26 Nisan, 2007

Kırlangıç

"kırlangıç kuşu havada, kalbim kırlangıç kuşu gibi olsa" Ben kırlangıç kuşunu severim. Bir yada iki gün önce idi onları düşündüm "ne zaman gelirler acaba" diye aklımdan geçmişti. Kırlangıç, en geç göç eden ve en erken giri dönen bir göçmen kuştur. Odamın penceresinden yada hava uygunsa balkondan onları seyretmek hoşuma gider. Kırlangıç'ın yanında karga ve martılarda olur ama onlar, kırlangıç gibi gitmezler, hep bizimledirler yaz, kış. Kırlangıç, gökyüzünde uçarken sanki meydan okur diyer kuşlara. Öyle hızlı ve atıkler ki, ben "gökyüzünün akrobatları" derim onlara. Hele bir yuvalarına girişleri var ki görülmeye değer. Öyle, hızla uçaken, bir pike yapıp o hızla yuvalarına giriyorlar. Genel olarak, balkon tavanının bir köşesine yaptıkları o küçüçük yuvalarını yıkmadan bu olayı nasıl yapabiliyorlar merak ediyorum. Merakımı gederebilmek için yakından görmek isterdim doğrusu.

Kırlangıç kuşunu bir yere konmuş olarak göremessiniz, hep havadadırlar. Bunu fark ettiğimde merak ettim nedenini, meğerse kırlangıç'ın ayakları yürümeye ve sıçramaya elverişli değilmiş, sadece tutunmaya...

Neyse benim asıl söylemek istediğim şey, bugün onları gördüğümdü. Gelmişler. Akşam üzeri idi pencerenin önünde tespih çekiyordum. Gökyüzünde uçan iki kuş gördüm. Şaşırdım, bu şaşkınlığımın sebebi, hem kuşu kırlangıca benzetmiş olmamdandı, hemde ankarada gökyüzüne baktığınızda öyle uçuşan pek kuş göremezsiniz de ondandı. "Bu arada şöyle bir açıklama ihtiyacı oldu ben bir aydan fazladır ankarada ablamın yanındayım."

Hemen dürbünü aldım ve baktım, gerçekten tahminim doğruymuş. Kırlangıçlar gelmiş, çok sevindim. Gelmişler ve buradalar. Hoş geldiniz ve inşallah çabuk gitmezsiniz.


delikız

25 Nisan, 2007

Ne Kadar Masumsun

Rabbim herkese, azmetmenin böyle güzel sonuçlarını göstersin inşallah. bu blog'a sahip olduğum günden beridir yazıların yanında resim yayınlamayıda istiyordum ama bir türlü yapamıyordum. Elhamdulillah ki bu gün bunu yaptım. ilk resim bu güzelliğe kısmet oldu. çokta güzel oldu.


delikız

09 Nisan, 2007

-KIRKAMBAR-

1-) Avrupa’da labaratuarlarda yapılan araştırmaya göre Zemzem suyu diğer sulara göre çok daha az kükürt taşımaktadır.
2-) Yine aynı araştırmaya göre diğer sulara nazaran çok daha besleyicidir ve çok daha fazla mineral barındırmaktadır.
3-) Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldiği şu anki teknolojiye göre bile bilinemiyor. Yakınların da hiçbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklıkta. Bu şartlarda suyunu denizden veya başka bir kuyudan alması imkansız. Nasıl oluyor da yıllardır suyu bitmiyor, bunu kimse bilmiyor.
4-) Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını, susuzluğunu gidermek için içenin susuzluğunu giderir.
5-) Sadece 1,5 metre derinliğindeki ufacık bir kuyuda çıkan su, hac mevsimi boyunca milyonlarca hacının tüm su ihtiyacını karşılamaktadır ve hiçbir zaman ne azalma ne de kuruma göstermemektedir.
6-) Dünya Sağlık Örgütü (who)’nün raporlarına göre dünya’daki en içilebilir ve sağlıklı sulardan biri.
7-)amerikada yapılan test sonuçlarına göre dünyada içinde mikroorganızma ve bakteri bulundurmayan tek su zemzem suyudur.


Onun içinde ne var?
Çocuklarınız ne yiyor?
Biliyormusunuz?
Harribo, Marsmellow, Toffe ve marketlerden satın alınan diğer şekerlemeler, çikolatalar, dondurmalar, meyvalı meyvasız yoğurtlar, pastalar, kekler, sakızlar...
Peki, “Bunların içinde ne var?” diye hiç düşündünüz mü?
Maalesef bu ve benzeri gıda maddeleri, ekseriya, domuz ve benzeri hayvanların berilerinden, kemiklerinden, iç yağlarından, kıllarından, maya ve enzimlerinden üretilen katkı maddeleri ihtiva edebilmektedir
Halbuki, dinimizde bunların yenmesi haram kılınmıştır.
Peki siz Anne ve Babalar…!
Sorumlu insanlar olarak, bu maddeleri marketlerden satın almadan önce
Onun içinde ne var?
Sorusunu sorup araştırmak zorunda değil misiniz?



Yemekten hemen sonra şu 7 şeyi yapmaktan kaçınınız:

Yemek yedikten sonra ne yaptığınız sağlığınız için çok önemli.Uzmanlara göre, yemek yedikten sonra yapılması sakıncalı olan şeyler, zamanla sağlık problemlerine neden oluyor…

Yürümeyim:
İnsanlar çoğu zaman,yemeklerden sonra 100 adım yürümek 99 yaşına kadar yaşamanızı sağlar derler. Gerçekte bu doğru degildir. Yürümek sindirim sisteminin aldığımız gıdalardan besinlerin emilimini engeller.

Hemen uyumayın:
Aldığımız gıdalar yeterince sindirilemez. Bu durum bağırsağımızda gastrit ve enfeksiyona önderlik eder.

Banyo yapmayın:
Banyo yapmak ellerdeki, bacaklardaki ve vücuttaki kan akışını hızlandırır, böylece mide çevresindeki kan miktarı bu durumda azlır. Bu da midemizin sindirim sistemini zayıflatır.

Hemen meyve yemeyin:
Yemeklerin peşinden yenen meyveler midenin havayla davul gibi şişmesine neden olur.

Çay içmeyin:
Zira çay yaprakları yoğun asit içerir. Bu madde tükettiğimiz gıdalardaki proteinin hazmını zorlaştırır.

Kemerinizi gevşetmeyin:
Yemekten sonra kemeri gevşetmek kolaylıkla bağırsak düğümlenmesine ve tıkanmasına neden olur.

Sigara içmeyin:
Uzmanlarca yapılan deneyler, yemeklerden hemen sonra içilen bir sigaranın 10 sigaraya eşdeğer olduğunu kanıtlamıştır. Bu durumda kanser olma riski daha yüksektir. (bu bilgileri gıdaraporu comdan aldım)
şehvar6

Mehmet Talü/Milligazete

Mevlid Gecesi

Mevlid Gecesi, bütün İslam aleminin mukaddes kabul edip ihya ettiği en mübarek gecelerden biridir. Yüce Yaratıcının insanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi, İlahi vahyin son ve tamamlayıcı halkası Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) efendimizin ALLAH’tan getirdiği ilahi daveti, sünnetini ve örnek ahlakını anlamak, O’na duyulan derin sevgiyi gönüllerden sözlere ve toplumsal bilince aktarmak amacıyla asırlardır Müslümanlar O’nun dünyaya gelişini Mevlid Kandili olarak kutlamaktadır.

