kısmet olursa salı günü trabzon'a uçuyorum. bir süreliğine yokum İstanbul da, ne zaman dönerim bilmiyorum. aslında böyle bişey hiç niyetimde yoktu, halam aramış(ben ev de yoktum) illa gelsin demiş. güzel halam beni hep çağırır, ankara'ya bodrum'a. en çok da ısrarlı bir şekilde bodrum'a çağırır ama ben gitmem, şimdi buraya da gitmessem ayıp olacak. yaşı bizden büyük olanların gönlünü "hoş" etmek lazım.. gidelim bakalım neler görücez. dönüşte anlatırım belki..
dergimizin 18. sayısı yaz dolayısı ile biraz daha geç çıkacak. hem okuyucuların büyük bir kısmı yazlık vs. hem şimdi ben de yokum. kısmet artık bakalım... Allah'a emanet olun Baki Selam
delikız
Siteme hoş geldiniz.Burada yayınlanan yazılar benim okuyup da beğendiğim ve sizlerle paylaşmak istediğim, kaynak gösterilerek yayınlanan yazılardan oluşuyor.Blog sahibesi olan ben, siz misafirlerime keyifli okumalar diliyorum.
21 Haziran, 2007
-Kırkambar-
Bir bardak suya okuyup üfleme yapıldığında dudak bükenlere…
Japon Bilim adamı Prof.Dr.Masaru Emoto’nun su üzerine yaptığı bir araştırma son derece ilginç yeni bilgiler sunuyor bize.. “Su, cansız bir madde değil; canlı ve duyguları algılayan kristallerden oluşmaktadır. Su çevresinden pozitif ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir.”diyor Prof.Emoto. (Masaru Emoto/ Suyun gizli mesajı)Çekilen kristal fotoğraflarında suyun verdiği mesaj çok açık; Su, ne kadar sevgi, duygu ve ahenk dolu söz ve musiki ile karşılaşırsa; altıgen kristal yapısı da o kadar güzel ve düzgün olmaktadır. Mesela çekilen fotoğrafların birinde suyun yanında “şeytan” dendiğinde, kristaller kaotik bir biçime girerken, diğerinde de güzel sözlerle dua edildiğinde, suda, berrak ve estetik yapısı ile mükemmel bir altıgen ortaya çıkıyor.

Japon Bilim adamı Prof.Dr.Masaru Emoto’nun su üzerine yaptığı bir araştırma son derece ilginç yeni bilgiler sunuyor bize.. “Su, cansız bir madde değil; canlı ve duyguları algılayan kristallerden oluşmaktadır. Su çevresinden pozitif ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir.”diyor Prof.Emoto. (Masaru Emoto/ Suyun gizli mesajı)Çekilen kristal fotoğraflarında suyun verdiği mesaj çok açık; Su, ne kadar sevgi, duygu ve ahenk dolu söz ve musiki ile karşılaşırsa; altıgen kristal yapısı da o kadar güzel ve düzgün olmaktadır. Mesela çekilen fotoğrafların birinde suyun yanında “şeytan” dendiğinde, kristaller kaotik bir biçime girerken, diğerinde de güzel sözlerle dua edildiğinde, suda, berrak ve estetik yapısı ile mükemmel bir altıgen ortaya çıkıyor.

Emoto, araştırmasıyla suyun sadece hafızasının ve bilgi taşıyıcı özelliğinin olmadığını, aynı zamanda kainatın dilini ve gerçek sevgi titreşimini de yansıttığını ispatlamaktadır. Mesela iki kavanozun içine haşlanmış pirinç konuyor. Birine “teşekkür” , diğerine “aptal” yazılıyor. Bir ay boyunca bu sözler bu şişelere söyleniyor. Netice çok enteresan: “Aptal” denen kavanozun içindeki pirinçler siyahlaşıyor ve kavanozdan çok kötü koku çıkıyor. Diğerinde ise; pirinç beyaz kalıp, hoş bir koku yayılıyor. Bu da gösteriyor ki, kötü ve iyi sözler, su ve pirincin üzerinde tesirli oluyor. Öyleyse Allah’ın nimet ve ihsanlarına karşı, zikir, fikir ve şükür vesilemizi hiç unutmamamız gerekiyor. Bilhassa Bismillahirrahmanirrahim ile Elhamdülillah gibi son derece basit ve etkili duaları hiç unutmamalıyız.. www.oznurcolakoglu.com suyun gizli mesajı
Not:Peygamberimiz as. rahatsızlanınca kendisini okuyup üflüyor ve meshediyordu. Hz. Aişe: “bizden herhangi biri hasta oldu mu, Resulullah sağ eli ile onu mesheder ve dua ederdi… Peygamberimiz: ‘Rukye de beis yok. Yeter ki, şirke gitmesin’ demiştir.(rukye:okuyup üfleme)
Besmeleli etin ne farkı var?
Bilim adamları, hayvan kesimi sırasında dinen getirilmesi zaruri olan ‘Bismillah, Allahuekber’ sözünün kesilen etler üzerinde herhangi bir etkisi olup olmadığını araştırınca şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşıyorlar.
Şam Üniversitesi Eczacılık Fakültesiden Prof. Halid Halave, laboratuvar ortamında yapılan deneylerde, besmelesiz kesilen sığır, küçük baş ve kuşların et dokularında pıhtılaşmış kan, çoğalmaya müsait bakteri ve mikroplar testip edilirken, besmele ile kesilen hayvan et dokuların da ise kan, mikrop ve bakterilere rastlanmadığını ifade etmiştir.
Aynı Üniversitenin Veteriner Fakültesi et sağlılığı bölümü profesörlerinden Fuad Nima; ‘dünyanın bir çok ülkesinde uygulanan, hayvanların uyuşturularak öldürülmesi işlemi sırasında kanın vücut’ta kalması, bu tür etlerin daha çabuk bozulmasına neden oluyor. Halbuki, kesim anında çekilen besmele ve tekbirin, hayvana yaptığı tesir ve heyecanın, hayvan organ ve adalelerinde meydana getirdiği hareketin kanın azami miktarda dışarıya atılmasına yol açtığını ve hayvanların daha az eziyet çektiğini tespit ettiklerini belirtiyor. İnancımıza göre, Allah’ın haram veya helal kıldıkların da illa bir hikmet aramak gerekmez. Fakat insanlığın bugüne kadar edindiği temel tecrübe, Allah’ın emir ve yasaklarında bildiğimiz veya bilmediğimiz hikmetler olduğudur. Bilim geliştikçe, Allah’ın bizler için hazırladığı nimet ve hikmetleri anlamak daha da kolaylaşıyor.
şehvar 6
Not:Peygamberimiz as. rahatsızlanınca kendisini okuyup üflüyor ve meshediyordu. Hz. Aişe: “bizden herhangi biri hasta oldu mu, Resulullah sağ eli ile onu mesheder ve dua ederdi… Peygamberimiz: ‘Rukye de beis yok. Yeter ki, şirke gitmesin’ demiştir.(rukye:okuyup üfleme)
Besmeleli etin ne farkı var?
Bilim adamları, hayvan kesimi sırasında dinen getirilmesi zaruri olan ‘Bismillah, Allahuekber’ sözünün kesilen etler üzerinde herhangi bir etkisi olup olmadığını araştırınca şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşıyorlar.
Şam Üniversitesi Eczacılık Fakültesiden Prof. Halid Halave, laboratuvar ortamında yapılan deneylerde, besmelesiz kesilen sığır, küçük baş ve kuşların et dokularında pıhtılaşmış kan, çoğalmaya müsait bakteri ve mikroplar testip edilirken, besmele ile kesilen hayvan et dokuların da ise kan, mikrop ve bakterilere rastlanmadığını ifade etmiştir.
Aynı Üniversitenin Veteriner Fakültesi et sağlılığı bölümü profesörlerinden Fuad Nima; ‘dünyanın bir çok ülkesinde uygulanan, hayvanların uyuşturularak öldürülmesi işlemi sırasında kanın vücut’ta kalması, bu tür etlerin daha çabuk bozulmasına neden oluyor. Halbuki, kesim anında çekilen besmele ve tekbirin, hayvana yaptığı tesir ve heyecanın, hayvan organ ve adalelerinde meydana getirdiği hareketin kanın azami miktarda dışarıya atılmasına yol açtığını ve hayvanların daha az eziyet çektiğini tespit ettiklerini belirtiyor. İnancımıza göre, Allah’ın haram veya helal kıldıkların da illa bir hikmet aramak gerekmez. Fakat insanlığın bugüne kadar edindiği temel tecrübe, Allah’ın emir ve yasaklarında bildiğimiz veya bilmediğimiz hikmetler olduğudur. Bilim geliştikçe, Allah’ın bizler için hazırladığı nimet ve hikmetleri anlamak daha da kolaylaşıyor.
şehvar 6
Faydalı Kısa Bilgiler /1
-Faydalı Kısa Bilgiler- /1
Misvağın faydalarını şöyle sıralayabiliriz:
· Selülozun fiziki etkisi dişleri temizler.· Uçucu yağlar ve selüloz dişleri beyazlatır.
· Kokulu reçine içerdiği için nefesin güzel kokmasını sağlar.
· NaCl ve KCl'ün ödemi dışarı çekmesi, diş eti iltihaplarını iyileştirir.
· Uçucu yağlar kabızlığı giderir.
· Psikolojik etkileriyle siniri teskin eder.
· İştahı açar.
· Kaynatılarak suyunun içilmesinin basur hastalığına iyi geldiği tesbit edilmiştir.Ayrıca misvağın, hazmı kolaylaştırıcı, gözü kuvvetlendirici ve baş ağrılarını sakinleştirici özellikleri de vardır.Oysa diş fırçasının kolay taşınmaması, kullanma ve temizleme zorluğu, yutulan kılların misvağın aksine iltihaplanmalara, hatta apandisite sebebiyet vermesi gibi dezavantajları düşünülürse, misvağın ağız ve diş sağlığındaki yeri daha iyi anlaşılacaktır.
Her hayrın başı Besmeledir !
Her hayırlı işe Bismillahirrahmanirrahim ile başlanır.
Sonunda da Elhamdülillah denir.
Sevgili Peygamberimiz: “Bir işe besmele ile başlanılmaz sonunda da Elhamdülillah denmezse o işte hayır olmaz”buyurmuştur. Çünkü besmele çekerek kul ile Allah arasındaki gerçek alâka kurulmuş olur.
Nerelerde besmele çekilir veya çekilmez bir kaç misal verelim:
.Yemek yemeğe, abdest almaya ve hayırlı işe başlarken besmele çekmek sünnettir.
. Tuvalete girerken besmele çekmek mekruhtur.
. Haram olan birşeyi yapmaya başlarken besmele çekmek haramdır.
Selam Verme Adabı:
Müslümanlar birbirleri ile karşılaşınca selamlaşır ve tokalaşır.
Selam vermek sünnet, verilen selamı almak farzdır.
1. İslam’ın emrettiği selamı unutma.
2. Tanıdığın veya tanımadığın Müslümanlarla karşılaştığın zaman selam vermeyi ihmal etme.
3. Selam verme şekli şöyle:
a) Binek üzerinde olan yürüyene,
b) Yürüyen oturana,
c) Az kişiler çok kişilere,
d) Küçükler büyüklere selam verirler.
4. Verilen selama onun misliyle veya ondan daha güzel bir şekilde cevap ver.
5. Konuşmadan önce selam ver.
Peygamberimiz bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Kim selamdan önce konuşmaya başlarsa ona cevap vermeyin”
Konuşma Adabı:
Şahsımıza karşı vazifelerimizden biri de dilimizi terbiye ve islah etmektir. İnsan iyi ve kötü bir çok şeyi dilinden bulur. Birçok insan dili sebebiyle en büyük musibetlere uğramışlardır. İnsanları cehenneme sürükleyip götüren de dilleridir.
1. Söylediği sözün nereye varacağını, düşünmek.
2. Dünya ve ahiret için faydası olmayan sözleri söylememek.
3. Sözleriyle kimsenin gönlünü kırmamak.
4. Musibet ve felaket getireceğinden korktuğu şeyi söylememek.
5. Konuşurken başkasının sözünü kesmemek.
6. Bir insanı över veya yererken aşırı gitmemek.
7. Büyüklerin yanında yüksek sesle konuşmamak.
8. Boşboğazlık, gevezelik etmemek.
9. Söylerken ağzını eğip büzmemek, avurt çatlatmamak, ustalık, bilgiçlik satmamak.
10. Konuşurken karşısındakini hiçe sayarak ukalalık yapmamak, onun sözlerinde ayıp ve kusur aramamak.
11. Dilini lanete, küfüre ve kaba konuşmaya alıştırmamak.
12. Kendisine verilmiş bir sırrı başkasına söylememek.
13. Yalan yere bir söz vermemek, yapamayacağı bir şeyi söylememek.
14. Yalan söylemekten, yeminden, gıybet etmekten, koğuculuktan sakınmak.
15. Başkalarıyla alay etmemek, kimseye kötü bir ad takmamak.
şehvar 4
Misvağın faydalarını şöyle sıralayabiliriz:
· Selülozun fiziki etkisi dişleri temizler.· Uçucu yağlar ve selüloz dişleri beyazlatır.
