundurmaları sünnettir. Bu halde erkeklerin sırtları düz bulunur. Kadınların sırtları ise yukarıya doğru meyilli olur.
13- Secdeye varılırken önce dizleri, sonra elleri, sonra yüzü yere koymak ve secdeden kalkarken de önce yüzü, sonra elleri dizlerin üzerine koyduktan sonra dizleri yerden kaldırmak sünnettir.Buna güç yetmezse, el ile yere dayanarak kalkılabilir.
14- Ka’delerde(tahiyyatlara oturuşlarda) ve celselerde(secdeler arasındaki bekleyişlerde) ellerin kıbleye yönelik olarak oyluklar üzerine konulup dizlerin tutulması sünnettir.
15- Ka’delerdeki Teşehhüdlerde “La ilahe” denirken sağ elin işaret parmağını kaldırıp “illallah” denirkende indirilmesi sünnettir.Bir çok kimseler bu sünneti gereği üzre yapamayacaklarından dolayı terk edilmesini uygun görenler vardır. (ayrıntı için bkz. İlmihal)
16- Farz namazların, vitir namazının ve müekked sünnetlerin son oturuşlarında, gayr-i müekked sünnetlerle diğer nafilelerin her oturuşunda tahiyyattan sonra Peygamber Efendimize Salat ve Selam okumak sünnettir.(Allahümme salli ve Allahümme barik)
17- Bütün namazların son oturuşlarında Salat ve Selamdan sonra iki tarafa selam vermeden önce dua edilmesi sünnettir. Bu dua, Kuran-ı Kerimin mübarek dua ayetlerinden biri ile yapılması veya bunlara benzer bulunmalıdır. Kullardan istenebilecek şeyler hakkında olan: “Ya Rabbi! Bana şu kadar para ver” şeklinde namazda dua edilmesi caiz görülmemektedir. Namazların adet edinilen dua: ‘Rabbena Atina…’
18- Namazların sonunda selam verirken yüzün önce sağ tarafa, sonra sola çevrilmesi sünnettir.
19- Sütre edinilmesi sünnettir.(ayrıntı için bkz. İlmihal)



“Sütre: Perde. Örtü. Perdelenecek şey.
Namaz kılarken kıble cihetinde duvar ve sair olmadığından, önden geçenlerin namaza zarar vermemeleri için, ön tarafa dikilen şey.(en az altmış cm. yükseklik)” Sütre hakkında kısa bilgi olsun diye başka kaynaktan aldım.

İmam Rabbani Hazretleri Buyurdu ki:

İnançları düzelttikten sonra fıkıh hükümlerinin öğrenilmesi mutlak lazımdır. Farzları, vacipleri, helal ve haramları, sünneti, mendup, karışık ve mekruh olan şeyleri öğrenmekten kaçınılmamalıdır. Bu bilgiler mucibince amel etmek zorunludur.
Fıkıh kitaplarını okuyup gözden geçirmek en önemli vazifelerden sayılmalıdır. Salih amel işleyebilmek için çok gayret gösterilmelidir.
Burada bir miktarda namazın faziletlerinden ve namazın rukünlerinden bahsedelim. Çünkü namaz dinin direğidir. İyice bilmek lazım.

Evvela abdest iyi alınmalıdır. Her uzvu, tam ve mükemmel bir şekilde üçer defa yıkamak gerekiyor. Ki sünnet üzere abdest alı-nmış olsun. Başı mesh ederken her yanını kaplamalı mesh ile meshetmek gerekiyor. Kulaklar ve ense de, bir tedbir olarak mesh edil melidir.
Peygamberimizden gelen rivayetlerde, ayak parmaklarını, sol elin küçük parmağıyla hilallemek gerekiyor. Ayrıca buna riayet et mek lazımdır. Müstehapları yerine getirmekte ihmalkar davranmak uygun değil. Çünkü o, Allah tarafından sevilen ve razı olunan ameldir.
Bütün dünyada sadece bir işin Cenab-ı Hakk tarafından sevilip razı olduğu haberi alınsa ve o işi yerine getirebilme imkanı varsa, onu ganimet bilip hemen yerine getirmek gerekmektedir. Bu iş şuna benzer;
Bir şahsın bir saksı parçası karşısında müthiş-nefis bir mücevher satın alması gibi… Ya da, donuk bir şeyi vererek karşılığında canlı, ruhlu birini satın alması gibi…

Tam manasıyla temizlik yapılıp abdest aldıktan sonra müminlerin miracı olan namaza niyet edilir. Farz namazları cemaatle beraber eda etmeye ihtimam gösterilmelidir. Hatta iftitah tekbirini imamla beraber almayı kaçırmamak lazımdır. Yine namazları hoş görülen, müsaade edilen vakitler dahilinde kılmak gerekiyor. Namazda Kuran-ı Kerim okurken sünnet olan miktarı göz önünde tutmak lazım. Ruku ve secdelerde, azaların tam yerine oturmasına dikkat edilmelidir. Çünkü bu, tercih edilen görüşe göre ya farz, yada vaciptir.
Ayakta durulduğu zaman tam manasıyla dik ve düzgün durulmalıdır. O şekilde ki, her aza, kendi yerine oturmakta ve yerine yerleşmektedir. Ruku ve secdeden kalkıp doğrulduktan sonra aynı şekilde azaların yerli yerine geçmesi şarttır. Çünkü bu husus ihtilaflı olarak ya farz, ya vacip, ya da sünnettir.

İmamın getireceği tesbihler, kendisine uyanların takati kadardır. İnsan tek başına kıldığı vakit veya gücü kuvveti gerinde iken, tesbihleri en az miktarı kadar-üç- getirmekten utanması lazımdır. Bilakis beş veya yedi kere söylemesi gerekir.(rukü ve secde tesbihleri)
Secde yapacağı sırada yere ilkin vücudunun en yakın azasını koyar. Yani evvela dizlerini, sonra ellerini, sonra burnunu, sonra da anlını yere koyar. Dizler ve eller yere konurken, sağ tarafta olanlardan başlanılmalıdır. Başını secdeden kaldıracağı vakit, göğe en yakın olanını ilk önce kaldırmalıdır. Yani evvela secdeden anlını kaldırmalıdır.

Ayakta iken secde mahaline bakmalıdır. Rükuda iken ayaklarının üstüne, secde de iken burnunun ucuna, otururken de ellerinin üzerine bakmalıdır. Zira namazda gözleri anlatılan bu yerlere dikip başka yerlere kaymasına mani olunduğunda, namazda kalp ve gönül birliği, huzur ve huşu hasıl olur. Ki Peygamberden de(s.a.v) bu şekilde rivayet edilmiştir.
Yine rükuda iken parmakları açmak, secdede iken kapamak sünnettir. Bunlara riayet etmek gerekiyor. Parmakları açmak ve kapamak faydasız şeyler değildir. Bilakis bunda bir çok faydalar mevcuttur. Ki şeriatın sahibi bu faydaları düşünerek bunların yapılmasını emretmiştir. Şeriatın sahibine(s.a.v) uymaya denk bir fayda bizim için asla olamaz.

Bütün bu hükümler, fıkıh kitaplarında genişçe anlatılmış ve izah edilmiştir. Bunları burada da anlatmaktan gaye, fıkıh ilmine uygun olarak ameller yapmaya teşviktir.