Mevlid Kutlanması Bir Bid’at-i seyyie Değildir
Bazı bozuk fırkalar ve onların mensupları Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin doğum yıldönümünün kutlanmasını kötü bir bid’at olarak görüyor ve bu kutlamayı yapanları kınıyor. Bu kötüleme ve kınamalar yersizdir. Süyûti, İbn-i Hacer el-Askalani ve İbn-i Hacer el-Heytemi gibi büyük din alimleri ve daha nice ulema ve fukaha, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doğumunun kutlanmasını güzel bir yenilik olarak görmüşler ve tahsin etmişlerdir.
Mevlid kelimesi, “doğum, doğum yeri ve doğum vakti” gibi anlamlara gelir. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) efendimizin doğumunu anlatmak için kullanılan “mevlid-i nebi” Türkçemiz’de kısaca mevlid kandili olarak anılır. Mevlid törenleri İslam dünyasında yaygınlık kazanarak günümüze kadar devam etmiştir. Esasen Resulullah (S.A.V.) efendimizin doğum yıldönümünü kutlama maksadıyla başlayan mevlid töreni giderek, Kadir, Mirac, Regaib ve Berat gecelerinde veya sünnet, evlenme, ölüm, deprem gibi önemli olaylar vesilesiyle yapılmaya başlanmış ve toplumsal geleneğimizde yer alan önemli bir dini-kültürel öğe olmuştur.
Osmanlılar döneminde mevlid törenine ayrı bir önemin verildiği bilinmektedir. Osmanlı’nın ileri döneminde Mevlid Alayı diye anılan görkemli törenlerde şeyhülislam, vezirler ve diğer askeri ve mülki erkan, büyük müderrisler, belli bir düzen içinde rebiülevvel ayının on ikisinde Sultan Ahmed Camii’nde yerlerini alırlardı. Padişahın gelmesinden sonra vaazlar verilir, mevlidhanlar tarafından Süleyman Çelebi’nin yazdığı mevlid okunur ve bu esnada Medine’den getirilmiş olan hurmalar camide bulunanlara ikram edilirdi.
Edebiyatımızda Peygamberimiz’in doğum günü olan bu kutlu günü anlatan birçok eser yazılmıştır. Bunlar içinde Süleyman Çelebi’nin yazdığı mevlid, Osmanlı’dan beri halen ülkemizde değişik vesilelerle coşkuyla, bir ayin atmosferi içerisinde okunmakta ve dinlenmektedir.
Mevlid okuma ve okutmanın bid‘at olduğu şeklinde birtakım iddialar gündeme getirilmiştir. Bid‘at, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz zamanında olmayan “dinî” mahiyetli bir hususun sonradan dine sokuşturulması, dinden sayılması olarak tarif edilir. Mevlid okuma ve okutmanın bid‘at olarak nitelendirilebilmesi için ona, “Ölünün kırkıncı gününde veya sene-i devriyesinde mevlid okutmak gereklidir” demek gibi dini bir gereklilik veya ibadet şeklinde bir muhteva yüklenmesi gerekir. Mevlid okumanın gerekli, vacip veya mendup olduğu iddia edilmediğine, en fazla bunun hoş ve güzel bir gelenek olduğu bilinip kabul edildiğine göre bunun bid‘at olarak değerlendirilip, insanların kafasına kuşku sokmak son derece yanlıştır. “Mevlid okunacağına hatim okunsa, Kur’an-ı Kerim’den bir bölüm okunsa daha sevap ve daha faziletli olmaz mı?” şeklindeki bir itiraz da yersizdir. Kur’an-ı Kerim okumak, namaz kılmak daha sevap ve faziletli bir davranıştır, ama burada mesele sadece sevap meselesi değildir. Mevlid, toplumsal bir coşkunun, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin sevgisinin ve ona bağlılığın üst düzeyde edebi ve estetik olarak hissedilmesi, yaşanması ve dışa vurulması de- mektir. Kur’an-ı Kerim okumakla mevlid okumayı birbiriyle mukayese etmek veya birini diğerine alternatif göstermek yerine ikisini ayrı ayrı ve her birini kendi yeri ve amacı doğrultusunda değerlendirmek ve yaşatmak daha doğru olur.
Burada hatırlanması ve hatırlatılması gereken önemli bir husus vardır; o da, mevlid gibi dini eğitim ve coşkuyu içeren sosyal ve geleneksel törelerin asli ibadetlerin yerine geçmediği, bu tür sosyal ödevlerin kişileri üzerlerine bizzat gerekli olan namaz, oruç, Kur’ an okuma, infak ve yardım gibi dini yükümlülüklerden muaf tutmadığı hususudur. Ancak günümüzde, özellikle de toplumumuzun dini konularda sağlıklı ve doğru şekilde bilgilendirilmemiş kesimlerinde mevlid, türbe ziyareti, Kur’an-ı Kerim okutma, mübarek gün ve gecelerde dini törenlere katılma gibi daha çok şekille ilgili dindarlığın hayli rağbet gördüğü ve bunun giderek dini vecibelerin yerini aldığı da üzülerek müşahede edilen bir gerçektir. Halbuki bütün bunlar, özde yakalanan ve yaşatılan dindarlığı ve gerçek dini vecibeleri güzelleştiren ve kolaylaştıran tali ve şekli katkılar olarak tanımlamalı ve bilmelidir.

Ancak bu kutlamalarda İslamın ruhuna ve Şeriat-ı Ahmediy’yeye aykırı haller ve şeyler olmamalıdır. Mesela:
1-Kadın erkek karışık olarak Mevlid kutlaması yapılmamalıdır.
2-Kur’an-ı Kerim kıraati ve mevlid kasideleri birtakım cerrarlar tarafından tarifeye bağlı şekilde ücretli okunmamalıdır.

Zamanımızda dehşetli bir dinden uzaklaşma, irtibat cereyanı vardır. Mevlid törenleri halkı ve gençliği Peygambere ve dine yak-laştırmak için güzel ir vesiledir. Yeter ki, Mevlid bezirganlığa alet edilmesin, ruhsuz ve basmakalıp bir şekilde kutlanmasın, törene katılanlar coşturulsun, heyecanlandırılsın, gönüller harekete geçirilsin.