· Kokulu reçine içerdiği için nefesin güzel kokmasını sağlar.
· NaCl ve KCl'ün ödemi dışarı çekmesi, diş eti iltihaplarını iyileştirir.
· Uçucu yağlar kabızlığı giderir.
· Psikolojik etkileriyle siniri teskin eder.
· İştahı açar.
· Kaynatılarak suyunun içilmesinin basur hastalığına iyi geldiği tesbit edilmiştir.Ayrıca misvağın, hazmı kolaylaştırıcı, gözü kuvvetlendirici ve baş ağrılarını sakinleştirici özellikleri de vardır.Oysa diş fırçasının kolay taşınmaması, kullanma ve temizleme zorluğu, yutulan kılların misvağın aksine iltihaplanmalara, hatta apandisite sebebiyet vermesi gibi dezavantajları düşünülürse, misvağın ağız ve diş sağlığındaki yeri daha iyi anlaşılacaktır.
Her hayrın başı Besmeledir !
Her hayırlı işe Bismillahirrahmanirrahim ile başlanır.
Sonunda da Elhamdülillah denir.
Sevgili Peygamberimiz: “Bir işe besmele ile başlanılmaz sonunda da Elhamdülillah denmezse o işte hayır olmaz”buyurmuştur. Çünkü besmele çekerek kul ile Allah arasındaki gerçek alâka kurulmuş olur.
Nerelerde besmele çekilir veya çekilmez bir kaç misal verelim:
.Yemek yemeğe, abdest almaya ve hayırlı işe başlarken besmele çekmek sünnettir.
. Tuvalete girerken besmele çekmek mekruhtur.
. Haram olan birşeyi yapmaya başlarken besmele çekmek haramdır.
Selam Verme Adabı:
Müslümanlar birbirleri ile karşılaşınca selamlaşır ve tokalaşır.
Selam vermek sünnet, verilen selamı almak farzdır.
1. İslam’ın emrettiği selamı unutma.
2. Tanıdığın veya tanımadığın Müslümanlarla karşılaştığın zaman selam vermeyi ihmal etme.
3. Selam verme şekli şöyle:
a) Binek üzerinde olan yürüyene,
b) Yürüyen oturana,
c) Az kişiler çok kişilere,
d) Küçükler büyüklere selam verirler.
4. Verilen selama onun misliyle veya ondan daha güzel bir şekilde cevap ver.
5. Konuşmadan önce selam ver.
Peygamberimiz bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Kim selamdan önce konuşmaya başlarsa ona cevap vermeyin”
Konuşma Adabı:
Şahsımıza karşı vazifelerimizden biri de dilimizi terbiye ve islah etmektir. İnsan iyi ve kötü bir çok şeyi dilinden bulur. Birçok insan dili sebebiyle en büyük musibetlere uğramışlardır. İnsanları cehenneme sürükleyip götüren de dilleridir.
1. Söylediği sözün nereye varacağını, düşünmek.
2. Dünya ve ahiret için faydası olmayan sözleri söylememek.
3. Sözleriyle kimsenin gönlünü kırmamak.
4. Musibet ve felaket getireceğinden korktuğu şeyi söylememek.
5. Konuşurken başkasının sözünü kesmemek.
6. Bir insanı över veya yererken aşırı gitmemek.
7. Büyüklerin yanında yüksek sesle konuşmamak.
8. Boşboğazlık, gevezelik etmemek.
9. Söylerken ağzını eğip büzmemek, avurt çatlatmamak, ustalık, bilgiçlik satmamak.
10. Konuşurken karşısındakini hiçe sayarak ukalalık yapmamak, onun sözlerinde ayıp ve kusur aramamak.
11. Dilini lanete, küfüre ve kaba konuşmaya alıştırmamak.
12. Kendisine verilmiş bir sırrı başkasına söylememek.
13. Yalan yere bir söz vermemek, yapamayacağı bir şeyi söylememek.
14. Yalan söylemekten, yeminden, gıybet etmekten, koğuculuktan sakınmak.
15. Başkalarıyla alay etmemek, kimseye kötü bir ad takmamak.
şehvar 4
Peygamber Efendimizin(a.s)in Sünnet-i Seniyesi /1
1. Hayırlı işlerde sağı, diğer işlerde solu kullanmak.
2. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
3. Yemeğe besmele ile başlamak, Allah’ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.
4.Yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.
5. Yerde bir sofra bezinin üstünde yemek. İhtiyaç olduğu takdirde masada da yenilebilir.
6. Yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak.
7. Acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.
8. Tabağa az yemek koydurtup artık bırakmamak.
9. Sofrada sağ dizi dikip, sol dizi yere yatırmak.
10. Saf ipek ve saf altın ümmet-i Muhammed’in erkeklerine yasak kılınmıştır.
11. Selamı yaymak. Selam, kelamdan önce gelir.
12. Eve girince ilk söz ev halkına selam vermek olmalıdır.
13. Selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada bulunmak.
14. Musafaha ile birlikte, hürmet, samimiyet ve şefkate vesile olan kucaklaşmalar yapılabilir. Süfli hisleri uyandıracak sarılmalar caiz değildir.
15. Musafahada önce eli uzatan çekmelidir. Biz çekersek buluşmadan memnuniyetsizlik manası çıkabilir.
16. İlmiyle amil din adamları ile adil devlet başkanlarının eli öpülür, beşeri hisleri yok olmuş yaşlı hanımlara selam verilebilir, gerekirse eli de öpülebilir. Yeter ki fitneye sebep olmasın.
17. Hediyeleşmek ve gelen hediyeye aynıyla veya daha güzeliyle karşılık vermek.
18. Az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. Mütebessim olmak.
19. Çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak.
20. Tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. Çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek.
21. Konuşmaya Allah’ın adıyla başlamak ve Allah’ın adıyla bitirmek.
22. Nefsi ve dünyalık bir şey için öfkelenmemek. Bir hak zayi olduğunda ve uhrevi meselelerde, Allah ve din hakkı için öfkelenmek.
23. Doğru sözle şaka ve mizah yapmak.
24. Boş işler (malayani) ile iştigal etmemek.
25. Uyku için yatınca önce sağ tarafına yatmak, sağ yanağını sağ avucunun içine koymak ve o günün muhasebesini yapmak.
26. Yüzükoyun yatmamak.
27. Yatağa girdiğinde avuçları açık olarak birleştirerek İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyup avucunun içine üfleyip sonra bütün vücudunu sıvazlamak, bunu üç defa tekrarlamak.
şehvar 3
2. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
3. Yemeğe besmele ile başlamak, Allah’ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.
4.Yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.
5. Yerde bir sofra bezinin üstünde yemek. İhtiyaç olduğu takdirde masada da yenilebilir.
6. Yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak.
7. Acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.
8. Tabağa az yemek koydurtup artık bırakmamak.
9. Sofrada sağ dizi dikip, sol dizi yere yatırmak.
10. Saf ipek ve saf altın ümmet-i Muhammed’in erkeklerine yasak kılınmıştır.
11. Selamı yaymak. Selam, kelamdan önce gelir.
12. Eve girince ilk söz ev halkına selam vermek olmalıdır.
13. Selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada bulunmak.
14. Musafaha ile birlikte, hürmet, samimiyet ve şefkate vesile olan kucaklaşmalar yapılabilir. Süfli hisleri uyandıracak sarılmalar caiz değildir.
15. Musafahada önce eli uzatan çekmelidir. Biz çekersek buluşmadan memnuniyetsizlik manası çıkabilir.
16. İlmiyle amil din adamları ile adil devlet başkanlarının eli öpülür, beşeri hisleri yok olmuş yaşlı hanımlara selam verilebilir, gerekirse eli de öpülebilir. Yeter ki fitneye sebep olmasın.
17. Hediyeleşmek ve gelen hediyeye aynıyla veya daha güzeliyle karşılık vermek.
18. Az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. Mütebessim olmak.
19. Çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak.
20. Tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. Çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek.
21. Konuşmaya Allah’ın adıyla başlamak ve Allah’ın adıyla bitirmek.
22. Nefsi ve dünyalık bir şey için öfkelenmemek. Bir hak zayi olduğunda ve uhrevi meselelerde, Allah ve din hakkı için öfkelenmek.
23. Doğru sözle şaka ve mizah yapmak.
24. Boş işler (malayani) ile iştigal etmemek.
25. Uyku için yatınca önce sağ tarafına yatmak, sağ yanağını sağ avucunun içine koymak ve o günün muhasebesini yapmak.
26. Yüzükoyun yatmamak.
27. Yatağa girdiğinde avuçları açık olarak birleştirerek İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyup avucunun içine üfleyip sonra bütün vücudunu sıvazlamak, bunu üç defa tekrarlamak.
şehvar 3
Hz. Peygamber (s.a.v.) En Büyük Nimetlerden Birisidir
Hz. Peygamber (sav) Efendimiz, en büyük nimetlerden birisidir
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Cenab-ı Hakk’ın insanlara bahşettiği en büyük nimetlerinden birisidir. Çünkü ALLAH, O’nu bir ümmete ve millete değil, bütün insanlığa, “Bir şâhid, bir müjdeci ve korkutucu ve ALLAH’a O’nun emri ile bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak” göndermiştir. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Andolsun ki içlerinden, kendilerine ALLAH’ın ayetlerini okuyan, kötülüklerden ve inkârdan kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle ALLAH, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Âl-i İmran Süresi: 164) Yüce Rabbimiz, kendimizden, bize bizden daha çok acıyan, saadetimize çalışan Resulullah (S.A.V.) Efendimizi göndermekle, bize en büyük lütufda bulunmuştur.
O Peygamber ki, bize doğru yolu gösterdi. Putlara tapmanın, ALLAH’a şirk koşmanın, ALLAH’a yapılacak ta’zimi yaratıklara, canlı ve cansız varlıklara yapmanın sapıklık olduğunu bildirdi.
O Peygamber ki, bize, hidayet rehberi olan, bizi karanlıktan aydınlığa, hurafattan hakikate, vahşetten medeniyyete, esaretten hürriyete, cehaletten ilme kavuşturan Kur’an-ı Kerim’i öğretti.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bütün kemal ve güzellikleri kendisinde toplamış, ahlak ve fazilet örneği mübarek ve muhterem bir şahsiyettir.
O’ndan önce ve sonra da böyle bir kimse gelmemiş ve gelmeyecektir. İslam dininin kısa zamanda cihanşumûl bir din haline gelmesi ve gönüllere taht kurması, onu tebliğ eden peygamberin ne yüksek ahlaka sahip olduğunu gösterir. Bütün insanlık O’nun yolunda gitmedikçe istenen huzur ve selamete erişemeyecektir.
O’nun için gerek ferd ve gerekse cemiyet olarak huzur, barış ve selamet istiyorsak O’nun yoluna toptan girmeli, O’nun izinde gitmeli ve neslimize bunu aşılamalıyız. Çünkü gerçek mutluluk O’nun yolundadır.
İşte bizler, ferdi ve ailevi hayatımızda, içtimai münasebetlerimizde Rabbimizin seçtiği bu şanlı Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin önderliğinde yaşamakla mükellefiz. Mü’min olarak yaşamak, Müslüman olarak can vermek isteyecek her ferdin yegane hayat önderi Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizdir. O’na iman bunu gerektirir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizi hayatımızın her noktasında kendimize örnek edinmeliyiz. O’nu örnek almak: O’nun getirdiği inanç sistemine sahip çıkmak ve hayatımıza tatbik etmemizle mümkün olacaktır. Bildiğiniz gibi O yaşayan bir Kur’an-ı Kerim’di. O’nun getirdiği değerleri tatbik edenler Kur’an-ı Kerim’in emirlerini yerine getiriyor anlamıyla eşdeğerdir.
