14 Şubat, 2008

Şehvar'ın 20. Sayısı

Bismillahirrahanirrahim
Hamd Rabbimize, Selam sevdiklerinin üzerine olsun.



-Hakikatin Sonsuzluğunda Vedûd’a Yolculuk- Esmâi Hüsnâ / Vuslat Turâbi

Esmâ-i Hüsnâ okumaları:


Arâf sûresi (7) 180:
“Oysa en güzel isimler Allah’ındır. Bundan dolayı Allah’a onlarla dua edin. Onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri (inkarcıları) terk edin. Onlar yakında yaptıklarının cezasını çekecekler.”

Tâhâ sûres(20) 8:
“Allah O’dur ki, kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. En güzel isimler O’nundur.

Hadis-i Şerif:
“Muhakkak ki Allah’ın yüzden bir eksik olarak doksan dokuz ismi vardır. Her kim onları ihsâ eder (manasını anlayarak ezberleyip sayar da gereğince amel eder) ise Cennete girer.” (Buhari, Müslim, Tirmizi)



ALLAH (celle celâluhu)
Allah, bildiğimiz ve bilemediğimiz, görebildiğimiz ve de göremediğimiz bütün âlemlerin ve “din gününün sahibi” olan, kâinatı yaratıp yöneten, tüm övgülere ve ibadet edilmeye tek layık olan Yüceler Yücesi Rabbimizin, 99 isminin bütün özelliklerini kendinde toplayan en kapsamlı ve özel adıdır. Bu isim, sadece Cenâb- Hakk’ın zâtına mahsus olup, başka hiçbir varlığa isim olmamıştır.


Manevi sıkıntıların mı var dostum? “Allah” de!

Maddi problemler belinimi büktü? Malın, mülkün “tek sahibi”ne koş, önünde diz çök, secdelere kapan ve “Allah” de!

Düşmanlarına galip mi gelmek istiyorsun? Bedir savaş’ında, zafer vuku buluncaya dek, secdede “Ya Hayyu, Ya Kayyum” diye inleyen iki Cihan Serveri Muhammed Mustafa (s.a.v) gibi “Allah” de! Karanlıklardan aydınlıklara mı çıkmak istiyorsun? “Allah” de dostum!
Ve son nefeste, emaneti; can emanetini huzurla teslim etmek için, dilini zikre alıştır ve “Allah” de!

Hasbünallâhü ve ni’mel vekil ni’mel Mevla ve ni’mennasir!
“Dostum” “Vekilim” “Sahibim” ve “Yardımcım” yalnız Allah’tır de ve sadece O’nun rızasını kazanmak için yürü hayat yolunda!

O Allah ki: kulunu yalnız bırakmayandır!
O Allah ki; kulunu koruyan, muhafaza edendir!
O Allah ki; kulunu sevendir!
O Allah ki; kulunun günahlarını bağışlayan, hatalarını örtendir!
O Allah ki; kulu kendisine bir adım gelse, ona on adım yaklaşandır!

Haydi dostum! Rabbini isimleri ile tanı ve yalnız O’na kulluk et, yalnız O’ndan iste!



şehvar 1

-Peygamberimizin Hastalığı Ve İrtihali- Fıkhu’ssiyre / Dr. M. Said Ramazan El-Bûti

Resûlullah ilk rahatsızlığını, şiddetli bir baş ağrısı olarak hisseti. Hz. Aişe (r.a.)’den rivayete göre ise: “O Baki’den dönerken karşılaşmış, “vay başım!” diye yakınırken, o da: “Tam aksine vallahi Âişe, esas benim başım!” diye cevap vermişti.

Daha sonra onun rahatsızlığı ağırlaştı. Onu bitkin bırakan bir hummaydı bu (ateş nöbeti). Resûlullah’ın bu hastalığı sırasında, hanımları onun hastalığını Hz. Âişe’nin evinde geçirme meylini sezmişlerdi. Çünkü ona meylini ve onunla teskin oluşunu öğrenmiş durumdaydılar. Bunu için izin verdiler. Hz. Âişe’nin evinde hastalığı şiddetlendi. Ama hep ashâbının üzüntüde kalışının sıkıntılarını yaşıyordu.