Şehvar 4

İşte Şehvar'ın 16. sayısı

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd, alemlerin Rab’bine, selam, son Peygamber’in ve diğerlerin üzerine olsun




Esselatüvesselamüaleyke* ya Resulallah**
Esselatüvesselamüaleyke ya Habiballah***
Esselatüvesselamüaleyke ya Seyyidel evveline vel ahirin****

*Allah’ın rahmeti, hidayet bereket ve ihsanı, selam ve senası senin üzerine olsun. Seni bütün felaketlerden selamet buldursun.
**ey Allah’ın Resulu
***ey Allah’ın sevgilisi
****ey evvelin ve sonranın efendisi






...Marta bakan biliyordu geleceğini
Nisana bakan görüyordu alaca renklerini
Kızıl ve yeşil seherini
Mayısa bakan buldu seni
Ve bir bahar günü doğdun sen

Sana Leyla dedim Suna dedim şiirlerde şarkılarda
Gerçek adın bir fısıltı gibi kaldı ağızlarda dudaklarda
Çatlar yüreğim bir nar gibi o sırrı anar da
Avunurum doğumundan gelen muştulu armağanlarla
Melekler gökten geldi armağanlarla
Ve bir bahar günü doğdun sen

Bir bahar günü doğdun sen
Baharın ta kendisi oldun sen…/Sezai Karakoç



Esselamü aleyküm sevgili dostlar, dergimin bu sayısında sizlere Ankara’dan ablamın yanından sesleniyorum. Bu sayıyı Peygamber Efendimize (as); onun doğumuna ve bu esnada vuku bulan olaylara ayırdım. aslında iste-ğim Mevlid kandilinden önce dergiyi siz sevgili okuyucularıma ulaştıra bilmekti. Kısmet böyleymiş her işte bir hayır vardır deyip, vaktin geçmiş olmasına rağmen bu güzel hayatı tekrar hatırlamak ve hatırlatmak istedim. Baki Selam


şehvar 1

06 Nisan, 2007

Elhamdulillah

Şehvarın 16. sayısı biraz zorda olsa çıktı. bilirsiniz işte, bazen terslikler insanın yakasını bırakmaz. yapmak istediğiniz işte sürekli engeller çıkar önünüze. buda yapmaya çalıştığınız işin sürekli gecikmesine neden olur, siz böyle olmasını hiç istemediğiniz halde. ama biz, inanan kişiler, başımıza gelen her işte bir hayır olduğunu bilir, öyle inanırız ve tevekkül ederiz. şu ayeti kerimeyi aklımızda tutmaya çalışarak "hayır sandığınız da şer, şer bildiğiniz de hayır olabilir Allah bilir siz bilemessiniz" işimize bakarız.

dergimin bu sayısını ankara hazırladım. mutad olan, istanbulda hazırlanıp oradan ankaranın yolunu tutmaktı ama bu sefer tam tersi oldu, gurbetten sılaya gitti şehvar. ankaradaki dostlarımız heralde bu sözüme kızmazlar. derginin bu sayısında yazıları peygamber efendimiz as. anlatan yazılardan seçtin. doğumundan önce ve sonra vuku bunun olaylardan söz eden yazılar ve kişiler var bu sayıda.
O'nu bu vesile ile bir kes daha anmamı saylayan Allah'a ne kadar şükretsem azdır.

delikız

29 Mart, 2007

kısmet

dergimin 16. sayısını, kainata teşrifinin 1436. yıl dönümünü kutlayacağımız, peygamber efendimiz as. doğum günü olarak bilinen mevlid kandiline denk gelen 30 mart cuma gününe yetiştirmeyi çok istedim ama kısmet olmadı. inşallah kutlu doğum haftasına yetişir. dua edin diyecem ama kim bu yazıyı okuyacakta dua edecek. dergi konusunda gayret sadece bendenmi?acaba

delikız

12 Mart, 2007

Hayatı Anlamak

Hep sevda vardır insanlarda
Kiminde paraya, kiminde arabaya,
Kiminde ise başarıya
Sevda dedik yanıldık,
Zaafların peşinde koşmalara.
Mübarek davalara duyulan,
Bağlılıktır, doğruluktur sevda.
Yanılmamak ve yanıltmamak,
Sapıtmamak ve saptırmamak.
Hayatı adamca yaşamaktır sevda,
Karanlıkları yıtmaktır,
Ve ulaşmaktır Nur'a.

Rıdvan Murat Kara

18 Şubat, 2007

Kuss Bin Saide'nin Hutbesi

Ey insanlar!
Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz! İbret alınız!
Yaşayan ölür, ölen fena bulur.
Olacak neyse olur.
Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, annelerinin ve babalarının yerini alır.
Derken hepsi ölüp gider.
Hâdiselerin ardı arası kesilmez.
Hepsi birbirini kovalar.
Kulak tutunuz, dikkat kesiliniz; gökte haber, yerde ibret alınacak şeyler var.
Yeryüzü bir büyük divan, gökyüzü bir yüksek tavan.
Yıldızlar yürür, denizler durur.
Gelen kalmaz, giden gelmez.
Acaba vardıkları yerden hoşnud olup da mı kalıyorlar?
Yoksa orada kalıp da uykuya mı dalıyorlar?
Yemin ederim, yemin ederim ki,
Allah'ın indinde bir din vardır ki, şimdi içinde bulunduğunuz dinden daha sevgilidir.
Ve Allah'ın gelecek bir peygamberi vardır ki, gelmesi pek yakındır.
Gölgesi başınızın üstüne geldi.
Ne mutlu o kimseye ki, ona iman eder; O da kendisine hidayet eyleye!
Yazıklar olsun Ona isyan ve muhalefet edecek bedbahta!
Ey İnsanlar!
Hani ya babalar, dedeler, atalar?
Nerede soy sop?
Hani o süslü saraylar ve mermer binâlar yükselten Ad ve Semûd kavimleri?
Hani ya, dünya varlığından gururlanıp da kavmine, 'Ben sizin en büyük Rabbiniz değil miyim?' diyen Firavun'la Nemrud?"
Onlar, zenginlikçe, kuvvet ve kudretçe sizden çok daha üstün idiler.
Ne oldular?
Bu yer onları, değirmeninde öğüttü, toz etti, dağıttı.
Kemikleri bile çürüyüp dağıldı.
Evleri yıkılıp ıssız kaldı.
Yerlerini, yurtlarını şimdi köpekler şenlendiriyor?
Sakın, onlar gibi gaflete düşmeyin!
Onların yolundan gitmeyin!
Herşey fanidir.
Baki olan ancak Allah'dır.
Ki O, birdir, şerîki ve nazîri yoktur.
İbadet edilecek ancak O'dur, doğmamış ve doğurmamıştır.
Evvel gelip geçenlerde, bize ibret alacak şey çoktur.
Ölüm bir ırmaktır.
Girecek yerleri çok, ama, çıkacak yeri yoktur.
Büyük, küçük hep göçüp gidiyor.
Giden geri gelmiyor.
Kat'i bildim ki, herkese olan, size ve bana da olacaktır.
Ben Allah'a güveniyorum.


delikız

03 Şubat, 2007

Şükür Kavuşturana

Kaç gündür siteme giremiyorum. Anlamadım sorun ne, neyse ki cüneyt buradaydı da yardım etti sağolsun. Cüneyt olmasaydı ben bir daha asla giriş yapamıyacaktım ve şehvarın sanal alemi belkide sona erecekti. Biraz fazlaca dramatize ettim galiba, ama gerçekten de öyle olacaktı. Dergimi sevdiğim kadar burayıda sevdim. Gerçi dergiyle daha iyi bir kıtlem var belki ama olsun. Burasıda benim biraz daha kendi kendime olduğum, istediğimi istediğim anda yapabildiğim bir yer( burada aklına geleni hemen yazıp yayınlıyorsun rahat yani)günlüğüm gibi. Günlük tutmayı severim. Belki bir gün günlüğüme yazdıklarımdan bir şeylerde yazarım. Tabi şöyle uygun bir şeyler. Nuri abim geçenlerde buradaydı bana dedi ki "dergi de artık senin yazılarına görmek istiyoruz" böylece onun isteğinide yerine getirmiş olurum. Gerçi onun internetle arası hiç yokmuş.