İnsanlığın her zaman ve mekanda Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin tebliğ ettiği ilahi mesaja ve bu mesajın hayata geçi geçirilmiş şekli olan O’nun sünnetine ihtiyacı vardır. Çünkü İslam, sadece Kur’an-ı Kerim’den ibaret değildir. O, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin şahsında açıklanmış, hayata geçirilmiş ve bizzat O’nun öncülüğünde kurumlaşmış bir dindir. ALLAH Resûlü, bir taraftan Kur’an-ı Kerim’i tebliğ etmiş, bir taraftan O’nu açıklamış ve uygulamaya koymuş, diğer taraftan da Kur’an-ı Kerim’in değinmediği konularda tamamlayıcı rol üstlenmiştir. Bu açıdan, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin ve dolayısıyla sünnetin dinde önemli bir yeri vardır. O’nun bu konumu, Kur’an-ı Kerim’de çeşitli açılardan dile getirilmiştir. Buna göre; bazen Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize mutlak itaat etmeyi, O’na karşı çıkmamayı, O’nun verdiği hükümlere boyun eğmeyi emreden, bazen O’nun Kur’an-ı Kerim’i açıklamakla yükümlü olduğunu bildiren, bazen haram ve helal kılma yetkisine sahip olduğunu belirten, bazen de müslümanların uyması gereken güzel bir örnek olduğunu gösteren ayet-i kerimelerin Kur’an-ı Kerim’de yer aldığı görülür.
Kur’an-ı Kerim’de yer alan bu ayet-i kerimeler açıkça gösteriyor ki, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz olmadan, Kur’an-ı Kerim’i anlamak, dini tam olarak uygulamak mümkün değildir. Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’i açıklama ve yürürlüğe koyma yetkisini Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize tanımak ya da tanımamak, insanlara değil, yalnızca ALLAH’a ait bir yetkidir. Bu yetkiyi, Peygamberine bizzat Cenab-ı Hak tanımıştır.
Bu bakımdan şu veya bu gerekçelerle sünneti reddedip, İslam’ın sadece Kur’an-ı Kerim’le anlaşılması gerektiğini savunanların iddiası dün olduğu gibi, bugün de önyargılı ve gayrı samimi bir anlayışın ürünü olmaktan öteye geçemez. Şurası muhakkak ki, bir müslüman için, dini ve dünyevi ayrımı gözetmeksizin Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin örnekliği kaçınılmazdır. O’nun gönderiliş gayesi, kendisine verilmiş olan risalet görevinin insanlığa ulaştırılması ve bu amaç doğrultusunda bir toplumsal yapının kurulmasıdır. Bu amaçla söylediği sözler ve yaptığı uygulamalar, kimi zaman farz, kimi zaman haram, kimi zaman müstehab, kimi zaman da mübah diye nitelendirilen hükümlere kaynaklık etmektedir. Bu durum, Kur’an-ı Kerim’in buyrukları doğrultusunda, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize itaatin ve O’nu örnek edinmenin bir gereğidir.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin sünnetini bir kenara bırakarak İslam’ı kamil manada yaşamak mümkün değildir. Sünnet İslam’ın vazgeçilmez bir unsurudur. Eğer sünneti bir kenara bırakırsanız, Kur’an-ı Kerim’in bir çok ayetini tatbik edemezsiniz. Kur’an-ı Kerim’i en iyi anlayan ve hayatına tatbik eden Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizdir. O’nun fiil ve davranışlarında verilen mesajları bizler hayatımıza şiar edinir ve uygularsak, Kur’an-ı Kerim’i hayatımıza tatbik etmiş oluruz. Bu sebeple Sünnetin dışında bir İslam düşünmek mümkün değildir.
Mehmet Talü/ Milligazete
şehvar 2
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Cenab-ı Hakk’ın insanlara bahşettiği en büyük nimetlerinden birisidir. Çünkü ALLAH, O’nu bir ümmete ve millete değil, bütün insanlığa, “Bir şâhid, bir müjdeci ve korkutucu ve ALLAH’a O’nun emri ile bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak” göndermiştir. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Andolsun ki içlerinden, kendilerine ALLAH’ın ayetlerini okuyan, kötülüklerden ve inkârdan kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle ALLAH, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Âl-i İmran Süresi: 164) Yüce Rabbimiz, kendimizden, bize bizden daha çok acıyan, saadetimize çalışan Resulullah (S.A.V.) Efendimizi göndermekle, bize en büyük lütufda bulunmuştur.
O Peygamber ki, bize doğru yolu gösterdi. Putlara tapmanın, ALLAH’a şirk koşmanın, ALLAH’a yapılacak ta’zimi yaratıklara, canlı ve cansız varlıklara yapmanın sapıklık olduğunu bildirdi.
O Peygamber ki, bize, hidayet rehberi olan, bizi karanlıktan aydınlığa, hurafattan hakikate, vahşetten medeniyyete, esaretten hürriyete, cehaletten ilme kavuşturan Kur’an-ı Kerim’i öğretti.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bütün kemal ve güzellikleri kendisinde toplamış, ahlak ve fazilet örneği mübarek ve muhterem bir şahsiyettir.
O’ndan önce ve sonra da böyle bir kimse gelmemiş ve gelmeyecektir. İslam dininin kısa zamanda cihanşumûl bir din haline gelmesi ve gönüllere taht kurması, onu tebliğ eden peygamberin ne yüksek ahlaka sahip olduğunu gösterir. Bütün insanlık O’nun yolunda gitmedikçe istenen huzur ve selamete erişemeyecektir.
O’nun için gerek ferd ve gerekse cemiyet olarak huzur, barış ve selamet istiyorsak O’nun yoluna toptan girmeli, O’nun izinde gitmeli ve neslimize bunu aşılamalıyız. Çünkü gerçek mutluluk O’nun yolundadır.
İşte bizler, ferdi ve ailevi hayatımızda, içtimai münasebetlerimizde Rabbimizin seçtiği bu şanlı Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin önderliğinde yaşamakla mükellefiz. Mü’min olarak yaşamak, Müslüman olarak can vermek isteyecek her ferdin yegane hayat önderi Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizdir. O’na iman bunu gerektirir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizi hayatımızın her noktasında kendimize örnek edinmeliyiz. O’nu örnek almak: O’nun getirdiği inanç sistemine sahip çıkmak ve hayatımıza tatbik etmemizle mümkün olacaktır. Bildiğiniz gibi O yaşayan bir Kur’an-ı Kerim’di. O’nun getirdiği değerleri tatbik edenler Kur’an-ı Kerim’in emirlerini yerine getiriyor anlamıyla eşdeğerdir.
İnsanlığın her zaman ve mekanda Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin tebliğ ettiği ilahi mesaja ve bu mesajın hayata geçi geçirilmiş şekli olan O’nun sünnetine ihtiyacı vardır. Çünkü İslam, sadece Kur’an-ı Kerim’den ibaret değildir. O, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin şahsında açıklanmış, hayata geçirilmiş ve bizzat O’nun öncülüğünde kurumlaşmış bir dindir. ALLAH Resûlü, bir taraftan Kur’an-ı Kerim’i tebliğ etmiş, bir taraftan O’nu açıklamış ve uygulamaya koymuş, diğer taraftan da Kur’an-ı Kerim’in değinmediği konularda tamamlayıcı rol üstlenmiştir. Bu açıdan, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin ve dolayısıyla sünnetin dinde önemli bir yeri vardır. O’nun bu konumu, Kur’an-ı Kerim’de çeşitli açılardan dile getirilmiştir. Buna göre; bazen Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize mutlak itaat etmeyi, O’na karşı çıkmamayı, O’nun verdiği hükümlere boyun eğmeyi emreden, bazen O’nun Kur’an-ı Kerim’i açıklamakla yükümlü olduğunu bildiren, bazen haram ve helal kılma yetkisine sahip olduğunu belirten, bazen de müslümanların uyması gereken güzel bir örnek olduğunu gösteren ayet-i kerimelerin Kur’an-ı Kerim’de yer aldığı görülür.
Kur’an-ı Kerim’de yer alan bu ayet-i kerimeler açıkça gösteriyor ki, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz olmadan, Kur’an-ı Kerim’i anlamak, dini tam olarak uygulamak mümkün değildir. Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’i açıklama ve yürürlüğe koyma yetkisini Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize tanımak ya da tanımamak, insanlara değil, yalnızca ALLAH’a ait bir yetkidir. Bu yetkiyi, Peygamberine bizzat Cenab-ı Hak tanımıştır.
Bu bakımdan şu veya bu gerekçelerle sünneti reddedip, İslam’ın sadece Kur’an-ı Kerim’le anlaşılması gerektiğini savunanların iddiası dün olduğu gibi, bugün de önyargılı ve gayrı samimi bir anlayışın ürünü olmaktan öteye geçemez. Şurası muhakkak ki, bir müslüman için, dini ve dünyevi ayrımı gözetmeksizin Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin örnekliği kaçınılmazdır. O’nun gönderiliş gayesi, kendisine verilmiş olan risalet görevinin insanlığa ulaştırılması ve bu amaç doğrultusunda bir toplumsal yapının kurulmasıdır. Bu amaçla söylediği sözler ve yaptığı uygulamalar, kimi zaman farz, kimi zaman haram, kimi zaman müstehab, kimi zaman da mübah diye nitelendirilen hükümlere kaynaklık etmektedir. Bu durum, Kur’an-ı Kerim’in buyrukları doğrultusunda, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize itaatin ve O’nu örnek edinmenin bir gereğidir.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin sünnetini bir kenara bırakarak İslam’ı kamil manada yaşamak mümkün değildir. Sünnet İslam’ın vazgeçilmez bir unsurudur. Eğer sünneti bir kenara bırakırsanız, Kur’an-ı Kerim’in bir çok ayetini tatbik edemezsiniz. Kur’an-ı Kerim’i en iyi anlayan ve hayatına tatbik eden Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizdir. O’nun fiil ve davranışlarında verilen mesajları bizler hayatımıza şiar edinir ve uygularsak, Kur’an-ı Kerim’i hayatımıza tatbik etmiş oluruz. Bu sebeple Sünnetin dışında bir İslam düşünmek mümkün değildir.
Mehmet Talü/ Milligazete
şehvar 2
Şehvar'ın 17. sayısı
Bismillahirrahmanirrahim
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a, Selam, son peygamber’e ve O’nun sevdikleri üzerine olsun
Çocuğumuz nerede okursa okusun, şu bilgileri yavrularımıza ezberletelim, ezberleyelim:
Rabbimiz, Allah
Dinimiz, İslam
Kitabımız, Kur’an-ı Kerim
Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selem
Kıblemiz, Kabe
Adem (as.)in neslindeniz
İbrahim(as.)ın milletindeniz
Bütün insanlarla kardeşiz
Kalu bela’dan beri müslümanız. (‘kalu bela’ şuna derler ki, Allah bütün ruhları yarattı. Ve “ Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sordu. İman eden ruhlarda “kalu bela: dedi ki evet, (sen bizim Rabbimizsin)” dediler. İşte o günden beri Müslümanız.
Sözlerin en güzeline uyanlardanız.
İçini Hak için, dışını halk için süsleyenlerdeniz.
İtikatta, Ehlisünnet ve’l-cemaat meshebindeniz.
Kitabimiz, sözlerin en güzeli, kalbimizin kandili, aklımızın delili, gönlümüzün baharı, gözümüzün nuru, kulağımızın nağmesi, dilimizin zikri olan Kur’an-ı Kerimdir.
Bize öğütler veren, öğüdünü tutanların şanını yücelten, arkadan gelenlere doğru bir ün bırakan, dilimizin zikri Kur’an-ı Kerim.
Ana sütü gibi, okuyanın yaşına, kültürüne, anlayışına uygun gıdalar veren, her türlü derdine dermen olan Kur’an-ı Kerim.
Ve her çağın kitabı olan Kur’an-ı Kerim, bizim kitabımız, sizin kitabınız ve bütün insanlığın kitabıdır. Özetle: Hak’kın halka hitabı olan Kur’an-ı Kerim.
İslam beş şey üzerine kuruludur
1-Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, Hz. Mumahmed(s.a.v.) Efendimizin O’nun Peygaberi olduğuna şehadet etmek.
2-Namazı dosdoğru kılmak.
3-Oruç tutmak.
4-Zekat vermek.
5-Hacca gitmek.
İmanın şartı altıdır:
1-Allah’a iman
Allah vardır, birdir, eşi ve benzeri yoktur.
2-Meleklere iman
Melekler; yemeyen, içmeyen, erkek ve dişi olmayan, Allah’ın emrettiğini yerine getiren, nurdan yaratılmış varlıklardır. Cebrail, Mikail, İsrafil, ve Azrail (a.s) büyük meleklerdir.