Ve buyurdu ki; “Bana ağzı açılmamış yedi kırda su getirin ve başımdan dökün de, belki halka yaklaşırım (yine çıkıp onlarla konuşabilirim) Hz. Âişe der ki, onu bir tekneye oturttuk. Ve başladık su kırbalarının suyunu dökmeye… Nihayet artık yettiğini işaret etti eliyle. Sonra halka çıkıp onlarla namaz kıldı ve onlara hitabede bulundu.(Buhari) Bu çıkışında başında bir sargı vardı. Minbere oturdu. İlk sözü de, Uhud şehidlerine ve gazilerini dua ve istiğfar etmek oldu. Ve şöyle dedi: “ Bir kulu Allah kendisine dünya güzelliklerini vermekle, kendi indindekini verme hususunda serbest bıraktı da; kul onun yanındaki nimeti seçti.” Bunun üzerine Ebû Bekir(r.a.) ağladı. (çünkü o, Resûlullah’ın ne kasdettiğini biliyordu.) Ve şöyle seslendi ona: Babalarımız, analarımız sana feda olsun!.. Resûlullah ise: “Sakin ol ya Ebâ Bekir!” buyurdu.

“Ey nâs! Bana, mal ve dostluğuyla en emin kimse Ebû Bekirdir. Eğer sevgili edinmem gerekse, muhakkak ki Ebû Bekir’i edinirdim. Ama İslam kardeşliğimiz var. Mescide açılan kapıların hepsi kapansın.(Müslim) Yalnız Ebû Bekir’in kapısı kalsın. Ben hepinizden öndeyim ve sizi bekleyeceğim. Zaten şu an havuzumu görüyorum. Esasen bana yeryüzü hazinelerinin anahtarı verildi. Vallahi ben sizin, benden sonra müşrik olacağınızdan değil de, dünya için birbirinize düşmenizden korkuyorum.” (Müslim Buhari)

Artık Resûlullah (s.a.v.) çıkıp halka namaz kıldıramayacak halde idi. Bunun üzerine: “Ebû Bekir’e söyleyin, halka namaz kıldırsın” buyurdu. Buna karşı da Hz. Âişe: “ Yâ Resûlallah! Ebû Bekir çok yufka yüreklidir. Senin makamına geçince dayanamayabilir ve sesini de kimseye duyuramaz” diye müdahale edince: “Siz Hz. Yusuf’un çevresindeki kadınların tıpkısısınız!.. söyleyin Ebû Bekir namazı kıldırsın cemaate” diye tekrarladı.

Bundan böyle de halka namazı kıldıran hep Ebû Bekir (r.a.) oldu. Bu günlerde, bir keresinde Resûlullah (s.a.v.) namaza çıktığında (hastalığın hafiflemesi anında) Hz. Ebû Bekir’in halka namaz kıldırdığını gördü. Ebû Bekir geri çekilmek istedi. Fakat Resûlullah devam etmesini işaret buyurdu. Ve kendisi de Ebû Bekir’in yanında oturdu. Ebû Bekir namazı kıldırırken o da oturduğu yerde kılıyordu. Halk da Ebû Bekir’le namaza devam ediyordu.

Bu esnada Resûlulah’ın böyle çıkışını hayra yoran cemaat birbirini müjdelediler fakat hemen de hastalık şiddetlenmişti. Ve zaten çıkıp cemaatle namaz kılışının sonuncusu olmuştu bu. İbn Mesûd bu konuda şunları nakletti: Ben Resûlullah’ın yanına vardığımda ateşler içinde yanıyordu. Ellerimle dokundum ve “Ya Resûlullah senin çok ateşin var” dedim. O da “Evet” dedi. “Sizin iki kişinizin ateşi kadar ateşim var.” Bunun üzerine “Öyleyse bundan ötürü iki kat ecrin var” dedim. “Evet” dedi, “Bir mü’mine Allah bir hastalık çilesi verdi mi, ona denk de mukâfat verir. Öyleyse ağacın yapraklarını döktüğü gibi günahları dökülür o kimsenin.”

Bu Allah’ın her kulu için koyduğu değişmez kanundur. “Sen de öleceksin, onlar da” enbiya/34
İşte böylece on birinci hicret yılı Rebiülevvel ayının on ikinci günü, pazartesi sabahına varıldı. Halk mescide Hz. Ebû Bekir’in arkasında sabah namazını kılıyordu. Birden Hz. Âişe’nin odasının, (mescide açılan kapısındaki) perde açıldı, ardında Resûlullah(s.a.v) göründü. Onları saflarında seyretti ve gülümsedi onlara. Hz. Ebû Bekir geri çekilip safa girmek istedi. Çünkü Resûlullah’ın çıkıp namaz kıldıracağını sanmıştı. Müslümanlarda Resûlullah’ın halinden sevindiler. Nerde ise namazlarından çıkacaklardı. O eliyle işaret edip, namaza devam etmelerini emretti. Sonrada odasına dönüp perdeyi kapattı. (Müslim Buhâri)

Resûlullah (s.a.v) döndü, tekrar Hz. Âişe’nin odasında yatağına yattı ve başını Hz. Âişe’nin göğsüne dayadı. Artık ölüm hali onu sarmıştı. Yanındaki tasta bulunan suya ellerini batırıp yüzüne sürüyor ve “La İlahe İllallah, ölümün acıları varmış” diyordu. Hz. Fâtıma(r.a.) bu halleri görünce: “Vah babamın çektiği ıztıraba!..” diye feryâda başladı. Resûlullah(s.a.v.) ise: “Babanda bu günden sonra sıkıntı kalmayacak”(Buhâri Tirmizi) diye mukabele etti.