Bu arada Teyzemin kızı Ayşe'nin eşi trafık kazası geçirdi, durumu ağır.Allah Yardımcısı olsun hayırlı şifa versin. Eşine çocuklarına annesine kardeşlerine sevdiklerine ve gençliğine bağışlasın. Dualarımız onun içinde artık.


delikız

21 Ocak, 2007

Kırkambar

Bunları Biliyormusunuz?

Bir karınca kendi ağırlığının elli katı ağırlığı kaldırabilir.
Niagara Şelâleleri’nden saniyede 63 milyon litre su akmaktadır.
Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.
Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.
Eşeklerin göz konumu öyledir ki, her zaman dört ayaklarını da görebilirler.
Yetişkin bir insan günde ortalama 23 bin kez nefes alır.
Yeni Zelanda, dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülkedir.
Bir bal arısı, bir çorba kaşığı bal yapabilmek için 4200 çiçeğe konar.
600 tane bitki cinsi et yer.



Ne? Neden? Niçin?

Atlar nasıl ayakta uyuya biliyorlar?
Amerikan kovboy filmlerinde, atların geceleri kamplarda veya gündüz daima ayakta, binilmeye hazır vaziyette durduklarını seyrederiz. Doğrudur, atlar nadiren yatarlar, genellikle hasta oldukları veya doğum yapacakları zaman. Atlar günlerce, hatta haftalarca yere yatmadan ayakta durabilirler ve yol gidebilirler. Ayakta dururken dizlerini kilitlemeleri ve uyumaları mümkündür. Siz bunu denerseniz, beyninizin üstüne düşmeniz kesindir. Bilim insanları, atların ayakta iken daha rahat olduklarını ve daha az enerji sarf ettiklerini söylüyorlar. Çünkü atın vücudu bir hayli büyüktür ve yatarken nefes almasında iç organları kimi güçlüklere yol açar.

Yeşil ot yiyen ineklerin sütleri niçin beyazdır?
Hayvanların yedikleri gıdaların renklerinin, neresinden çıkarsa çıksın, çıkan şeyin rengi ile bir alakası yoktur. Buna en iyi örnek inektir. Bir ineğin en çok yediği yeşil renkli otlardır. Bu otlar ineğin dört odalı midesinde çözülür ve moleküllere ayrılır, moleküllerin ise renkleri yoktur. Sütün renginin beyaz olmasının nedeni içinde çözünmüş halde bulunan kalsiyum kasinat (case-inate)tır.


Bitkilerle Tedavi Yöntemleri\3

Ihlamur
Türü: AğaçHastalık: StresTedavi: Kaynatılıp içilir, yada içilen suya katılır. Yan Tesiri: Aşırı miktarda ıhlamur uzun süre kullanılırsa kalbe zarar verir. Bazılarında bahar nezlesi yapar. Oğul otu ile beraber kullanılır. Bahar nezlesi içinde balla karıştırılıp yenir.Önemli Notlar: Grip ve öksürüğe yaprağı da çiçeği de fayda verir.İçindekiler:Uçucu yağ, Tanen, Şeker, Glikozit (terletici), Saponin, Hesperiddin(Sarı boya), C-P vitaminleri, Kadın-Erkek hormonları, Sakkaroz, Glikoz, Tanen, Reçine, Enzimler, Tatrikasit Tuzu.

Böğürtlen
Türü: MeyveHastalık: Soğuk algınlığıTedavi: Böğürtlen yaprağı, biberiye, nane kaynatılıp balla tatlandırılarak içilmeye devam edilir.Yan Tesiri: Kabızlığa meyyal olanlar yaprağından yapılan çaylardan kaçınmalılar.Önemli Notlar: Ağaç Çileği, Kızamık, Kür, Tilki Üzümü olarak da bilinir. Böğürtlen kanı temizleyen bir bitkidir. En fazla anti-toksidan içiren meyvedir. Kanserojen maddeleri etkisiz hale getirir.İçindekiler: Elma asidi, Limon asidi, Flavon, C vitamini, Uçan yağ, Mineraller, Vitaminler

Kuşburnu
Türü: MeyveHastalık: GripTedavi: Kuşburnunda bol miktarda C vitamini olduğu için, vucudun direncini arttırır. Vucudu soğuktan mütevellid rahatsızlıklara karşı korur. Kaynatılıp balla tatlandırılarak birer su bardağı içilir.

Bunları biliyormusunuz, dışındaki bilgiler Milligazeten alınmıştır.

Soru / Cevap

Soru: Karides, kalamar, kerevit, istakoz, midye, istiridye, yılan, salyangoz, kaplumbağa, kurbağa ve yengeç yemenin hükmü nedir.
Cevap:Bismillahirrahmanirrahim
Deniz avının ve denizden gelen yiyeceğin helâl olduğunu: “Hem size hemde yolculara fayda olmak üzere, faydalanmanız için de-niz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı…”(Maide sûresi: 96) ve buradan taze et yendiğini: “İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır. Boğazı yakar. Hepsinden de taze et, balık yersiniz…” (Fâtır sûresi: 12) ifade eden âyet-i kerimelerle; Ebu Hureyre (R.A.)’den rivayete göre deniz suyuna dair bir soruya, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin verdiği: “Onun suyu temiz, meytesi yani içinde öleni helaldir. (Ebu Dâvûd, Taharet: 41; Tirmizî, Taharet: 52; Neseî, taharet: 46; Muvatta, Tahâret: 12) şeklindeki cevapla, haklarında özel hüküm bulunmayan konularda mubahlığın esas alınacağı ve pis şeylerin yenilemeyeceği gibi genel prensipler suda yaşayan hayvanlara dair hükümlerin temelini teşkil eder.
Daima suda teayyüş eden yani suda yaşayan, suda barınan hayvanlardan sadece balık türündeki her nevi balık etleri yiyilebilir, helaldir. Balık çeşitlerinin tümü yenir. Yeter ki balık cinsi olsun, başka bir cinsten olmasın. Kalkan balığı, sazan, balığı, yunus balığı, yılan balığı, Ceris balığı (Siyah bir balıktır) bu kısımdandır.
Fakat balık gibi denizde, suda yaşadığı halde balık cinsine dahil olmayan habis, yani pis, çirkin sayılan diğer su hayvanları da vardır. Onların yenmesi caiz olmaz. Mesela Karidesler, kalamarlar, kerevitler, istakozlar, midyeler, istiridyeler, salyangozlar, kaplumbağalar, kurbağalar, yılanlar ve yengeçler helal değildir, etleri yenilemez.
Bunun sebebi, bu çeşit hayvanların gerek görünüş, gerekse yenen kısımları itibariyle hoş olmaması, çirkin ve pis sayılmasıdır. Nitekim gıda, beslenme ve tıp uzmanlarınca, karidesin kolesterol deposu olduğu, midye başta olmak üzere kabuklu deniz ürünlerine yaklaşmamak gerektiği belirtiliyor.
Aynı şekilde su samuru, deniz insanı, deniz aygırı, deniz domuzu, deniz kaplumbağası gibi, balık suretinde bulunmayan deniz hayvanlarının yenilmeleri helal olmadığı gibi avlanılmaları da helal görülmemektedir.
Sonuç olarak: balık dışındaki deniz, su ürünleri helal değildir, haramdır. Deniz avından maksad: Sadece balığın her çeşididir. Mehmet Talü/milligezete