3-Kitaplara iman
Allah’ın, peygamberlerine indirdiği yüz dört kitap vardır. Dördü büyük kitap, yüzü sahifedir. Dört büyük kitaptan Tevrat Hz. Musa (a.s)a, Zebur Hz. Davud (a.s)a, İncil Hz. İsa (a.s)a, Kur’an-ı Kerim Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)Efendimize indirildi. Yüz sahifenin on sahifesi Hz. Adem (a.s)a, elli sahife Hz. Şit (a.s)a, otuzu Hz. İdris (a.s)a, on sahife de Hz. İbrahim (a.s)a indirildi.
4-Peygamberlere iman
Allah Teala’nın, dinini kullarına bildirmek için görevlendirdiği insanlara peygamber denir. Peygamberlerin:
a-Sıdk: doğruluk
b-Emanet: güvenilirlik
c-Fetanet: kuvvetli bir akıl
d-İsmet: günahlardan korunmak.
e-Tebliğ: kendine gelen dini olduğu gibi tebliğ etme, sıtafları vardır.
5-Ahirete iman.
6-Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman. Mehmet Talü Hoca ile dini meselelerimiz bülteni
Dergimizin 17. sayısını Allah’ın izni ile hazırladım. Büyükler ve küçükler için, bilinmesi ve unutulmaması gereken faydalı konular seçmeye çalıştım. Rabbim hepimize öğrendiklerimizle amel etmeyi nasip etsin inşallah.
Dergimiz hakkında önerilerinizi her zaman iletebilirsiniz. Halamın oğlu Nuri ağabeymin dergi hakkında benden iki isteği vardı. Biri dergide bana ait olan bir yazı, ikincisi görsellik. Görsellik için bir adım attık. İnşallah diğer isteğini de yerine getirebilirim, hayırlısı ile.
Bu arada dergimizin internet sayfası olmasına vesile olan ve siteyi hazırlayan kardeşim Cüneyt’e de, biraz geç kalmış olan teşekkürü bir borç bilirim. Şu anda asker ocağında olan kardeşime, Allah kolaylık versin, hayırlısı ile dönmeyi ona ve bütün kardeşlerime nasip etsin…. Allah’a emanet olun. Baki Selam
Not: Beşinci sayfadaki yazı biraz uzundu, hepsinin sığması için yazı karakterini küçültmek zorunda kaldım.
şehvar 1
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a, Selam, son peygamber’e ve O’nun sevdikleri üzerine olsun
Çocuğumuz nerede okursa okusun, şu bilgileri yavrularımıza ezberletelim, ezberleyelim:
Rabbimiz, Allah
Dinimiz, İslam
Kitabımız, Kur’an-ı Kerim
Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selem
Kıblemiz, Kabe
Adem (as.)in neslindeniz
İbrahim(as.)ın milletindeniz
Bütün insanlarla kardeşiz
Kalu bela’dan beri müslümanız. (‘kalu bela’ şuna derler ki, Allah bütün ruhları yarattı. Ve “ Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sordu. İman eden ruhlarda “kalu bela: dedi ki evet, (sen bizim Rabbimizsin)” dediler. İşte o günden beri Müslümanız.
Sözlerin en güzeline uyanlardanız.
İçini Hak için, dışını halk için süsleyenlerdeniz.
İtikatta, Ehlisünnet ve’l-cemaat meshebindeniz.
Kitabimiz, sözlerin en güzeli, kalbimizin kandili, aklımızın delili, gönlümüzün baharı, gözümüzün nuru, kulağımızın nağmesi, dilimizin zikri olan Kur’an-ı Kerimdir.
Bize öğütler veren, öğüdünü tutanların şanını yücelten, arkadan gelenlere doğru bir ün bırakan, dilimizin zikri Kur’an-ı Kerim.
Ana sütü gibi, okuyanın yaşına, kültürüne, anlayışına uygun gıdalar veren, her türlü derdine dermen olan Kur’an-ı Kerim.
Ve her çağın kitabı olan Kur’an-ı Kerim, bizim kitabımız, sizin kitabınız ve bütün insanlığın kitabıdır. Özetle: Hak’kın halka hitabı olan Kur’an-ı Kerim.
İslam beş şey üzerine kuruludur
1-Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, Hz. Mumahmed(s.a.v.) Efendimizin O’nun Peygaberi olduğuna şehadet etmek.
2-Namazı dosdoğru kılmak.
3-Oruç tutmak.
4-Zekat vermek.
5-Hacca gitmek.
İmanın şartı altıdır:
1-Allah’a iman
Allah vardır, birdir, eşi ve benzeri yoktur.
2-Meleklere iman
Melekler; yemeyen, içmeyen, erkek ve dişi olmayan, Allah’ın emrettiğini yerine getiren, nurdan yaratılmış varlıklardır. Cebrail, Mikail, İsrafil, ve Azrail (a.s) büyük meleklerdir.
3-Kitaplara iman
Allah’ın, peygamberlerine indirdiği yüz dört kitap vardır. Dördü büyük kitap, yüzü sahifedir. Dört büyük kitaptan Tevrat Hz. Musa (a.s)a, Zebur Hz. Davud (a.s)a, İncil Hz. İsa (a.s)a, Kur’an-ı Kerim Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)Efendimize indirildi. Yüz sahifenin on sahifesi Hz. Adem (a.s)a, elli sahife Hz. Şit (a.s)a, otuzu Hz. İdris (a.s)a, on sahife de Hz. İbrahim (a.s)a indirildi.
4-Peygamberlere iman
Allah Teala’nın, dinini kullarına bildirmek için görevlendirdiği insanlara peygamber denir. Peygamberlerin:
a-Sıdk: doğruluk
b-Emanet: güvenilirlik
c-Fetanet: kuvvetli bir akıl
d-İsmet: günahlardan korunmak.
e-Tebliğ: kendine gelen dini olduğu gibi tebliğ etme, sıtafları vardır.
5-Ahirete iman.
6-Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman. Mehmet Talü Hoca ile dini meselelerimiz bülteni
Dergimizin 17. sayısını Allah’ın izni ile hazırladım. Büyükler ve küçükler için, bilinmesi ve unutulmaması gereken faydalı konular seçmeye çalıştım. Rabbim hepimize öğrendiklerimizle amel etmeyi nasip etsin inşallah.
Dergimiz hakkında önerilerinizi her zaman iletebilirsiniz. Halamın oğlu Nuri ağabeymin dergi hakkında benden iki isteği vardı. Biri dergide bana ait olan bir yazı, ikincisi görsellik. Görsellik için bir adım attık. İnşallah diğer isteğini de yerine getirebilirim, hayırlısı ile.
Bu arada dergimizin internet sayfası olmasına vesile olan ve siteyi hazırlayan kardeşim Cüneyt’e de, biraz geç kalmış olan teşekkürü bir borç bilirim. Şu anda asker ocağında olan kardeşime, Allah kolaylık versin, hayırlısı ile dönmeyi ona ve bütün kardeşlerime nasip etsin…. Allah’a emanet olun. Baki Selam
Not: Beşinci sayfadaki yazı biraz uzundu, hepsinin sığması için yazı karakterini küçültmek zorunda kaldım.
şehvar 1
19 Haziran, 2007
selam
Dergimin yeni sayısı hazır sayılır. dağıtım işine başladığım da dergimizi internet'te okuya bilirsiniz. kısmet olursa çarçamba günü inşallah karşınız da olur
28 Nisan, 2007
26 Nisan, 2007
Kırlangıç
"kırlangıç kuşu havada, kalbim kırlangıç kuşu gibi olsa" Ben kırlangıç kuşunu severim. Bir yada iki gün önce idi onları düşündüm "ne zaman gelirler acaba" diye aklımdan geçmişti. Kırlangıç, en geç göç eden ve en erken giri dönen bir göçmen kuştur. Odamın penceresinden yada hava uygunsa balkondan onları seyretmek hoşuma gider. Kırlangıç'ın yanında karga ve martılarda olur ama onlar, kırlangıç gibi gitmezler, hep bizimledirler yaz, kış. Kırlangıç, gökyüzünde uçarken sanki meydan okur diyer kuşlara. Öyle hızlı ve atıkler ki, ben "gökyüzünün akrobatları" derim onlara. Hele bir yuvalarına girişleri var ki görülmeye değer. Öyle, hızla uçaken, bir pike yapıp o hızla yuvalarına giriyorlar. Genel olarak, balkon tavanının bir köşesine yaptıkları o küçüçük yuvalarını yıkmadan bu olayı nasıl yapabiliyorlar merak ediyorum. Merakımı gederebilmek için yakından görmek isterdim doğrusu.Kırlangıç kuşunu bir yere konmuş olarak göremessiniz, hep havadadırlar. Bunu fark ettiğimde merak ettim nedenini, meğerse kırlangıç'ın ayakları yürümeye ve sıçramaya elverişli değilmiş, sadece tutunmaya...
Neyse benim asıl söylemek istediğim şey, bugün onları gördüğümdü. Gelmişler. Akşam üzeri idi pencerenin önünde tespih çekiyordum. Gökyüzünde uçan iki kuş gördüm. Şaşırdım, bu şaşkınlığımın sebebi, hem kuşu kırlangıca benzetmiş olmamdandı, hemde ankarada gökyüzüne baktığınızda öyle uçuşan pek kuş göremezsiniz de ondandı. "Bu arada şöyle bir açıklama ihtiyacı oldu ben bir aydan fazladır ankarada ablamın yanındayım."
Hemen dürbünü aldım ve baktım, gerçekten tahminim doğruymuş. Kırlangıçlar gelmiş, çok sevindim. Gelmişler ve buradalar. Hoş geldiniz ve inşallah çabuk gitmezsiniz.
delikız
25 Nisan, 2007
Ne Kadar Masumsun
09 Nisan, 2007
-KIRKAMBAR-
1-) Avrupa’da labaratuarlarda yapılan araştırmaya göre Zemzem suyu diğer sulara göre çok daha az kükürt taşımaktadır.
2-) Yine aynı araştırmaya göre diğer sulara nazaran çok daha besleyicidir ve çok daha fazla mineral barındırmaktadır.
3-) Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldiği şu anki teknolojiye göre bile bilinemiyor. Yakınların da hiçbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklıkta. Bu şartlarda suyunu denizden veya başka bir kuyudan alması imkansız. Nasıl oluyor da yıllardır suyu bitmiyor, bunu kimse bilmiyor.
4-) Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını, susuzluğunu gidermek için içenin susuzluğunu giderir.
5-) Sadece 1,5 metre derinliğindeki ufacık bir kuyuda çıkan su, hac mevsimi boyunca milyonlarca hacının tüm su ihtiyacını karşılamaktadır ve hiçbir zaman ne azalma ne de kuruma göstermemektedir.
6-) Dünya Sağlık Örgütü (who)’nün raporlarına göre dünya’daki en içilebilir ve sağlıklı sulardan biri.
7-)amerikada yapılan test sonuçlarına göre dünyada içinde mikroorganızma ve bakteri bulundurmayan tek su zemzem suyudur.
Onun içinde ne var?
Çocuklarınız ne yiyor?
Biliyormusunuz?
Harribo, Marsmellow, Toffe ve marketlerden satın alınan diğer şekerlemeler, çikolatalar, dondurmalar, meyvalı meyvasız yoğurtlar, pastalar, kekler, sakızlar...
Peki, “Bunların içinde ne var?” diye hiç düşündünüz mü?
Maalesef bu ve benzeri gıda maddeleri, ekseriya, domuz ve benzeri hayvanların berilerinden, kemiklerinden, iç yağlarından, kıllarından, maya ve enzimlerinden üretilen katkı maddeleri ihtiva edebilmektedir
Halbuki, dinimizde bunların yenmesi haram kılınmıştır.
Peki siz Anne ve Babalar…!
Sorumlu insanlar olarak, bu maddeleri marketlerden satın almadan önce
Onun içinde ne var?
Sorusunu sorup araştırmak zorunda değil misiniz?
Yemekten hemen sonra şu 7 şeyi yapmaktan kaçınınız:
Yemek yedikten sonra ne yaptığınız sağlığınız için çok önemli.Uzmanlara göre, yemek yedikten sonra yapılması sakıncalı olan şeyler, zamanla sağlık problemlerine neden oluyor…
Yürümeyim:
İnsanlar çoğu zaman,yemeklerden sonra 100 adım yürümek 99 yaşına kadar yaşamanızı sağlar derler. Gerçekte bu doğru degildir. Yürümek sindirim sisteminin aldığımız gıdalardan besinlerin emilimini engeller.
Hemen uyumayın:
Aldığımız gıdalar yeterince sindirilemez. Bu durum bağırsağımızda gastrit ve enfeksiyona önderlik eder.