Hz. Âişe der ki: “Benimle onu tükrüğünü ölümü halinde birleştirdi. O gün Abdurrahman yanıma gelmişti. Elinde bir misvak vardı. Resûlullah ise bana yaslanmış durumda idi. Baktım misvaka bakıyor. Misvakı arzuladığını anladım. Onu sana alayım mı dedim. Evet anlamına başını salladı. Aldım ve fakat sertti. Yumuşatayım mı dedim. Yine başıyla evet dedi. Ona göre yumuşattım(ağzında ıslatarak) ve kullandı. Yanında bir kapta su vardı. Ellerini ona batırıp yüzüne sürüyor ve “Ölümün de acıları varmış, La ilahe illâllah” diyor. Sonra ellerini kaldırıp: “Refik-i A’lâ’ya ya Rab” dedi. O halde ruhu kabz oldu ve elleri yana düştü. (Buhâri Müslim)

Resûlullah’ın vefât haberi hemen halk arasına yayıldı. Hz. Ebû Bekir çıkıp geldi. Kimseyle konuşmadan doğruca Hz.Âişe’nin odasına geçti. Resûlullah’ın üzerine çizgili bir bez örtülmüştü. Üstünden örtüyü çekip yüzünü açtı, eğilip onu öptü ve ağladı. “Anam babam sana feda olsun, Allah sana iki ölümü cem etmez. Sen, sana yazılan ölümü tatdın. (Buhari) İkinci bir ölümü tatmayacaksın” dedi ve çıktı.

Ömer hâlâ konuşmuyordu. Resûlullah’ın ölmediğini iddia ediyordu. “O sadece Hz. Musa’nın Rabbine gittiği gibi gitmiştir. O ölmez, ta münafıkları yok edinceye kadar” diyordu. Hz. Ebû Bekir ona döndü: “Sakin ol Ömer, sus!” diye seslendi. Ama Ömer sözüne devam etti. Ebû Bekir onun susmayacağını anlayınca halka hitaba başladı. Halk da ona yönelince Ömer’i yalnız bırakmış oldu. Ebû Bekir şöyle konuştu: “İmdi ey nas! İçinizde Muhammed’e tapan varsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Allah’a tapıyorsa bilsin ki, O Hayy ve Lâyemût’tur.” Cenâb-ı Hak ne buyuruyor: “Muhammed sadece peygamberdir. Ondan önce de çok peygamber geldi geçti. Peki, o ölür veya öldürülürse siz tabanlarınız üzerine geri mi döneceksiniz?” aliimran 144

Bütün halk bu ayeti sanki Ebû Bekir okuyuncaya kadar hiç duymamışlardı. Ömer (r.a.) der ki: “Vallahi bu ayeti ilk defa Ebû Bekir’den işitmiş gibiyim. O ayeti duyar duymaz anladım ve inandım ki, artık Resûlullah ölmüştür ve ayaklarımın bağı çözüldü, yere yığıldım. (Buhâri)
Resûlullah’ın (s.a.v.) altmış üç yaşında vefat etti. Kırk yıl bi’setten önce idi. On üç yılı ise Mekke’de davetle geçti. On yılı da hicret sonu ve Medine’de geçmiştir.

“Resûlullah arkasında ne bir dinar veya dirhem para, ne köle ne de cariye bırakmıştı. Sadece bindiği beyaz katırı, silahı bir de sadaka olarak vakf ettiği arazisi vardı.” (Buhâri)


şehvar 3

İlk Hikayem; Rüya

RÜYA

Teyzemin uykusu kaçmak istediği zaman sokağın başında kendisini bekleyen sarı bir vosvosa binip giderdi benim hayalimde. Gecenin karanlığında sapsarı parıldayan rengi ile vosvos o çok tatlı uykuyu alıp kaçardı benim bilmediğim ve teyzemin gitmesini istemediği ama öyle sanıyorum ki kendisini çok mutlu hissedeceği bir yere.