*******************


Dostluk, Kardeşlik ve Sohbet Adabı\İhya’dan

Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

(bir mümin tarafından) Selamlandığınız zaman ya daha güzeliyle karşılık verin ya da aynısıyla mukabele edin! 4\86

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

-Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir ameli haber vereyim mi?
-Evet ey Allah’ın Resulü
-Aranızda selamı yayın!

Konuşmadan önce selam vermeli ve selam verirkende musafaha yapmalıdır: Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: kim selamdan önce söze başlarsa, selam verinceye kadar ona cevap vermeyiniz.

Evinize girdiğiniz zaman orada bulunanlara selam veriniz. Çünkü selam vererek girdiğiniz eve şeytan girmez.

Musafahanın(el sıkma) selamla birlikte yapılması sünnettir. Birgün Resulüllah’ın huzur’u saadetine giren bir kişi ‘Esselamü aleyküm’ dedi. Hz. Peygamber ‘bu on hasenedir’ buyurdu. Sonra başka biri geldi ve ‘Esselamü aleyküm ve rahmetüllah’dedi. Hz. Peygamber bu kez ‘bu yirmi hasenedir’ buyurdu. Daha sonra üçüncü bir şahıs geldi ve o da ‘Esselamü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekatühu’ dedi. Hz. Peygamber ona ‘bu otuz hasenedir’ buyurdu.

Enes şöyle anlatır: Resulüllah’a sekiz sene hizmet ettim. bana bir defasında şöyle demişti:

Ey Enes! Abdesti güzelce al ki ömrün artsın. Ümmetimden kime rastlarsan selam ver ki hasenelerin çoğalsın. Evine girdiğin zaman aile efradına selam ver ki, evinin hayrı çoğalsın.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Sakın Yahudi ve hıristiyanlara önce siz selam vermeyin. Yolda onlardan birine rastladığınız zaman onu yolun en dar yerinden geçmeye mecbur edin.(onlara yolu daraltmak ancak yolda genişlik yoksa caiz olabilir. Eğer genişse boşu boşuna onlara eziyet vermek yasaktır.)

delikız

Sahabenin Hayatından Örnekler/ Hz. Ömer

Ağlayan çocuk

Hazret-i Ömer’in Halifeliği (Devlet Başkanlığı) zamanıydı. Başkent Medine’ye yabancı bir kervan geldi. Develerini yıkıp, konakladılar... Halife her zaman olduğu gibi, gece şehri dolaşmaya çıktı. Yolda, Eshâb’dan (Sevgili Peygamberimizin arkadaşlarından) Hazret-i Abdurrahman’a rastladı. Ona dedi ki: - Ey Avfın oğlu! Gel, seninle bu gece misafirimiz olan kervanı bekleyelim.Onlar rahat uyusunlar. Çünkü yorgundurlar. Canları ve malları herhangi bir zarara uğramasın!... Hazret-i Ömer bu teklifte bulununca, Hazret-i Abdurrahman da seve seve kabul etti. Birlikte kervanın etrafında göz-kulak olmaya başladılar.O sırada yakındaki bir evden çocuk ağlaması işitildi. Çocuğun sesi kesilmediği için, Halife evin kapısına gitti. İçeride bulunanlara, “Küçüğü susturmalarını rica” etti. Sonra dönüp geldi. Gece boyunca, çocuğun sesi işitildikçe, birkaç kere daha evin kapısına gitti. Çocuğun ağlaması bir türlü dinmiyordu. Seher vakti olunca, Hazret-i Ömer son defa oraya gitti. Çocuğun annesine: - Sen ne biçim anasın! Bütün gece evlâdını ağlattın. Belli ki, açtı! diye çıkıştı. Kadıncağız cevap verdi: - Halimi anlamadan niçin beni azarlıyorsun? Hazret-i Ömer, kendini tanıtmadan sordu: - Haline ne olmuş? - Çocuğu sütten kesmiştim.. - Sütün yoksa başka şeyler yedirseydin. - Evde onun yiyeceği bir şey yok ki, biz çok fakiriz... - Çocuğun kaç yaşında? - Daha yaşını doldurmadı. İşte bu cevap üzerine Hazret-i Ömer öfkelendi. - Peki niçin bu kadar küçük bir yavruyu sütten kestin? Kadıncağız içini çekti: - Halifemiz Hazret-i Ömer’e Cenâb’ı Hak insaflar versin.Çocuklar sütten kesilmeyince, bizim gibi bir fakire nafaka vermez. Fakirlik maaşı bağlamaz. Onun için yavrumu erkenden sütten kestim.Bunun üzerine Halife ağlayarak mescide girdi. Gözyaşları yüzünden namazı zorla kıldırdı. Selâm verdikten sonra cemâate döndü. Gene ağlayarak: - Sizin Ömer’inize yazıklar olsun!.. Sizin Ömer’inize yazıklar olsun!.. diyerek kendini suçladı. Sonra bütün Medine halkına, tellallar (haberciler) çıkarttı. Onlar da bildirdiler ki: - Hangi Müslüman’ın oğlu veya kızı dünyaya gelirse, hemen Halifeye bildirsin.Beytülmal’dan (hazineden) nafaka (maaş) verilecektir. Hiç kimse nafaka yüzünden evladını vaktinden önce sütten kesmesin!.. O günden sonra artık Medine’de, açlık sebebiyle ağlayan çocuk sesi işitilmedi.