Banyo yapmayın:
Banyo yapmak ellerdeki, bacaklardaki ve vücuttaki kan akışını hızlandırır, böylece mide çevresindeki kan miktarı bu durumda azlır. Bu da midemizin sindirim sistemini zayıflatır.
Hemen meyve yemeyin:
Yemeklerin peşinden yenen meyveler midenin havayla davul gibi şişmesine neden olur.
Çay içmeyin:
Zira çay yaprakları yoğun asit içerir. Bu madde tükettiğimiz gıdalardaki proteinin hazmını zorlaştırır.
Kemerinizi gevşetmeyin:
Yemekten sonra kemeri gevşetmek kolaylıkla bağırsak düğümlenmesine ve tıkanmasına neden olur.
Sigara içmeyin:
Uzmanlarca yapılan deneyler, yemeklerden hemen sonra içilen bir sigaranın 10 sigaraya eşdeğer olduğunu kanıtlamıştır. Bu durumda kanser olma riski daha yüksektir. (bu bilgileri gıdaraporu comdan aldım)
şehvar6
2-) Yine aynı araştırmaya göre diğer sulara nazaran çok daha besleyicidir ve çok daha fazla mineral barındırmaktadır.
3-) Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldiği şu anki teknolojiye göre bile bilinemiyor. Yakınların da hiçbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklıkta. Bu şartlarda suyunu denizden veya başka bir kuyudan alması imkansız. Nasıl oluyor da yıllardır suyu bitmiyor, bunu kimse bilmiyor.
4-) Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını, susuzluğunu gidermek için içenin susuzluğunu giderir.
5-) Sadece 1,5 metre derinliğindeki ufacık bir kuyuda çıkan su, hac mevsimi boyunca milyonlarca hacının tüm su ihtiyacını karşılamaktadır ve hiçbir zaman ne azalma ne de kuruma göstermemektedir.
6-) Dünya Sağlık Örgütü (who)’nün raporlarına göre dünya’daki en içilebilir ve sağlıklı sulardan biri.
7-)amerikada yapılan test sonuçlarına göre dünyada içinde mikroorganızma ve bakteri bulundurmayan tek su zemzem suyudur.
Onun içinde ne var?
Çocuklarınız ne yiyor?
Biliyormusunuz?
Harribo, Marsmellow, Toffe ve marketlerden satın alınan diğer şekerlemeler, çikolatalar, dondurmalar, meyvalı meyvasız yoğurtlar, pastalar, kekler, sakızlar...
Peki, “Bunların içinde ne var?” diye hiç düşündünüz mü?
Maalesef bu ve benzeri gıda maddeleri, ekseriya, domuz ve benzeri hayvanların berilerinden, kemiklerinden, iç yağlarından, kıllarından, maya ve enzimlerinden üretilen katkı maddeleri ihtiva edebilmektedir
Halbuki, dinimizde bunların yenmesi haram kılınmıştır.
Peki siz Anne ve Babalar…!
Sorumlu insanlar olarak, bu maddeleri marketlerden satın almadan önce
Onun içinde ne var?
Sorusunu sorup araştırmak zorunda değil misiniz?
Yemekten hemen sonra şu 7 şeyi yapmaktan kaçınınız:
Yemek yedikten sonra ne yaptığınız sağlığınız için çok önemli.Uzmanlara göre, yemek yedikten sonra yapılması sakıncalı olan şeyler, zamanla sağlık problemlerine neden oluyor…
Yürümeyim:
İnsanlar çoğu zaman,yemeklerden sonra 100 adım yürümek 99 yaşına kadar yaşamanızı sağlar derler. Gerçekte bu doğru degildir. Yürümek sindirim sisteminin aldığımız gıdalardan besinlerin emilimini engeller.
Hemen uyumayın:
Aldığımız gıdalar yeterince sindirilemez. Bu durum bağırsağımızda gastrit ve enfeksiyona önderlik eder.
Banyo yapmayın:
Banyo yapmak ellerdeki, bacaklardaki ve vücuttaki kan akışını hızlandırır, böylece mide çevresindeki kan miktarı bu durumda azlır. Bu da midemizin sindirim sistemini zayıflatır.
Hemen meyve yemeyin:
Yemeklerin peşinden yenen meyveler midenin havayla davul gibi şişmesine neden olur.
Çay içmeyin:
Zira çay yaprakları yoğun asit içerir. Bu madde tükettiğimiz gıdalardaki proteinin hazmını zorlaştırır.
Kemerinizi gevşetmeyin:
Yemekten sonra kemeri gevşetmek kolaylıkla bağırsak düğümlenmesine ve tıkanmasına neden olur.
Sigara içmeyin:
Uzmanlarca yapılan deneyler, yemeklerden hemen sonra içilen bir sigaranın 10 sigaraya eşdeğer olduğunu kanıtlamıştır. Bu durumda kanser olma riski daha yüksektir. (bu bilgileri gıdaraporu comdan aldım)
şehvar6
Mehmet Talü/Milligazete
Mevlid Gecesi
Mevlid Gecesi, bütün İslam aleminin mukaddes kabul edip ihya ettiği en mübarek gecelerden biridir. Yüce Yaratıcının insanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi, İlahi vahyin son ve tamamlayıcı halkası Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) efendimizin ALLAH’tan getirdiği ilahi daveti, sünnetini ve örnek ahlakını anlamak, O’na duyulan derin sevgiyi gönüllerden sözlere ve toplumsal bilince aktarmak amacıyla asırlardır Müslümanlar O’nun dünyaya gelişini Mevlid Kandili olarak kutlamaktadır.
Mevlid Kutlanması Bir Bid’at-i seyyie Değildir
Bazı bozuk fırkalar ve onların mensupları Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin doğum yıldönümünün kutlanmasını kötü bir bid’at olarak görüyor ve bu kutlamayı yapanları kınıyor. Bu kötüleme ve kınamalar yersizdir. Süyûti, İbn-i Hacer el-Askalani ve İbn-i Hacer el-Heytemi gibi büyük din alimleri ve daha nice ulema ve fukaha, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doğumunun kutlanmasını güzel bir yenilik olarak görmüşler ve tahsin etmişlerdir.
Mevlid kelimesi, “doğum, doğum yeri ve doğum vakti” gibi anlamlara gelir. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) efendimizin doğumunu anlatmak için kullanılan “mevlid-i nebi” Türkçemiz’de kısaca mevlid kandili olarak anılır. Mevlid törenleri İslam dünyasında yaygınlık kazanarak günümüze kadar devam etmiştir. Esasen Resulullah (S.A.V.) efendimizin doğum yıldönümünü kutlama maksadıyla başlayan mevlid töreni giderek, Kadir, Mirac, Regaib ve Berat gecelerinde veya sünnet, evlenme, ölüm, deprem gibi önemli olaylar vesilesiyle yapılmaya başlanmış ve toplumsal geleneğimizde yer alan önemli bir dini-kültürel öğe olmuştur.
Osmanlılar döneminde mevlid törenine ayrı bir önemin verildiği bilinmektedir. Osmanlı’nın ileri döneminde Mevlid Alayı diye anılan görkemli törenlerde şeyhülislam, vezirler ve diğer askeri ve mülki erkan, büyük müderrisler, belli bir düzen içinde rebiülevvel ayının on ikisinde Sultan Ahmed Camii’nde yerlerini alırlardı. Padişahın gelmesinden sonra vaazlar verilir, mevlidhanlar tarafından Süleyman Çelebi’nin yazdığı mevlid okunur ve bu esnada Medine’den getirilmiş olan hurmalar camide bulunanlara ikram edilirdi.
Edebiyatımızda Peygamberimiz’in doğum günü olan bu kutlu günü anlatan birçok eser yazılmıştır. Bunlar içinde Süleyman Çelebi’nin yazdığı mevlid, Osmanlı’dan beri halen ülkemizde değişik vesilelerle coşkuyla, bir ayin atmosferi içerisinde okunmakta ve dinlenmektedir.
Mevlid okuma ve okutmanın bid‘at olduğu şeklinde birtakım iddialar gündeme getirilmiştir. Bid‘at, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz zamanında olmayan “dinî” mahiyetli bir hususun sonradan dine sokuşturulması, dinden sayılması olarak tarif edilir. Mevlid okuma ve okutmanın bid‘at olarak nitelendirilebilmesi için ona, “Ölünün kırkıncı gününde veya sene-i devriyesinde mevlid okutmak gereklidir” demek gibi dini bir gereklilik veya ibadet şeklinde bir muhteva yüklenmesi gerekir. Mevlid okumanın gerekli, vacip veya mendup olduğu iddia edilmediğine, en fazla bunun hoş ve güzel bir gelenek olduğu bilinip kabul edildiğine göre bunun bid‘at olarak değerlendirilip, insanların kafasına kuşku sokmak son derece yanlıştır. “Mevlid okunacağına hatim okunsa, Kur’an-ı Kerim’den bir bölüm okunsa daha sevap ve daha faziletli olmaz mı?” şeklindeki bir itiraz da yersizdir. Kur’an-ı Kerim okumak, namaz kılmak daha sevap ve faziletli bir davranıştır, ama burada mesele sadece sevap meselesi değildir. Mevlid, toplumsal bir coşkunun, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin sevgisinin ve ona bağlılığın üst düzeyde edebi ve estetik olarak hissedilmesi, yaşanması ve dışa vurulması de- mektir. Kur’an-ı Kerim okumakla mevlid okumayı birbiriyle mukayese etmek veya birini diğerine alternatif göstermek yerine ikisini ayrı ayrı ve her birini kendi yeri ve amacı doğrultusunda değerlendirmek ve yaşatmak daha doğru olur.
Burada hatırlanması ve hatırlatılması gereken önemli bir husus vardır; o da, mevlid gibi dini eğitim ve coşkuyu içeren sosyal ve geleneksel törelerin asli ibadetlerin yerine geçmediği, bu tür sosyal ödevlerin kişileri üzerlerine bizzat gerekli olan namaz, oruç, Kur’ an okuma, infak ve yardım gibi dini yükümlülüklerden muaf tutmadığı hususudur. Ancak günümüzde, özellikle de toplumumuzun dini konularda sağlıklı ve doğru şekilde bilgilendirilmemiş kesimlerinde mevlid, türbe ziyareti, Kur’an-ı Kerim okutma, mübarek gün ve gecelerde dini törenlere katılma gibi daha çok şekille ilgili dindarlığın hayli rağbet gördüğü ve bunun giderek dini vecibelerin yerini aldığı da üzülerek müşahede edilen bir gerçektir. Halbuki bütün bunlar, özde yakalanan ve yaşatılan dindarlığı ve gerçek dini vecibeleri güzelleştiren ve kolaylaştıran tali ve şekli katkılar olarak tanımlamalı ve bilmelidir.
Ancak bu kutlamalarda İslamın ruhuna ve Şeriat-ı Ahmediy’yeye aykırı haller ve şeyler olmamalıdır. Mesela:
1-Kadın erkek karışık olarak Mevlid kutlaması yapılmamalıdır.
2-Kur’an-ı Kerim kıraati ve mevlid kasideleri birtakım cerrarlar tarafından tarifeye bağlı şekilde ücretli okunmamalıdır.
Zamanımızda dehşetli bir dinden uzaklaşma, irtibat cereyanı vardır. Mevlid törenleri halkı ve gençliği Peygambere ve dine yak-laştırmak için güzel ir vesiledir. Yeter ki, Mevlid bezirganlığa alet edilmesin, ruhsuz ve basmakalıp bir şekilde kutlanmasın, törene katılanlar coşturulsun, heyecanlandırılsın, gönüller harekete geçirilsin.
Şehvar 4
Mevlid Gecesi, bütün İslam aleminin mukaddes kabul edip ihya ettiği en mübarek gecelerden biridir. Yüce Yaratıcının insanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi, İlahi vahyin son ve tamamlayıcı halkası Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) efendimizin ALLAH’tan getirdiği ilahi daveti, sünnetini ve örnek ahlakını anlamak, O’na duyulan derin sevgiyi gönüllerden sözlere ve toplumsal bilince aktarmak amacıyla asırlardır Müslümanlar O’nun dünyaya gelişini Mevlid Kandili olarak kutlamaktadır.
Mevlid Kutlanması Bir Bid’at-i seyyie Değildir
Bazı bozuk fırkalar ve onların mensupları Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin doğum yıldönümünün kutlanmasını kötü bir bid’at olarak görüyor ve bu kutlamayı yapanları kınıyor. Bu kötüleme ve kınamalar yersizdir. Süyûti, İbn-i Hacer el-Askalani ve İbn-i Hacer el-Heytemi gibi büyük din alimleri ve daha nice ulema ve fukaha, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doğumunun kutlanmasını güzel bir yenilik olarak görmüşler ve tahsin etmişlerdir.