* * *
Fuat gecenin çoğunu dışarıda geçirdiğinden yorgun halde eve geldi. Hemen odasına girdi. Yatıp uyumak, kaybolup gitmek istiyordu. Birkaç gündür böyle hissediyor ve yaşadığı bu huzursuzluğun sebebini bilemiyordu. Koltuğa oturdu. Düşündü. Sorunsuz hayatında pürüz çıkartmaya çalışmak mıydı yaptığı. Hayır. İçindeki duygu ve düşüncelerden sıkıldı. Dışarıdan gelen sesleri dinlemeye çalıştı. Gökyüzünde çığlık atan martıdan başka, gecenin ilerlemiş bu saatinde sokağın tenhalığının sesi vardı sadece. Sonra uzaktan hızla yaklaşan otomobilin sesini duydu. Belki evine gitmek için acele eden biriydi de işi bu saatlere kadar uzadığından böyle geç kalmıştı. Acelesinin sebebi, bir an önce huzur bulacağı yerde olma isteği miydi. Sesini duyduğu martıyı hayal etti sonra, bembeyaz, siyahın içinde. Ve bir otomobil daha, durdu…

* * *
Evden çıkıp merdivenleri hızla inen Fuat kendini güneşin sokağı, evleri, ağaçları, şenlendirdiği güzel bir günün ortasında buldu. Gölge olmayan yerlerde neşe ve hareketlilik vardı. Sokak, geceden kalma kimsesizliğini işine ve okuluna giden insanların sahipliğine bırakmıştı. Evlerin kapalı olan perde ve pencereleri açılmaya başlamış, içeriye sabahın tazeliği doluyordu. Ağaçların dallarını kendilerine ev edinmiş kuşlar, ışığın ilk yansımasıyla çoktan uçmuş, geride, sakın esen rüzgârla, yaprakların nazlanışı kalmıştı. Bunları seyrederken, Fuat neden dışarı çıktığını unuttu ama yine de yürümeye devam etti. Bildiği ev ve dükkânları geçerken, kapısının üzerindeki tabelada -geç olmadan- diye yazan yeri fark etti. Bu dükkân yeni mi açıldı diye düşündü. Merak ettiği bu yeri görmek istedi ve içeri girdi.

* * *
Hafifçe aralandı gözkapakları. Odasındaydı. Bir otomobilin çalıştığını duydu ve tekrar kapandı gözleri… Bulunduğu yerde, yaptığı işten başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen bir adam vardı. Gitmek için hazırlık yapıyordu. Onun üzerinde gördüğü doğrultuya takıldı Fuat. Konuğunun ilgisini fark eden adam “Binin” dedi ve sustu. Fuat binilecek bir şey göremiyor ama onunla gitmeği de çok istiyordu. Daha söyleyecek sözü olmalı diye düşünürken, dışarıda hareket eden aracın sesini duydu yine.

* * *

Fuat gözlerini açtığında koltukta uyumuş olduğunu fark etti. Biraz şaşkın ama hissettiği rahatlık duygusuyla etrafına bakındı. Gördüğü bir rüya mıydı. Kalkıp pencereye doğru gitti. Karanlık sokakta kimse yoktu. Yolun sonundan köşeyi dönen sarı bir vosvosun dışında.

* * *

Teyzemin uykusu çok geç geldi. Duyduğu mutluluktan, uykusunun neden kaçtığını ve niye bu kadar geciktiğini pek düşünmedi. Uzandığı kanepede hemen derin bir uykuya daldı.