Bir insanı tanımak İçin

‘Bir adam Hz. Ömer (r.a.)’in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu. Ömer ibnü’l-Hattâb hazretleri ona, ‘ Ben seni tanımıyorum, seni tanıyan birini getir, dedi. Orada bulunanlardan birisi, Ben onu tanıyorum, deyince Hz. Ömer, Nasıl bilirsin? diye sordu. O da, Emin ve âdil bir adam olarak tanıyorum, cevabını verdi. Hz. Ömer (r.a.) tekrar sordu: Gecesini gündüzünü bildiğin, yakın bir komşun mudur? Hayır, diye cevap verdi adam. Hz. Ömer (r.a.) sormaya devam etti: İnsanın takvâsını ortaya koyan, muâmelesidir. Bu adam, alışveriş yaptığın bir kimse midir? Adam tekrar, Hayır, dedi. Hz. Ömer (r.a.) bu defa; Bununla, insanın ahlâkının güzel veya çirkin olduğunu anlamaya imkân veren bir yolculuk yaptın mı? diye sordu. Adam bu soruya da, Hayır, cevabını verince, Hz. Ömer (r.a.), Sen onu tanımıyorsun, dedi ve sonra da adama dönerek, Git, seni tanıyan birini getir, buyurdu. Demek ki bir insanı iyi tanıyabilmek, doğruluk ve dürüstlüğünden emin olabilmek için; onunla, ya yakın komşuluk yapacaksın veya alış-verişte bulunacaksın yahut da beraber yolculuk edeceksin... Aksi takdirde, yani bu ölçülerden hiçbirisi ile tartmadığın bir kişi hakkında, müsbet veya menfî yönde şahâdette bulunmayacaksın. Zira bu demektir ki, sen onu tanımıyorsun.


Hz. Ömer’in adaleti

Medine’de kıtlık baş gösterdi. Hazret-i Ömer, hemen bir deve kestirdi ve “Etini fakirlere dağıtın!” diye emretti. Görevli, etlerin güzel bir parçasını da Hazret-i Ömer’e ayırdı. Yemek zamanı olunca, iyice pişirip Halifenin önüne getirdi.Hazret-i Ömer hayretle sordu: - Bu yemek neredendir? - Efendim, kesilmesini emir buyurduğunuz deveden size düşen paydır... Hazret-i Peygamberin sevgilisi “Koca Ömer”in rengi değişti: - Devenin iyi yerlerini kendisi yiyip, artanı fakirlere vermek çok kötü bir şeydir, dedi. Hemen bu yemeği kaldır ve çocuk sahibi, fakir bir aileye götür. Az sonra önüne gelen kuru arpa ekmeği ile zeytinyağını “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek afiyetle ve gönül rahatlığıyla yedi. İşte bu yüzden bütün âlimler fikir birliği etmişlerdir ki: “Hazret-i Ömer’in adâleti, kendinden önce ve sonrakilerden daha büyüktür.”

Aradaki fark

Hazret-i Ömer ‘r.a.’ anlatıyor: - Bir gün Resûl-i ekrem ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ bize, askeri donatmak için, sadaka getirin diye, emr etdiler. Benim malımın çok olduğu bir zemân idi. Gönlümden geçdi ki, her zemânda, kardeşim Ebû Bekr ‘radıyallahü teâlâ anh’ sadaka husûsunda hepimizden fazla sadaka verirdi. Ammâ bu def’a ben ondan fazla vereyim diye, malımın yarısını götürdüm. Resûlullah ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ buyurdular ki, - Yâ Ömer! Ev halkına ne alıkoydun. Dedim ki, - Yâ Resûlallah! Yarısını alıkoydum. Bu sırada Ebû Bekr ‘radıyallahü anh’ cümle malını getirip, koydu. Hazret-i Fahr-i Enbiyâ buyurdu ki, - Yâ Ebâ Bekr! Ev halkına ne alıkoydun? Ebû Bekr, - Yâ Resûlallah! Ehlime Allahü Teâlâyı ve Resûlünü alıkoydum, deyince, - İkinizin arasındaki fark, cevâbınız arasında olan fark gibidir, buyurdular.

Milligazeteden alınmıştır.

Peygamberimizin Kısaca Hayatı

-Peygamberimiz 571 yılında rebiülevvel ayının 12. gecesinde Mekke’de doğmuştur.
-Babasının adı Abdullah, annesinin adı Amine’dir.
-Dedesi Abdulmuttalip, amcası Ebu Talib, süt annesi Halime’dir.
-Peygamberimiz doğmadan 2 ay önce babasını, 6 yaşındayken de annesini kaybetmiştir.
-25 yaşında iken Hz. Hatice ile evlenmiştir. Hz. Hatice validemizden Kasım, Abdullah, Zeynep, Rukiye, Ümmügülsüm ve Fatıma adında altı çocukları dünyaya gelmiştir.
-Peygamberimiz 40 yaşındayken ‘Hira mağrası’nda ilk vahiy gelmiştir.
-İlk Müslümanlar; Hz. Hatice, Hz. Ali, Hz. Ebubekir ve Hz. Zeyd’dir.
-40. Müslüman Hz. Ömer’dir.
-Peygamber Efendimiz 3 sene gizli tebliğde bulunmuştur.
-Müşrikler, Müslümanları dinlerinden döndürebilmek için onlarla olan bütün ilişkileri kesmişler ve Müslümanlara karşı boykot başlatmışlardır. Boykot 3 yıl devam etmiştir.
-Boykotun bitiminde Hz. Hatice arkasından da Peygamberimizin amcası Ebu Talib vefat etmiştir. Bu seneye “hüzün senesi” denilmiştir. Peygamberimiz Hz. Hatice’nin ve amcasının ölümüne çok üzülmüştü.
-Vahyin bir süre kesilmesine “fetret-i vahiy” denir.
-İslamın ilk şehitleri Hz. Sümeyye ve eşi Hz.Yasir’dir.
-Mekkeli müşriklerin yoğun baskı ve işkenceleri neticesinde Müslümanlar ilk olarak önce Habeşistan’a hicret etmişlerdir.
-Daha sonra Allah Teala’nın izniyle Müslümanlar 622’de Medine’ye hicret etmeye başlamışlardır.
-Hicretten bir buçuk yıl önce “Miraç” hadisesi gerçekleşmiştir. Hz. Peygamber as. Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürülmüştür, bu hadiseye “İsra” yani gece yolculuğu denir. Mescid-i Aksa’dan da göğe yükseltilmiştir, bu hadiseye de“Miraç” denir.
-Peygamber Efendimize hicret için izin geldiğinde ise kendisine Hz. Ebubekir arkadaşlık yapmıştır. O gece müşrikler Peygamberimizi öldürmek için kapısının önünde bekliyorlardı. Allah’ın izniyle müşriklere görünmeden yola çıktılar. Müşrikler peygamberimizi yakalamak için ardına düştüler. Peygamberimiz ve arkadaşı, müşriklerin takipleri sebebiyle “sevr mağrası”na sığınmışlardır.
-Peygamberimiz Medine’ye geldiğinde Ebu Eyyub el-Ensari’nin evinde misafir olmuştur. Kabri, İstanbul’da olan ve Eyub Sultan olarak bilinen sahabedir.
-Medine’ye hicret eden Mekkeli Müslümanlara “Muhacır” denir.
-Muhacirlere yardım eden Medineli Müslümanlara da “Ensar” denir.
-İslam tarihinde yapılan ilk mescid “Kuba Mescidi”dir.
-Peygamber Efendimizi gören ve onun sohbetine katılanlara “sahabe\ashab” denir.
-Peygamberimiz tarafından cennetle müjdelenen 10 sahabeye “aşere-i mübeşşere” adı verilir.
-Peygamberimiz 632 yılında “veda haccı” yapmıştır.
-Peygamberimiz, 23 yıllık peygamberlik görevinden sonra, 632’de Medine’de vefat etmiştir.