Mevlid kelimesi, “doğum, doğum yeri ve doğum vakti” gibi anlamlara gelir. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) efendimizin doğumunu anlatmak için kullanılan “mevlid-i nebi” Türkçemiz’de kısaca mevlid kandili olarak anılır. Mevlid törenleri İslam dünyasında yaygınlık kazanarak günümüze kadar devam etmiştir. Esasen Resulullah (S.A.V.) efendimizin doğum yıldönümünü kutlama maksadıyla başlayan mevlid töreni giderek, Kadir, Mirac, Regaib ve Berat gecelerinde veya sünnet, evlenme, ölüm, deprem gibi önemli olaylar vesilesiyle yapılmaya başlanmış ve toplumsal geleneğimizde yer alan önemli bir dini-kültürel öğe olmuştur.
Osmanlılar döneminde mevlid törenine ayrı bir önemin verildiği bilinmektedir. Osmanlı’nın ileri döneminde Mevlid Alayı diye anılan görkemli törenlerde şeyhülislam, vezirler ve diğer askeri ve mülki erkan, büyük müderrisler, belli bir düzen içinde rebiülevvel ayının on ikisinde Sultan Ahmed Camii’nde yerlerini alırlardı. Padişahın gelmesinden sonra vaazlar verilir, mevlidhanlar tarafından Süleyman Çelebi’nin yazdığı mevlid okunur ve bu esnada Medine’den getirilmiş olan hurmalar camide bulunanlara ikram edilirdi.
Edebiyatımızda Peygamberimiz’in doğum günü olan bu kutlu günü anlatan birçok eser yazılmıştır. Bunlar içinde Süleyman Çelebi’nin yazdığı mevlid, Osmanlı’dan beri halen ülkemizde değişik vesilelerle coşkuyla, bir ayin atmosferi içerisinde okunmakta ve dinlenmektedir.
Mevlid okuma ve okutmanın bid‘at olduğu şeklinde birtakım iddialar gündeme getirilmiştir. Bid‘at, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz zamanında olmayan “dinî” mahiyetli bir hususun sonradan dine sokuşturulması, dinden sayılması olarak tarif edilir. Mevlid okuma ve okutmanın bid‘at olarak nitelendirilebilmesi için ona, “Ölünün kırkıncı gününde veya sene-i devriyesinde mevlid okutmak gereklidir” demek gibi dini bir gereklilik veya ibadet şeklinde bir muhteva yüklenmesi gerekir. Mevlid okumanın gerekli, vacip veya mendup olduğu iddia edilmediğine, en fazla bunun hoş ve güzel bir gelenek olduğu bilinip kabul edildiğine göre bunun bid‘at olarak değerlendirilip, insanların kafasına kuşku sokmak son derece yanlıştır. “Mevlid okunacağına hatim okunsa, Kur’an-ı Kerim’den bir bölüm okunsa daha sevap ve daha faziletli olmaz mı?” şeklindeki bir itiraz da yersizdir. Kur’an-ı Kerim okumak, namaz kılmak daha sevap ve faziletli bir davranıştır, ama burada mesele sadece sevap meselesi değildir. Mevlid, toplumsal bir coşkunun, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin sevgisinin ve ona bağlılığın üst düzeyde edebi ve estetik olarak hissedilmesi, yaşanması ve dışa vurulması de- mektir. Kur’an-ı Kerim okumakla mevlid okumayı birbiriyle mukayese etmek veya birini diğerine alternatif göstermek yerine ikisini ayrı ayrı ve her birini kendi yeri ve amacı doğrultusunda değerlendirmek ve yaşatmak daha doğru olur.
Burada hatırlanması ve hatırlatılması gereken önemli bir husus vardır; o da, mevlid gibi dini eğitim ve coşkuyu içeren sosyal ve geleneksel törelerin asli ibadetlerin yerine geçmediği, bu tür sosyal ödevlerin kişileri üzerlerine bizzat gerekli olan namaz, oruç, Kur’ an okuma, infak ve yardım gibi dini yükümlülüklerden muaf tutmadığı hususudur. Ancak günümüzde, özellikle de toplumumuzun dini konularda sağlıklı ve doğru şekilde bilgilendirilmemiş kesimlerinde mevlid, türbe ziyareti, Kur’an-ı Kerim okutma, mübarek gün ve gecelerde dini törenlere katılma gibi daha çok şekille ilgili dindarlığın hayli rağbet gördüğü ve bunun giderek dini vecibelerin yerini aldığı da üzülerek müşahede edilen bir gerçektir. Halbuki bütün bunlar, özde yakalanan ve yaşatılan dindarlığı ve gerçek dini vecibeleri güzelleştiren ve kolaylaştıran tali ve şekli katkılar olarak tanımlamalı ve bilmelidir.
Ancak bu kutlamalarda İslamın ruhuna ve Şeriat-ı Ahmediy’yeye aykırı haller ve şeyler olmamalıdır. Mesela:
1-Kadın erkek karışık olarak Mevlid kutlaması yapılmamalıdır.
2-Kur’an-ı Kerim kıraati ve mevlid kasideleri birtakım cerrarlar tarafından tarifeye bağlı şekilde ücretli okunmamalıdır.
Zamanımızda dehşetli bir dinden uzaklaşma, irtibat cereyanı vardır. Mevlid törenleri halkı ve gençliği Peygambere ve dine yak-laştırmak için güzel ir vesiledir. Yeter ki, Mevlid bezirganlığa alet edilmesin, ruhsuz ve basmakalıp bir şekilde kutlanmasın, törene katılanlar coşturulsun, heyecanlandırılsın, gönüller harekete geçirilsin.
Şehvar 4
İşte Şehvar'ın 16. sayısı
Bismillahirrahmanirrahim
Hamd, alemlerin Rab’bine, selam, son Peygamber’in ve diğerlerin üzerine olsun
Esselatüvesselamüaleyke* ya Resulallah**
Esselatüvesselamüaleyke ya Habiballah***
Esselatüvesselamüaleyke ya Seyyidel evveline vel ahirin****
*Allah’ın rahmeti, hidayet bereket ve ihsanı, selam ve senası senin üzerine olsun. Seni bütün felaketlerden selamet buldursun.
**ey Allah’ın Resulu
***ey Allah’ın sevgilisi
****ey evvelin ve sonranın efendisi
...Marta bakan biliyordu geleceğini
Nisana bakan görüyordu alaca renklerini
Kızıl ve yeşil seherini
Mayısa bakan buldu seni
Ve bir bahar günü doğdun sen
Sana Leyla dedim Suna dedim şiirlerde şarkılarda
Gerçek adın bir fısıltı gibi kaldı ağızlarda dudaklarda
Çatlar yüreğim bir nar gibi o sırrı anar da
Avunurum doğumundan gelen muştulu armağanlarla
Melekler gökten geldi armağanlarla
Ve bir bahar günü doğdun sen
Bir bahar günü doğdun sen
Baharın ta kendisi oldun sen…/Sezai Karakoç
Esselamü aleyküm sevgili dostlar, dergimin bu sayısında sizlere Ankara’dan ablamın yanından sesleniyorum. Bu sayıyı Peygamber Efendimize (as); onun doğumuna ve bu esnada vuku bulan olaylara ayırdım. aslında iste-ğim Mevlid kandilinden önce dergiyi siz sevgili okuyucularıma ulaştıra bilmekti. Kısmet böyleymiş her işte bir hayır vardır deyip, vaktin geçmiş olmasına rağmen bu güzel hayatı tekrar hatırlamak ve hatırlatmak istedim. Baki Selam
şehvar 1
Hamd, alemlerin Rab’bine, selam, son Peygamber’in ve diğerlerin üzerine olsun
Esselatüvesselamüaleyke* ya Resulallah**
Esselatüvesselamüaleyke ya Habiballah***
Esselatüvesselamüaleyke ya Seyyidel evveline vel ahirin****
*Allah’ın rahmeti, hidayet bereket ve ihsanı, selam ve senası senin üzerine olsun. Seni bütün felaketlerden selamet buldursun.
**ey Allah’ın Resulu
***ey Allah’ın sevgilisi
****ey evvelin ve sonranın efendisi
...Marta bakan biliyordu geleceğini
Nisana bakan görüyordu alaca renklerini
Kızıl ve yeşil seherini
Mayısa bakan buldu seni
Ve bir bahar günü doğdun sen
Sana Leyla dedim Suna dedim şiirlerde şarkılarda
Gerçek adın bir fısıltı gibi kaldı ağızlarda dudaklarda
Çatlar yüreğim bir nar gibi o sırrı anar da
Avunurum doğumundan gelen muştulu armağanlarla
Melekler gökten geldi armağanlarla
Ve bir bahar günü doğdun sen
Bir bahar günü doğdun sen
Baharın ta kendisi oldun sen…/Sezai Karakoç
Esselamü aleyküm sevgili dostlar, dergimin bu sayısında sizlere Ankara’dan ablamın yanından sesleniyorum. Bu sayıyı Peygamber Efendimize (as); onun doğumuna ve bu esnada vuku bulan olaylara ayırdım. aslında iste-ğim Mevlid kandilinden önce dergiyi siz sevgili okuyucularıma ulaştıra bilmekti. Kısmet böyleymiş her işte bir hayır vardır deyip, vaktin geçmiş olmasına rağmen bu güzel hayatı tekrar hatırlamak ve hatırlatmak istedim. Baki Selam
şehvar 1
06 Nisan, 2007
Elhamdulillah
Şehvarın 16. sayısı biraz zorda olsa çıktı. bilirsiniz işte, bazen terslikler insanın yakasını bırakmaz. yapmak istediğiniz işte sürekli engeller çıkar önünüze. buda yapmaya çalıştığınız işin sürekli gecikmesine neden olur, siz böyle olmasını hiç istemediğiniz halde. ama biz, inanan kişiler, başımıza gelen her işte bir hayır olduğunu bilir, öyle inanırız ve tevekkül ederiz. şu ayeti kerimeyi aklımızda tutmaya çalışarak "hayır sandığınız da şer, şer bildiğiniz de hayır olabilir Allah bilir siz bilemessiniz" işimize bakarız.
dergimin bu sayısını ankara hazırladım. mutad olan, istanbulda hazırlanıp oradan ankaranın yolunu tutmaktı ama bu sefer tam tersi oldu, gurbetten sılaya gitti şehvar. ankaradaki dostlarımız heralde bu sözüme kızmazlar. derginin bu sayısında yazıları peygamber efendimiz as. anlatan yazılardan seçtin. doğumundan önce ve sonra vuku bunun olaylardan söz eden yazılar ve kişiler var bu sayıda.
O'nu bu vesile ile bir kes daha anmamı saylayan Allah'a ne kadar şükretsem azdır.
delikız
dergimin bu sayısını ankara hazırladım. mutad olan, istanbulda hazırlanıp oradan ankaranın yolunu tutmaktı ama bu sefer tam tersi oldu, gurbetten sılaya gitti şehvar. ankaradaki dostlarımız heralde bu sözüme kızmazlar. derginin bu sayısında yazıları peygamber efendimiz as. anlatan yazılardan seçtin. doğumundan önce ve sonra vuku bunun olaylardan söz eden yazılar ve kişiler var bu sayıda.
O'nu bu vesile ile bir kes daha anmamı saylayan Allah'a ne kadar şükretsem azdır.
delikız
29 Mart, 2007
kısmet
dergimin 16. sayısını, kainata teşrifinin 1436. yıl dönümünü kutlayacağımız, peygamber efendimiz as. doğum günü olarak bilinen mevlid kandiline denk gelen 30 mart cuma gününe yetiştirmeyi çok istedim ama kısmet olmadı. inşallah kutlu doğum haftasına yetişir. dua edin diyecem ama kim bu yazıyı okuyacakta dua edecek. dergi konusunda gayret sadece bendenmi?acaba
delikız
delikız
12 Mart, 2007
Hayatı Anlamak
Hep sevda vardır insanlarda
Kiminde paraya, kiminde arabaya,
Kiminde ise başarıya
Sevda dedik yanıldık,
Zaafların peşinde koşmalara.
Mübarek davalara duyulan,
Bağlılıktır, doğruluktur sevda.
Yanılmamak ve yanıltmamak,
Sapıtmamak ve saptırmamak.
Hayatı adamca yaşamaktır sevda,
Karanlıkları yıtmaktır,
Ve ulaşmaktır Nur'a.
Rıdvan Murat Kara
Kiminde paraya, kiminde arabaya,
Kiminde ise başarıya
Sevda dedik yanıldık,
Zaafların peşinde koşmalara.