şehvar 5

Delikız

-Kırkambar-

Gerçek Tıp/ Dr. Aidin Salih

Fazla Yemek
Çok yemek yenildiğinde midenin daha çok enzime ihtiyacı olur. Enzim üretmek vücut için çok güçtür ve kıymetli maddeler gerektirir. Sağlıklı bir insanın midesi 200-250 gr. yemeğin birinci hazmını, besinlere ve kişinin hazım gücüne göre değişmekle beraber, 3-4 saat içinde kolayca gerçekleştirebilir. Bu miktarda yemeği hazmetmek için kalp zorlanmadan rahatça çalışmaktadır. Bunun iki katı yemek yenildiğinde ise, yemeğin hazmedilmesi ve fazlalıkların kısmen depolanarak, kısmen çıkartılması için, kalbin dört-altı misli daha fazla çalışması gerekecektir. Bu işlem sadece kalbi değil, besinlerin hazmedilmesi, depolanması ve çıkartılmasıyla görevli diğer organları da yıpratır.
Genç vücut, kuvvetli olduğu için, yemekleri hazmederek, fazlalıkları dışarı atabilir. Ancak zorlanma devam ettiği sürece, bu kuvvet tükenir; fazlalıkların giderek daha az atılmasıyla vücutta depolar oluşmaya, depolar olduktan sonra da atıklar kan ile birlikte dolaşmaya başlar. Böylece kan ağırlaşır, dolaşımı yavaşlar. Ağırlaşan kan bu atıkları damarlarda biriktirmeye ve zamanla damarları tıkamaya başlar. Daralmış ve tıkanmış damarlardaki kan, organları yeterli derecede besleyemeyecek kadar azalır. Beslenemeyen organlar beyne “Açız!” uyarısı gönderirler; beyin de bu çağrıya cevap olarak iştahı çoğaltır. Bu, insanı daha çok yemeğe zorlar. Yedikçe kandaki fazlalıklar ve damarlardaki tıkanıklıklar çoğalır. Kan daha da koyulaşır, dolayısıyla organların açlık hissi daha çok artar. Bu kısır döngü devam ederken insanlarda konsantrasyon, hafıza, düşünme, anlama ve öğrenme kabiliyetleri azalmaya, hastalıklar bir bir kendini göstermeye başlar.

Sık Yemek
Hastalıkların temel nedenlerinden biri de bir yemeğin üstüne başka bir yemek yemektir. Sindirim sistemi belli kurallarla çalışır. Bu kurallara göre, 200-250 gr. miktarında bir yemek, midede 3-4 saatte hazmolur ki buna birinci hazım denir. Yemeğin cinsine, miktarına ve ağırlığına göre birinci hazmın süresi 6-10 saat kadar uzayabilir. Hazım tamamlanmadan ufacık bir şey dahi yense, midenin hazım seyrini bozar. Bu bir lokma, önce ki yemekle karıştığında hazım olamayacağı için mayalanmaya ve çürümeye başlar. Önceki yemeği de bozup çürüterek midede yanma, ekşime, gaz ve şişkinliğe sebep olur.
Aslında, ilk hazımdan değil, üçüncü hazımdan sonra yani, besin maddesi kandan hücrelere geçtikten sonra ikinci yemek yenebilir. Yani günde iki defa yemek insan için yeterlidir. İçme konusunda da hüküm aynıdır.




Neden? Niçin? Nasıl?
Fotoğraflarda gözler niçin kırmızı çıkıyor?
Geceleri flaşla çekilen fotoğraflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabaka da retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanız, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.


Sıkı çalışan yetişkin bir insan günde 15 litreye yakın terler. Bu terin çoğu daha farkedilmeden buharlaşır.
Hapşırdığınız zaman, kalbiniz de dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarınız bir an için durur. Rusya ve Amerika’nın birbirlerine en yakın olduğu noktadaki uzaklıkları 4 km’den daha azdır.
Pablo Picasso, parasızlık çektiği gençlik günlerinde yaptığı resimleri yakarak ısınırmış.
Elma, insanları uyanık tutma açısından en verimli kafein kaynağıdır.
Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk körü oluyorlar.
Mayıs sineklerinin yaşam süresi yalnızca birkaç saattir.
İnsan vücudu besinleri yakarak sürekli ısı üretir.
Örümcek ağı çelikten 5 kat daha sağlamdır.

şehvar 6

09 Şubat, 2008

yine geç kaldım:(

Dergimizin yirminci sayısını hazırladım ama daha basım işi var. İnşallah en kısa zamanda elinize geçmesini sağlayabilirim.

12 Kasım, 2007

-Şehvarın 19. sayısı-

Bismillahirrahmanirrahim
Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a Selam O’nun Peygamberlerinin üzerine olsun.







Editörden /Anı Yaşamak



“DÜŞÜN zamanın akıp gidişini! Gerçek şu ki, insan ziyandadır;” 103/1-2


Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bil!
1- İhtiyarlıktan önce gençliğin,
2- Hastalıktan önce sağlığın,
3- Meşguliyetten önce boş vaktin,
4- Fakirlikten önce zenginliğin,
5- Ölümden önce hayatın kıymetini bil! [Ebu Nuaym, Hakim] Hadis