Yapılan Savaşlar
-Bedir Savaşı: 624 yılında Mekkeli müşriklerle Medineli Müslümanlar arasında yapılmıştır. Müslümanlar 305 kişi olmalarına karşın Allah’ın yardımıyla 1000 kişilik müşrik ordusunu yenmişlerdir.
-Uhud Savaşı: Müşrikler, Bedir’in intikamını almak için 625’te tekrar saldırmışlardır. Müslümanlar burada da 3 katı düşmanla savaş mak zorunda kalmıştır. Okçuların yerlerinden ayrılması sebebiyle Müslümanlar savaşı kaybetmiştir. Peygamberimizin amcası Hz. Hamza Uhud savaşında şehid edilmiştir.
-Hendek Savaşı: Müşrikler 627’de on bin kişilik bir orduyla Medine’ye gelmişlerdir. Müslümanlar şehrin etrafında hendek kazmışlardır. Allah’ın izniyle Müslümanlar galip olmuştur.
-628’de Hudeybiye Antlaşması yapılmış, 628’de Hayber fethedilmiş, 630’da Mekke fethedilmiş, yine 630’da Huneyn savaşı yapılmış daha sonra da Tebük seferi düzenlenmiştir.




MİNİ TEST:
1-)Kuran-ı Kerim’de adı geçen kaç peygamber vardır?
a)25 b)27 c)23 d)32
2-)Mükellef olan her müslümanın yapması gereken farz aşağıdakilerden hangisidir?
a)Vacip b)Farz-ı Kifaye c)Farz-ı Ayn d)Farz
3-)Müslüman olan birinin yapmasıyla diğer Müslümanlardan sorumluluğun kalktığı farz aşağıdakilerden hangisidir?
a)Farz-ı Ayn b) Farz-ı Kifaye c)Vacip d)Sünnet
4-)Hicri Takvimin başlangıcı aşağıdakilerden hangisidir?
a)Mekkenin Fethi b)Hicret c)Peygamberin doğumu d)İslamın gelişi
5-)Hicri yeni yılın tarihi aşağıdakilerden hangisidir?
a)1 Ocak b)1 Ramazan c)1 Zilhicce d)1 Muharrem




Cevaplar:3-b) 5-d) 1-a) 4-b) 2-c)

delikız

Dergimin 15. Sayısı

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a, selam ve dua Peygamberimiz(s.a.v)’in ve bütün Peygamberlerin üzerine olsun.




Dua:

Ey Allah’ım! Biz ancak senden yardım isteriz. Senden mağfiretini diler, senden hidayet isteriz. Allah’ım sana iman eder, tevde edip sana döneriz. İşlerimizde sana dayanır ve sana güveniriz. Seni bütün işlerimizde hayırla anar, sana daima verdiğin bunca nimetlerden dolayı şükrederiz. Asla nankörlük yapmayız. Sana karşı nankörlük eden günahkarları bırakır ve onlardan ayrılırız. Onlarla olan ilişkimizi keseriz.

Ey Allah’ım! Biz ancak sana ibadet ve kulluk ederiz. Ancak senin rızan için namaz kılar ve yalnız sana secde ederiz… Ancak sana koşar ve sana yaklaştıracak, senin rızana kovuşturacak şeylere koşarız. İbadetini sevinçle yapar, rahmetinin ve ihsanının devamını ve çok olmasını isteriz. Yasak ettiğin şeyleri yapmayız ve azabından korkarız. Şüphe yok ki senin azabın kafirlere erişicidir.






Tevhidiniz ne kadar da az! Allah’tan razılığınız ne kadar da az! Allah’ın istediği dışında, aranızda hiçbir ev (kalp) yok ki, içerisinde Cenab-ı Hak ile tartışma ve O’ndan hoşnutsuzluk olmasın. Halkı ve sebepleri ne kadar da çok şirk koşuyorsunuz.! Allah’ı değil de, falan ve falan kişileri rab ediniyorsunuz. Faydayı, zararı, bağışlara nail olmayı veya olmamayı onlara izafe ediyorsunuz. Böyle yapmayın. Rabbinize dönün. Kalblerinizi onun için boşaltın. O’na tazarru edin. İhtiyaçlarınızı O’ndan isteyin. Sizin için başka bir yer yok. Başka kapı yok. Bütün kapılar kapalı; sadece O’nu kapısı açık. Tenha yerlerde O’nunla başbaşa kalın. O’nunla konuşun. İman dillerinizle O’na hitap edin. Aile fertleri uyuyup, halkın sesi kesilince her biriniz temizlensin. Yüzünü secdeye koysun. Tevbe etsin.Özürler dilesin. Günahlarını itiraf etsin. Emellerini arzetsin. İhtiyaçlarını dilesin. Göğsünü sıkıştıran her şeyi O’na arzetsin.
Sizin Rabbiniz O’dur, başkası değil. İlahınız O’dur, başkası değil. Melikiniz O’dur, başkası değil. Afet okları yüzünden O’dan kaçmayın. Zarar da ve fayda da, zorlukta ve rahatlıkta size gelen her şeyin gerçek faili O’dur. Bunlar O’nu tanımanız, şikayetlerinizi O’na yapmanız, O’nun için sabretmeniz ve O’na “tevbe etmeniz” (dönmeniz) içindir.
Cezalar avam içindir. Kefaretler müttaki müminler içindir. Yüksek dereceler ise, mümin, müeyyed(desteklenmiş) ve sıddık olan salihler içindir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Biz peygamberler insanlar içinde en şiddetli belaya uğrayan kesimiz. Sonra diğerleri, sonra da diğerleri gelir.”
Mümin, bir belaya uğradığında sabreder ve belasını halktan saklar, onlara şikayet etmez. Bundan dolayı Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Müminin sevinci yüzünde olur. Onun kalbinde ise hüzün vardır. Kalbine diğer insanlar muttali olmasın diye o, hüznü sevinçle karşılar.” Batınlardaki hazineleri gizlerler. Batınlardaki yükleri, azıkları gizlerler. Hüzün kalp azığı, kalp yüküdür; havf(korku) nefsin azığıdır. Hüzün, kalplere sır hikmetlerini yağdıran bir buluttur. Allahü Teala: “Ben kalpleri benim için kırılmış olanların yanındayım” buyurmuşken, onlar hüzün ve inkisar üzere nasıl sabretmesinler? Onların kalpleri her ne zaman uzaklık sebebi ile kırılsa, kurbiyet onlara zorla gelir. Her ne zaman halktan uzaklaşsalar, Allahü Teala ile ünsiyet onlara öyle bir gelir ki! Her ne zaman halktan uzaklaşıp soğusalar, Allahü Teala’nın ünsiyeti(arkadaşlığı) ile ünsiyet, yakınlığı ile yakınlık bulurlar. Dünyada hüzünleri ne kadar çok olursa, ahiretteki ferahları da o derece çok olur.