Mübarek davalara duyulan,
Bağlılıktır, doğruluktur sevda.
Yanılmamak ve yanıltmamak,
Sapıtmamak ve saptırmamak.
Hayatı adamca yaşamaktır sevda,
Karanlıkları yıtmaktır,
Ve ulaşmaktır Nur'a.
Rıdvan Murat Kara
18 Şubat, 2007
Kuss Bin Saide'nin Hutbesi
Ey insanlar!
Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz! İbret alınız!
Yaşayan ölür, ölen fena bulur.
Olacak neyse olur.
Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, annelerinin ve babalarının yerini alır.
Derken hepsi ölüp gider.
Hâdiselerin ardı arası kesilmez.
Hepsi birbirini kovalar.
Kulak tutunuz, dikkat kesiliniz; gökte haber, yerde ibret alınacak şeyler var.
Yeryüzü bir büyük divan, gökyüzü bir yüksek tavan.
Yıldızlar yürür, denizler durur.
Gelen kalmaz, giden gelmez.
Acaba vardıkları yerden hoşnud olup da mı kalıyorlar?
Yoksa orada kalıp da uykuya mı dalıyorlar?
Yemin ederim, yemin ederim ki,
Allah'ın indinde bir din vardır ki, şimdi içinde bulunduğunuz dinden daha sevgilidir.
Ve Allah'ın gelecek bir peygamberi vardır ki, gelmesi pek yakındır.
Gölgesi başınızın üstüne geldi.
Ne mutlu o kimseye ki, ona iman eder; O da kendisine hidayet eyleye!
Yazıklar olsun Ona isyan ve muhalefet edecek bedbahta!
Ey İnsanlar!
Hani ya babalar, dedeler, atalar?
Nerede soy sop?
Hani o süslü saraylar ve mermer binâlar yükselten Ad ve Semûd kavimleri?
Hani ya, dünya varlığından gururlanıp da kavmine, 'Ben sizin en büyük Rabbiniz değil miyim?' diyen Firavun'la Nemrud?"
Onlar, zenginlikçe, kuvvet ve kudretçe sizden çok daha üstün idiler.
Ne oldular?
Bu yer onları, değirmeninde öğüttü, toz etti, dağıttı.
Kemikleri bile çürüyüp dağıldı.
Evleri yıkılıp ıssız kaldı.
Yerlerini, yurtlarını şimdi köpekler şenlendiriyor?
Sakın, onlar gibi gaflete düşmeyin!
Onların yolundan gitmeyin!
Herşey fanidir.
Baki olan ancak Allah'dır.
Ki O, birdir, şerîki ve nazîri yoktur.
İbadet edilecek ancak O'dur, doğmamış ve doğurmamıştır.
Evvel gelip geçenlerde, bize ibret alacak şey çoktur.
Ölüm bir ırmaktır.
Girecek yerleri çok, ama, çıkacak yeri yoktur.
Büyük, küçük hep göçüp gidiyor.
Giden geri gelmiyor.
Kat'i bildim ki, herkese olan, size ve bana da olacaktır.
Ben Allah'a güveniyorum.
delikız
Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz! İbret alınız!
Yaşayan ölür, ölen fena bulur.
Olacak neyse olur.
Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, annelerinin ve babalarının yerini alır.
Derken hepsi ölüp gider.
Hâdiselerin ardı arası kesilmez.
Hepsi birbirini kovalar.
Kulak tutunuz, dikkat kesiliniz; gökte haber, yerde ibret alınacak şeyler var.
Yeryüzü bir büyük divan, gökyüzü bir yüksek tavan.
Yıldızlar yürür, denizler durur.
Gelen kalmaz, giden gelmez.
Acaba vardıkları yerden hoşnud olup da mı kalıyorlar?
Yoksa orada kalıp da uykuya mı dalıyorlar?
Yemin ederim, yemin ederim ki,
Allah'ın indinde bir din vardır ki, şimdi içinde bulunduğunuz dinden daha sevgilidir.
Ve Allah'ın gelecek bir peygamberi vardır ki, gelmesi pek yakındır.
Gölgesi başınızın üstüne geldi.
Ne mutlu o kimseye ki, ona iman eder; O da kendisine hidayet eyleye!
Yazıklar olsun Ona isyan ve muhalefet edecek bedbahta!
Ey İnsanlar!
Hani ya babalar, dedeler, atalar?
Nerede soy sop?
Hani o süslü saraylar ve mermer binâlar yükselten Ad ve Semûd kavimleri?
Hani ya, dünya varlığından gururlanıp da kavmine, 'Ben sizin en büyük Rabbiniz değil miyim?' diyen Firavun'la Nemrud?"
Onlar, zenginlikçe, kuvvet ve kudretçe sizden çok daha üstün idiler.
Ne oldular?
Bu yer onları, değirmeninde öğüttü, toz etti, dağıttı.
Kemikleri bile çürüyüp dağıldı.
Evleri yıkılıp ıssız kaldı.
Yerlerini, yurtlarını şimdi köpekler şenlendiriyor?
Sakın, onlar gibi gaflete düşmeyin!
Onların yolundan gitmeyin!
Herşey fanidir.
Baki olan ancak Allah'dır.
Ki O, birdir, şerîki ve nazîri yoktur.
İbadet edilecek ancak O'dur, doğmamış ve doğurmamıştır.
Evvel gelip geçenlerde, bize ibret alacak şey çoktur.
Ölüm bir ırmaktır.
Girecek yerleri çok, ama, çıkacak yeri yoktur.
Büyük, küçük hep göçüp gidiyor.
Giden geri gelmiyor.
Kat'i bildim ki, herkese olan, size ve bana da olacaktır.
Ben Allah'a güveniyorum.
delikız
03 Şubat, 2007
Şükür Kavuşturana
Kaç gündür siteme giremiyorum. Anlamadım sorun ne, neyse ki cüneyt buradaydı da yardım etti sağolsun. Cüneyt olmasaydı ben bir daha asla giriş yapamıyacaktım ve şehvarın sanal alemi belkide sona erecekti. Biraz fazlaca dramatize ettim galiba, ama gerçekten de öyle olacaktı. Dergimi sevdiğim kadar burayıda sevdim. Gerçi dergiyle daha iyi bir kıtlem var belki ama olsun. Burasıda benim biraz daha kendi kendime olduğum, istediğimi istediğim anda yapabildiğim bir yer( burada aklına geleni hemen yazıp yayınlıyorsun rahat yani)günlüğüm gibi. Günlük tutmayı severim. Belki bir gün günlüğüme yazdıklarımdan bir şeylerde yazarım. Tabi şöyle uygun bir şeyler. Nuri abim geçenlerde buradaydı bana dedi ki "dergi de artık senin yazılarına görmek istiyoruz" böylece onun isteğinide yerine getirmiş olurum. Gerçi onun internetle arası hiç yokmuş.
Bu arada Teyzemin kızı Ayşe'nin eşi trafık kazası geçirdi, durumu ağır.Allah Yardımcısı olsun hayırlı şifa versin. Eşine çocuklarına annesine kardeşlerine sevdiklerine ve gençliğine bağışlasın. Dualarımız onun içinde artık.
delikız
Bu arada Teyzemin kızı Ayşe'nin eşi trafık kazası geçirdi, durumu ağır.Allah Yardımcısı olsun hayırlı şifa versin. Eşine çocuklarına annesine kardeşlerine sevdiklerine ve gençliğine bağışlasın. Dualarımız onun içinde artık.
delikız
21 Ocak, 2007
Kırkambar
Bunları Biliyormusunuz?
Bir karınca kendi ağırlığının elli katı ağırlığı kaldırabilir.
Niagara Şelâleleri’nden saniyede 63 milyon litre su akmaktadır.
Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.
Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.
Eşeklerin göz konumu öyledir ki, her zaman dört ayaklarını da görebilirler.
Yetişkin bir insan günde ortalama 23 bin kez nefes alır.
Yeni Zelanda, dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülkedir.
Bir bal arısı, bir çorba kaşığı bal yapabilmek için 4200 çiçeğe konar.
600 tane bitki cinsi et yer.
Ne? Neden? Niçin?
Atlar nasıl ayakta uyuya biliyorlar?
Amerikan kovboy filmlerinde, atların geceleri kamplarda veya gündüz daima ayakta, binilmeye hazır vaziyette durduklarını seyrederiz. Doğrudur, atlar nadiren yatarlar, genellikle hasta oldukları veya doğum yapacakları zaman. Atlar günlerce, hatta haftalarca yere yatmadan ayakta durabilirler ve yol gidebilirler. Ayakta dururken dizlerini kilitlemeleri ve uyumaları mümkündür. Siz bunu denerseniz, beyninizin üstüne düşmeniz kesindir. Bilim insanları, atların ayakta iken daha rahat olduklarını ve daha az enerji sarf ettiklerini söylüyorlar. Çünkü atın vücudu bir hayli büyüktür ve yatarken nefes almasında iç organları kimi güçlüklere yol açar.
Yeşil ot yiyen ineklerin sütleri niçin beyazdır?
Hayvanların yedikleri gıdaların renklerinin, neresinden çıkarsa çıksın, çıkan şeyin rengi ile bir alakası yoktur. Buna en iyi örnek inektir. Bir ineğin en çok yediği yeşil renkli otlardır. Bu otlar ineğin dört odalı midesinde çözülür ve moleküllere ayrılır, moleküllerin ise renkleri yoktur. Sütün renginin beyaz olmasının nedeni içinde çözünmüş halde bulunan kalsiyum kasinat (case-inate)tır.
Bitkilerle Tedavi Yöntemleri\3
Ihlamur
Türü: AğaçHastalık: StresTedavi: Kaynatılıp içilir, yada içilen suya katılır. Yan Tesiri: Aşırı miktarda ıhlamur uzun süre kullanılırsa kalbe zarar verir. Bazılarında bahar nezlesi yapar. Oğul otu ile beraber kullanılır. Bahar nezlesi içinde balla karıştırılıp yenir.Önemli Notlar: Grip ve öksürüğe yaprağı da çiçeği de fayda verir.İçindekiler:Uçucu yağ, Tanen, Şeker, Glikozit (terletici), Saponin, Hesperiddin(Sarı boya), C-P vitaminleri, Kadın-Erkek hormonları, Sakkaroz, Glikoz, Tanen, Reçine, Enzimler, Tatrikasit Tuzu.
Böğürtlen
Türü: MeyveHastalık: Soğuk algınlığıTedavi: Böğürtlen yaprağı, biberiye, nane kaynatılıp balla tatlandırılarak içilmeye devam edilir.Yan Tesiri: Kabızlığa meyyal olanlar yaprağından yapılan çaylardan kaçınmalılar.Önemli Notlar: Ağaç Çileği, Kızamık, Kür, Tilki Üzümü olarak da bilinir. Böğürtlen kanı temizleyen bir bitkidir. En fazla anti-toksidan içiren meyvedir. Kanserojen maddeleri etkisiz hale getirir.İçindekiler: Elma asidi, Limon asidi, Flavon, C vitamini, Uçan yağ, Mineraller, Vitaminler
Kuşburnu
Türü: MeyveHastalık: GripTedavi: Kuşburnunda bol miktarda C vitamini olduğu için, vucudun direncini arttırır. Vucudu soğuktan mütevellid rahatsızlıklara karşı korur. Kaynatılıp balla tatlandırılarak birer su bardağı içilir.
Bunları biliyormusunuz, dışındaki bilgiler Milligazeten alınmıştır.
Bir karınca kendi ağırlığının elli katı ağırlığı kaldırabilir.
Niagara Şelâleleri’nden saniyede 63 milyon litre su akmaktadır.
Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.
Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.
Eşeklerin göz konumu öyledir ki, her zaman dört ayaklarını da görebilirler.
Yetişkin bir insan günde ortalama 23 bin kez nefes alır.
Yeni Zelanda, dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülkedir.
Bir bal arısı, bir çorba kaşığı bal yapabilmek için 4200 çiçeğe konar.
600 tane bitki cinsi et yer.
Ne? Neden? Niçin?
Atlar nasıl ayakta uyuya biliyorlar?
Amerikan kovboy filmlerinde, atların geceleri kamplarda veya gündüz daima ayakta, binilmeye hazır vaziyette durduklarını seyrederiz. Doğrudur, atlar nadiren yatarlar, genellikle hasta oldukları veya doğum yapacakları zaman. Atlar günlerce, hatta haftalarca yere yatmadan ayakta durabilirler ve yol gidebilirler. Ayakta dururken dizlerini kilitlemeleri ve uyumaları mümkündür. Siz bunu denerseniz, beyninizin üstüne düşmeniz kesindir. Bilim insanları, atların ayakta iken daha rahat olduklarını ve daha az enerji sarf ettiklerini söylüyorlar. Çünkü atın vücudu bir hayli büyüktür ve yatarken nefes almasında iç organları kimi güçlüklere yol açar.