"Zaman çabuk çabuk geçiyor monna" diyor üstad Sezai Karakoç. Evet, çok kıymetli olan vaktimiz biz farkında olmadan geçip gidiyor. Rabbim, bize zamanın su gibi akıp gittiğini anlayacak basiret ver. Ver ki, dur durak bilmeden geçen zaman boşa gitmesin.Bizi yaratan, elçileri aracılığıyla yapmamız gerekenleri bizlere bildirdi. Bir sürü güzel iş var, yapılması gereken. Bu asıl güzel işlerimizi hep daha geniş bir vakte erteliyoruz. Dar vakitleri hiç beğenmiyoruz. Beklediğimiz geniş vakit nedense hiç gelmiyor. Hep bir bahanemiz vardır. Geniş vaktin gelmeyiş nedeninin şeytanın bizi oyalaması olduğunu bir türlü anlamıyoruz.
Düşman işi iyi biliyor. Bazen sağdan, bazen soldan yanaşarak bizi kandırıyor. Biz saf insanlar da “daha iyisini yaparım, şunu bir bitireyim”, “yarın başlayacağım, kararlıyım” gibi iyi niyetlerle bahanelerimizi sıralıyoruz. Bunun, şeytanın işi ve tuzağı olduğunu ne yazık ki göremiyoruz. Böyle düşündüğümüz içinde, sanıyoruz ki, bu işler biter ya da yarınlar gelir.Şeytana ve nefsimize uyduğumuz müddetçe bunların sonu gelmez. Şeytan bıkmadan usanmadan çalışıyor ve başarılı oluyor. Bizler ondan daha iyi olmalı değil miyiz. Şeytan “anı yaşıyor” bizler “yarını” bekliyoruz. Halbuki, biliyoruz yarın çok geç olabilir ama yine de, yine de bekliyoruz. Allah’ım; bize dar vakitlerin, ne kadar bereketli olduğunu göster. Bu dar olduğunu sandığımız vakitlerde ertelenmeden yaptığımız amellerin, geriye dönüp baktığımızda ne kadar fazla olabileceğini göster.Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in "..erteleyenler helak oldu" hadisini anlamayı ve aklımızda tutup da, bu bilinçle yaşamayı nasip et. Müminin yarını olur mu? Elbette ki olmaz. O geleceğe değil, bu güne bakar ve anı yaşayıp nasiplenmeye çalışır. Bu günü için çalışır ve inşallah yarınını kazanır.Rabbim, bana ve sevdiklerime ve ümmeti Muhammed’e çok geç olmadan uyanmayı nasip et. Nasip et ki yarın geldiğinde “geç” olmasın.
- - - - - -

Bir söz vardır ‘isteyene verilir’derler, daha iki sayı evvel demiştim ki “Halamın oğlu Nuri ağabeymin dergi hakkında benden iki isteği vardı. Biri dergide bana ait olan bir yazı, ikincisi görsellik. Görsellik için bir adım attık. İnşallah diğer isteğini de yerine getirebilirim, hayırlısı ile” diye. İstemekde, yapmakda ve bulmakda Rabbimin rızası iledir. Siz istediniz, ben gayret ettim, Rabbimde nasip etti Hamd olsun. Yukarıda yayınlanan yazı naçizane bana ait. Elbette ki öyle güzel bir yazı değil, e biliyorsunuz ben de bir yazar değilim.. Eniştem ve Nuri abim yazmamı istediler ben de onların isteklerini yerine getirmeye çalıştım. Böyle bir istekte bulunmakta haksızda sayılmazlar aslında, dergi çıkartmak gibi külfetli bir işi üstlendiysem şayet, bu kadarını da yapmam gerekiyor sanırım. Sizlerden gördüğüm destek, hem derginin içeriği açısından hem de benim yazma konusundaki gayretim açısından, hayra vesile olup, her sayıda daha iyi olmamızı sağlayacaktır inşallah. Gayret ve istek bizden(gayreti istemeyi verende O’dur) hayır ve güzele ulaştırmak Allah’tan. Selam ve dua ile…

Dergimizin 19. sayısında, Mustafa İslamoğlu hocamızın güzel bir yazısı, Halil Günenç hocanın günlük hayatımızda karşılaştığımız sorulara verdiği cevaplar, Peygamberimizin (as.) sünneti seniyesi, 18. sayıda yayınladığım hikayenin 2. bölümü ve Kırkambar var.. Keyifli okumalar.
Not: Bu sene Hacca niyetlenen, Recep Nuri Şeyma Hacer Balkanoğlu ailesine ve Hüdaverdi Arzu Kerimoğlu çiftine, Rabbimden kabul olunan hac, ibadet ve dualar diliyorum. Hayırlısı ile gidip gelsinler inşallah… Niyetlenipde gidemeyen Eniştem ve Ablamada, seneye hayırlısı ile gitmeyi nasip etmesini de Rabbimden niyaz ediyorum.