Esselamü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekatühu; Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. “Esselam” Allah’ın 99 isminden (Esmaül Hüsna) biri. Anlamı, kullarına selametlik veren, bütün musibetlerden koruyup selamete eriştiren. Yazıya selamla başladım ve 30 hasene kazandım inşallah. Peygamber Efendimiz (as.) bir hadisinde böyle buyurmuş.
Yaptığım bu iş ile hem öğrendiklerimi sizlerle paylaşıyorum, hem de inşallah hasenelerim çoğalıyor. Öğrendiklerimi sizlerle paylaşa bilme fırsatını bana verdiği için Rabbime şükürler olsun. İnşallah bu işte hep yardımcım olur. Çünkü, O’nun inayeti olmadan hiçbir şeyi doğru yapmam mümkün değil. Gayret bizden, inayet Allah’tandır. Allah’ım! Bana ve kardeşlerime, her işimiz de hak üzere olmayı nasip et. Rızan olmayacak işlerden bizleri koru. “Bize dünyada da, ahirette de güzellik ver ve cehennem azdından bizi koru”
Derginin bu sayısında, ilk sayfada, vitir namazında okuduğumuz ama beklide anlamının hiç farkında olmadığımız kunut duasının türkçesi, altında Abdülkadir Geylani hazretlerinin, Yolun Esasları adlı kitabındaki 49. sohbetinin bir kısmı, güzeller, güzeli peygamberimizin (as.) kısaca hayatı, Hz. Ömer’in hayatından birkaç kesit(milligazete’den), bir anne’nin kızı için yürekten gelen dilekleri, Mehmet Talü hoca’nın bir soruya verdiği cevap(milligazete’den) ve kırkambar. Evvel Ahir Selamlar.

delikız

18 Ocak, 2007

Yeni Yıl

20 ocak cumartesi günü yıl başı, bizim yıl başımız, müslümanların. Peygamber Efendimiz'in (as.) Mekke'den, Mediye'ye Hicret etmesiyle başlayan bir devrin yıl dönümü. Bütün kardeşlerim için hayırlı olur inşallah.
delikız

10 Ocak, 2007

Anı Yaşamak

"Zaman çabuk çabuk geçiyor mona" diyor üstad Sezai Karakoç. Evet, çok kıymetli olan vaktimiz biz farkında olmadan geçip gidiyor. Rabbim, bize, zamanın su gibi akıp gittiğini anlayacak basiret ver. Ver ki, dur durak bilmeden geçen zaman boşa gitmesin.
Bizi yaratan, elçileri aracılığıyla yapmamız gerekenleri bizlere bildirdi. Bir sürü güzel iş var, yapılması gereken. Bu asıl güzel işlerimiz için hep geniş vakitler arıyoruz. Dar vakitleri hiç beğenmiyoruz. Yapmayı düşündüğümüz şeyi hep, daha geniş bir vakte erteliyoruz. Bu daha geniş vakit nedense hiç gelmiyor. Bir bahane de hep vardır. Geniş vaktin gelmeyiş nedeninin, şeytanın bizi oyalaması olduğunu bir türlü anlamıyoruz. Ya vakit azdır, yapılacak olan güzel amel için yada, yada, yada buluna bilecek bir sürü bahane işte...

Düşman işi iyi biliyor. Bazen sağdan, bazen soldan yanaşarak bizi kandırıyor. Biz saflar da, "daha iyisini yaparım, şunu bir bitireyim", "yarın başlıcam, kararlıyım" gibi iyi niyetlerle bahanelerimizi sıralıyoruz. Bunun, şeytanın işi ve tuzağı olduğunu ne yazık ki göremiyoruz. Böyle düşündüğümüz içinde, sanıyoruz ki, bu işler biter yada yarınlar gelir.
Şeytana ve nefsimize uyduğumuz müddetçe bunların sonu gelmez. Şeytan bıkmadan usanmadan çalışıyor ve başarılı oluyor. Bizler ondan daha iyi olmalı değil miyiz. Şeytan "anı yaşıyor" bizler "yarını" bekliyoruz. Halbuki, biliyoruz yarın çok geç olabilir ama yine de, yine de bekliyoruz.

Allah'ım; bize dar vakitlerin, ne kadar bereketli olduğunu göster. Bu dar, olduğunu sandığımız vakitlerde ertelenmeden yapığımız amellerin, geriye dönüp baktığımızda ne kadar da fazla olabileceğini göster.
Peygamber Efendimiz as. ın"erteleyiciler helak oldu" hadisini anlamayı ve aklımızda tutupta, bu bilinçle yaşamayı nasip et. Müminin yarını olur mu? Elbette ki olmaz. O geleceğe değil, bu güne bakar ve anı yaşayıp nasiplenmeye çalışır. Bu günü için çalışır ve inşallah yarınını kazanır.
Rabbim, bana ve sevdiklerime ve ümmeti muhammed'e çok geç olmadan uyanmayı nasip et. Nasip et ki yarın geldiğinde "geç" olmasın.


delikız

03 Ocak, 2007

Şevhar

Şehvar benim dergimin ve blog’un adı, anlamı İnci. Şehvar Farsça, inci'nin Arapçası Lülü, İngilizcesi pearl, Fransızcası perle, Almancası perte


Delikız

29 Aralık, 2006

Bu Gün Arefe*

Hacı adaylarımız bu gün Arafat'ta idiler. Kelime olarak Arafat "bilme, anlama, tanıma" gibi anlamlara gelir. Peygamberimiz as. "Hac, Arafat'ta olmaktır" demiştir. Arafat çıkmadan hacı olunmaz. Bu gün orada, dualar edildi, zikirler yapıldı. Allah'tan af ve mağfiret dilendi.
Ve Vakfe yapıldı. Vakfe; duruş bekleyiş demektir. Arafat vakfesi, bir yandan insanın dünyaya ayak basışını, diyer yandan ise kıyamette Allah'ın huzurunda bekleyişi hatırlatırmış. O, müminin, Rabbinin huzurunda imanla, sebatla, umutla gerçekleştirdiği bilinçli bir duruşmuş. Peygamberimiz as. Arafata varınca meşhur veda hutbesini burada yapmış.
İkinci bir vakfe'de Müzdelife'de yapılır. Müzdelife , harem sınırları içinde Arafat ile Mina arasında kalan bir bölgenin adıdır. Şeytan ve taraftarlarına karşı sembolik protesto'da atılacak küçük taşlar buradan toplanır. Müzdelife'den sonra Minaya geçilir. Mina; aşırı istek ve arzu demekmiş. Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmali'in Allaha'a olan aşklarının sınandığı yermiş.

Hacı adaylarının biraz daha işleri var. Şeytan taşlıyacaklar, kurban kesecekler, traş olacaklar ve son olarakta ziyatet tavafı yapacaklar. İnşallah bundan sonra "Hacı" olacaklar.

Kardeşlerimizin oradaki bu son heyecanlarını bizlerde burada yaşamaya çalıştık. Rabbim bizlerede oralarda olmayı ve bizzat yaşamayı nasip etsin inşallah. amin amin amin

Delikız *Arabistanda