Yeşil ot yiyen ineklerin sütleri niçin beyazdır?
Hayvanların yedikleri gıdaların renklerinin, neresinden çıkarsa çıksın, çıkan şeyin rengi ile bir alakası yoktur. Buna en iyi örnek inektir. Bir ineğin en çok yediği yeşil renkli otlardır. Bu otlar ineğin dört odalı midesinde çözülür ve moleküllere ayrılır, moleküllerin ise renkleri yoktur. Sütün renginin beyaz olmasının nedeni içinde çözünmüş halde bulunan kalsiyum kasinat (case-inate)tır.
Bitkilerle Tedavi Yöntemleri\3
Ihlamur
Türü: AğaçHastalık: StresTedavi: Kaynatılıp içilir, yada içilen suya katılır. Yan Tesiri: Aşırı miktarda ıhlamur uzun süre kullanılırsa kalbe zarar verir. Bazılarında bahar nezlesi yapar. Oğul otu ile beraber kullanılır. Bahar nezlesi içinde balla karıştırılıp yenir.Önemli Notlar: Grip ve öksürüğe yaprağı da çiçeği de fayda verir.İçindekiler:Uçucu yağ, Tanen, Şeker, Glikozit (terletici), Saponin, Hesperiddin(Sarı boya), C-P vitaminleri, Kadın-Erkek hormonları, Sakkaroz, Glikoz, Tanen, Reçine, Enzimler, Tatrikasit Tuzu.
Böğürtlen
Türü: MeyveHastalık: Soğuk algınlığıTedavi: Böğürtlen yaprağı, biberiye, nane kaynatılıp balla tatlandırılarak içilmeye devam edilir.Yan Tesiri: Kabızlığa meyyal olanlar yaprağından yapılan çaylardan kaçınmalılar.Önemli Notlar: Ağaç Çileği, Kızamık, Kür, Tilki Üzümü olarak da bilinir. Böğürtlen kanı temizleyen bir bitkidir. En fazla anti-toksidan içiren meyvedir. Kanserojen maddeleri etkisiz hale getirir.İçindekiler: Elma asidi, Limon asidi, Flavon, C vitamini, Uçan yağ, Mineraller, Vitaminler
Kuşburnu
Türü: MeyveHastalık: GripTedavi: Kuşburnunda bol miktarda C vitamini olduğu için, vucudun direncini arttırır. Vucudu soğuktan mütevellid rahatsızlıklara karşı korur. Kaynatılıp balla tatlandırılarak birer su bardağı içilir.
Bunları biliyormusunuz, dışındaki bilgiler Milligazeten alınmıştır.
Soru / Cevap
Soru: Karides, kalamar, kerevit, istakoz, midye, istiridye, yılan, salyangoz, kaplumbağa, kurbağa ve yengeç yemenin hükmü nedir.
Cevap:Bismillahirrahmanirrahim
Deniz avının ve denizden gelen yiyeceğin helâl olduğunu: “Hem size hemde yolculara fayda olmak üzere, faydalanmanız için de-niz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı…”(Maide sûresi: 96) ve buradan taze et yendiğini: “İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır. Boğazı yakar. Hepsinden de taze et, balık yersiniz…” (Fâtır sûresi: 12) ifade eden âyet-i kerimelerle; Ebu Hureyre (R.A.)’den rivayete göre deniz suyuna dair bir soruya, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin verdiği: “Onun suyu temiz, meytesi yani içinde öleni helaldir. (Ebu Dâvûd, Taharet: 41; Tirmizî, Taharet: 52; Neseî, taharet: 46; Muvatta, Tahâret: 12) şeklindeki cevapla, haklarında özel hüküm bulunmayan konularda mubahlığın esas alınacağı ve pis şeylerin yenilemeyeceği gibi genel prensipler suda yaşayan hayvanlara dair hükümlerin temelini teşkil eder.
Daima suda teayyüş eden yani suda yaşayan, suda barınan hayvanlardan sadece balık türündeki her nevi balık etleri yiyilebilir, helaldir. Balık çeşitlerinin tümü yenir. Yeter ki balık cinsi olsun, başka bir cinsten olmasın. Kalkan balığı, sazan, balığı, yunus balığı, yılan balığı, Ceris balığı (Siyah bir balıktır) bu kısımdandır.
Fakat balık gibi denizde, suda yaşadığı halde balık cinsine dahil olmayan habis, yani pis, çirkin sayılan diğer su hayvanları da vardır. Onların yenmesi caiz olmaz. Mesela Karidesler, kalamarlar, kerevitler, istakozlar, midyeler, istiridyeler, salyangozlar, kaplumbağalar, kurbağalar, yılanlar ve yengeçler helal değildir, etleri yenilemez.
Bunun sebebi, bu çeşit hayvanların gerek görünüş, gerekse yenen kısımları itibariyle hoş olmaması, çirkin ve pis sayılmasıdır. Nitekim gıda, beslenme ve tıp uzmanlarınca, karidesin kolesterol deposu olduğu, midye başta olmak üzere kabuklu deniz ürünlerine yaklaşmamak gerektiği belirtiliyor.
Aynı şekilde su samuru, deniz insanı, deniz aygırı, deniz domuzu, deniz kaplumbağası gibi, balık suretinde bulunmayan deniz hayvanlarının yenilmeleri helal olmadığı gibi avlanılmaları da helal görülmemektedir.
Sonuç olarak: balık dışındaki deniz, su ürünleri helal değildir, haramdır. Deniz avından maksad: Sadece balığın her çeşididir. Mehmet Talü/milligezete
*******************
Dostluk, Kardeşlik ve Sohbet Adabı\İhya’dan
Allah Teala şöyle buyurmaktadır:
(bir mümin tarafından) Selamlandığınız zaman ya daha güzeliyle karşılık verin ya da aynısıyla mukabele edin! 4\86
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
-Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir ameli haber vereyim mi?
-Evet ey Allah’ın Resulü
-Aranızda selamı yayın!
Konuşmadan önce selam vermeli ve selam verirkende musafaha yapmalıdır: Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: kim selamdan önce söze başlarsa, selam verinceye kadar ona cevap vermeyiniz.
Evinize girdiğiniz zaman orada bulunanlara selam veriniz. Çünkü selam vererek girdiğiniz eve şeytan girmez.
Musafahanın(el sıkma) selamla birlikte yapılması sünnettir. Birgün Resulüllah’ın huzur’u saadetine giren bir kişi ‘Esselamü aleyküm’ dedi. Hz. Peygamber ‘bu on hasenedir’ buyurdu. Sonra başka biri geldi ve ‘Esselamü aleyküm ve rahmetüllah’dedi. Hz. Peygamber bu kez ‘bu yirmi hasenedir’ buyurdu. Daha sonra üçüncü bir şahıs geldi ve o da ‘Esselamü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekatühu’ dedi. Hz. Peygamber ona ‘bu otuz hasenedir’ buyurdu.
Enes şöyle anlatır: Resulüllah’a sekiz sene hizmet ettim. bana bir defasında şöyle demişti:
Ey Enes! Abdesti güzelce al ki ömrün artsın. Ümmetimden kime rastlarsan selam ver ki hasenelerin çoğalsın. Evine girdiğin zaman aile efradına selam ver ki, evinin hayrı çoğalsın.
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Sakın Yahudi ve hıristiyanlara önce siz selam vermeyin. Yolda onlardan birine rastladığınız zaman onu yolun en dar yerinden geçmeye mecbur edin.(onlara yolu daraltmak ancak yolda genişlik yoksa caiz olabilir. Eğer genişse boşu boşuna onlara eziyet vermek yasaktır.)
delikız
Cevap:Bismillahirrahmanirrahim
Deniz avının ve denizden gelen yiyeceğin helâl olduğunu: “Hem size hemde yolculara fayda olmak üzere, faydalanmanız için de-niz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı…”(Maide sûresi: 96) ve buradan taze et yendiğini: “İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır. Boğazı yakar. Hepsinden de taze et, balık yersiniz…” (Fâtır sûresi: 12) ifade eden âyet-i kerimelerle; Ebu Hureyre (R.A.)’den rivayete göre deniz suyuna dair bir soruya, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin verdiği: “Onun suyu temiz, meytesi yani içinde öleni helaldir. (Ebu Dâvûd, Taharet: 41; Tirmizî, Taharet: 52; Neseî, taharet: 46; Muvatta, Tahâret: 12) şeklindeki cevapla, haklarında özel hüküm bulunmayan konularda mubahlığın esas alınacağı ve pis şeylerin yenilemeyeceği gibi genel prensipler suda yaşayan hayvanlara dair hükümlerin temelini teşkil eder.
Daima suda teayyüş eden yani suda yaşayan, suda barınan hayvanlardan sadece balık türündeki her nevi balık etleri yiyilebilir, helaldir. Balık çeşitlerinin tümü yenir. Yeter ki balık cinsi olsun, başka bir cinsten olmasın. Kalkan balığı, sazan, balığı, yunus balığı, yılan balığı, Ceris balığı (Siyah bir balıktır) bu kısımdandır.
Fakat balık gibi denizde, suda yaşadığı halde balık cinsine dahil olmayan habis, yani pis, çirkin sayılan diğer su hayvanları da vardır. Onların yenmesi caiz olmaz. Mesela Karidesler, kalamarlar, kerevitler, istakozlar, midyeler, istiridyeler, salyangozlar, kaplumbağalar, kurbağalar, yılanlar ve yengeçler helal değildir, etleri yenilemez.
Bunun sebebi, bu çeşit hayvanların gerek görünüş, gerekse yenen kısımları itibariyle hoş olmaması, çirkin ve pis sayılmasıdır. Nitekim gıda, beslenme ve tıp uzmanlarınca, karidesin kolesterol deposu olduğu, midye başta olmak üzere kabuklu deniz ürünlerine yaklaşmamak gerektiği belirtiliyor.
Aynı şekilde su samuru, deniz insanı, deniz aygırı, deniz domuzu, deniz kaplumbağası gibi, balık suretinde bulunmayan deniz hayvanlarının yenilmeleri helal olmadığı gibi avlanılmaları da helal görülmemektedir.
Sonuç olarak: balık dışındaki deniz, su ürünleri helal değildir, haramdır. Deniz avından maksad: Sadece balığın her çeşididir. Mehmet Talü/milligezete
*******************
Dostluk, Kardeşlik ve Sohbet Adabı\İhya’dan
Allah Teala şöyle buyurmaktadır:
(bir mümin tarafından) Selamlandığınız zaman ya daha güzeliyle karşılık verin ya da aynısıyla mukabele edin! 4\86
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
-Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir ameli haber vereyim mi?
-Evet ey Allah’ın Resulü
-Aranızda selamı yayın!
Konuşmadan önce selam vermeli ve selam verirkende musafaha yapmalıdır: Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: kim selamdan önce söze başlarsa, selam verinceye kadar ona cevap vermeyiniz.
Evinize girdiğiniz zaman orada bulunanlara selam veriniz. Çünkü selam vererek girdiğiniz eve şeytan girmez.
Musafahanın(el sıkma) selamla birlikte yapılması sünnettir. Birgün Resulüllah’ın huzur’u saadetine giren bir kişi ‘Esselamü aleyküm’ dedi. Hz. Peygamber ‘bu on hasenedir’ buyurdu. Sonra başka biri geldi ve ‘Esselamü aleyküm ve rahmetüllah’dedi. Hz. Peygamber bu kez ‘bu yirmi hasenedir’ buyurdu. Daha sonra üçüncü bir şahıs geldi ve o da ‘Esselamü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekatühu’ dedi. Hz. Peygamber ona ‘bu otuz hasenedir’ buyurdu.
Enes şöyle anlatır: Resulüllah’a sekiz sene hizmet ettim. bana bir defasında şöyle demişti:
Ey Enes! Abdesti güzelce al ki ömrün artsın. Ümmetimden kime rastlarsan selam ver ki hasenelerin çoğalsın. Evine girdiğin zaman aile efradına selam ver ki, evinin hayrı çoğalsın.
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Sakın Yahudi ve hıristiyanlara önce siz selam vermeyin. Yolda onlardan birine rastladığınız zaman onu yolun en dar yerinden geçmeye mecbur edin.(onlara yolu daraltmak ancak yolda genişlik yoksa caiz olabilir. Eğer genişse boşu boşuna onlara eziyet vermek yasaktır.)
delikız
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