şehvar 1

Günümüz Meselelerine Fetvalar/ Halil Günenç

Soru 1- Eşim İslam’a inanıyor. Fakat İslam’ı yaşamıyor. Namaz kılmadığı gibi tesettüre de riayet etmiyor. Bunu için ızdırap içerisindeyim. Bir çok defa onu boşamak istiyorum. Sonra masum yavrularımızı hatırlayıp vazgeçiyorum. Eşim, İslam’ı yaşamadığı için onu boşamam gerekir mi?

Cevap: Madem İslam’ı seven ve İslam’ı yaşayan bir kimsesin, hayatı zevciyyeye atlamak istediğin zaman Müslüman ve Saliha bir kadın arayıp onunla evlenmek için gayret etmen lazımdır. Bunu zamanında yapmadığın için Allah’ın indinde mesul olabilirsin. Şimdi senin görevin islam’ın güzel prensip ve yüce gayesini münasip bir dille Müslüman fakat asi eşine anlatıp nasihat etmen ve ehli tarafından yazılmış kitapları kendisine okuman, okutman ve iyi hatipleri dinletmendir. Bunu yaptığın halde bir türlü yola gelmezse, ebedi hayatını kurtarmak gayesiyle kendisine karşı biraz sert davranmak, bununla da yola gelmezse geçici olarak ondan uzak kalmaktır. Bununla da yola gelmezse vazifet sona ermiş olur. Artık vebal kendisine aittir. Böyle bir kadını boşamak icap etmez.



Soru 2- Altın ve gümüş kaplar kullanmak caiz midir?

Cevap: Altın ve gümüş kaplar kullanmak caiz değildir.



Soru 3- Altın ve gümüş yüzük takmak caiz midir?

Cevap: Gümüş yüzük takmak, erkek ve kadın için mubah ise de, altın yüzük takmak erkek için haram, kadın için helaldir.



Soru 4- Üzerinde Mekke, Medine ve Kudüs resimleri bulunan seccadeler namazın ifsadına yol açar mı?

Cevap: Fıkıh kitapları namazı bozan şeyleri teker teker saymışlardır. Kutsal şeylerin (Kabe vb.) resimlerine basmak bunlardan biri olmadığına göre, üzerinde böyle resimler bulunan seccade de namaz kılmak mümkündür. Ancak Müslümanlar Mescid-i Haram’a, Mescid-i Nebevi’ye ve Kudüsü şerife çok hürmet ettikleri için resimlerinin dahi ayaklar altına serilmesini hoş karşılamazlar.



Soru 5- Kadınla tokalaşmak caiz midir?

Cevap: Mahrem olmayan kadına bakmak haram olduğuna göre, onlara dokunmak veya tokalaşmak mutlaka haramdır.



Soru 6- Nazar boncuğu takmak caiz midir?

Cevap: Nazar boncuğunu takmak kesinlikle haramdır.



Soru 7- Firavn, Nemrud, Ebu Cehil ve Hülagu gibi İslami olmayan isimlerle çocukları isimlendirme dinen cazi midir?

Cevap: Allah’ın Kur’anı Kerim’inde, Resulüllah’ın (sav) hadislerinde salih kimseler için kullanmadıkları ve müslümanların da itibar etmedikleri bir isimle çocukları isimlendirmek doğru değildir Resulüllah, saadet asrında çirkin isimleri güzel isimlerle değiştiriyordu. “arsam” adında birisi bir gün Resulüllah’ın yanına geldi. Biçilmiş veya kırpılmış ekin manasına gelen bu ismi, tohum ve ekilen yer manasına gelen “züra” ile değiştirdi. Görüldüğü gibi Müslümanların kendi çocuklarına iyi ve güzel isim vermeleri gerekmektedir. Zamanında şu veya bu sebeple çocuklarına iyi isim vermemiş kimselerin çocuklarına güzel bir isim verip değiştirmek için gayret etmeleri arzu edilir.







şehvar 3

- Peygamber Efendimiz (as) Sünnet-i Seniyesi- /2

28. Beyaz giymek.
29. Mest giymek.
30. Ayakkabı giyerken önce sağdan başlamak, çıkarırken de önce soldan çıkarmak.
31. Takke ve sarıkla başı kapatıp namazı öyle kılmak.
32. Soğan ve sarımsak kokusuyla mescid ve meclislere yaklaşmamak.
33. Üzerinde kudsi kelimeler ve ayetler yazılı eşya ile tuvalet ve pis yerlere girmemek.
34. Misafire elinde bulunandan ikramda bulunmak. Misafir ve ziyaretçileri temiz bir kılık kıyafetle karşılamalı.
35. Aksırınca sesi az yükseltip, “Elhamdülillah” demek. Böyle diyene de “Yerhamükellah” demek. Bize dediklerinde “Yehdina ve yehdikümüllah” diye cevap vermek. Bu üçe kadar böyle mukabele şeklinde devam edebilir. Üç defadan fazla aksıran olursa, nezleden aksırmıştır ve mukabele gerekmez.
36. Esnemeyi mümkün olduğu kadar gizlemek. Ağzı elle kapayarak gidermeye gayret etmek.
37. Davete icabet ve hediyeyi kabul etmek.
38. Kapıyı üç defa vurmak, cevap verilmezse geri dönüp gitmek. “Kim o?” diye sorulduğunda, “Benim.” dememek, kendimizi açık bir şekilde tanıtmak, maksadımızı belirtmek. Kapının tam karşısında durup içeriyi gözleme durumunda bulunmamak. Biraz kenarda durarak, ailedeki mahremiyeti görmekten içtinap etmek.
39. Ayakta bevletmemek. Tuvalette idrar saçıntısından, korunmak. Hadiste kabir azabının çoğunun idrar saçıntısından ileri geldiği bildirilmiştir. Tuvalete ihtiyaç için oturduğu vakit ön ve arkanın kıbleye karşı dönük olmaması gerekir.
40. Banyo yapılan yere bevletmemek. Çünkü vesvesenin çoğu bundandır.
41. İnsanların istifade ettiği gölgeliklere, yol ve yol kenarlarına, çeşme ve pınarlara bevletmemek, pisletmemek ve de tükürmemek. Hadiste, bunu yapanların lanetlenmesinden korkulacağı bildirilmiştir.
42. Kasık ve koltuk altı temizliğine titizlik göstermek. Buralardan ayrılan parçalar temizken ayrılmasına da dikkat etmeli ve cünüp iken buraları tıraş etmemelidir. Bu tür temizlik caiz olsa da sünnete uygun değildir.
43. Büyük ve umumi banyolarda tesettürle yıkanmalı, peştamal kullanılmalı.
44. Mümkünse her abdest alışta misvak (fırça) kullanmak.
Diyanet İşleri Başkanlığının neşrettiği misvak hadisi tercümesinde şöyle bir hüküm mevcuttur: “Misvaktan kasıt dişlerin temizlenmesi, ağız içindeki kötü kokunun giderilmesi ve mikropların yok edilmesidir. Bunu temin eden Erek ağacından başka fırçalar da varsa, o da misvak yerini tutar.”
45. Emin ve muttaki insanlarla istişare etmek, neticedeki karara tevekkülle uymak.
46. Cömertlik. “Cömert Allah’a yakın, cimri ise Allah’a uzaktır. Cömertlik kökü cennette olan bir ağacın dünyaya sarkmış dalıdır. Kim o dala tutunursa o dal onu cennete çeker.”
47. Çok tefekkür etmek. “Tefekkür gafleti izale eder. Ölümü tefekkür etmek fani lezzetleri acılaştırır. Eşyanın üzerindeki fena damgasını gösterir.”
48. Borçlanmalarda durumu yazıyla veya bir şahitle tevsik etmek. Böyle bir tedbir asla itimatsızlık sayılmaz. Anlaşmalarda değişik tevil ve tefsirlere yol açacak boşluklar bırakılmamalıdır. Durumu net olarak tespit etmek lazımdır.
49. Bir yakını vefat eden Müslüman kardeşini teselli ederek taziyede bulunmak. “Allah merhuma rahmet etsin.” şeklinde dua yapılır.

şehvar 4

-KIRKAMBAR-

Hangi hastalığa hangi bitki iyi geliyor?


Kabızlık

-Pırasa erik kiraz üzüm zeytinyağı ve şalgam kabızlığa iyi gelir.
-Elma yemeklerden önce yenilirse kabızlığı giderir.
-Erik’in kurutulmuşu kabızlığa karşı iyi bir ilaçtır. Erikleri akşamdan ıslatıp sabah aç karnına yemek. Üzerine de suyunu içmek yararlı olur.
-Fesleğen tohumları kaynatılarak içilirse kabızlığa iyi gelir. Frenk üzümü yapraklarından yapılan çay kabızlığa iyi gelir.
-Gül yapraklarının dip kısmı kesilmeden reçel yapılırsa kabızlığa iyi gelir.
-Ispanak hazmı kolaylaştırır, kabızlığı önler.
- Keten, bağırsak cidarına etki ederek sindirimi hızlandırır. Bu nedenle son derece etkili ve sağlıklı bir müshil ilacıdır. Vucütta her hangi bir tahribat yapmadan kabızlığı önler.
- Taze incir kabızlığı giderir. Kuru incirler akşamdan suya konup yumuşatılarak sabahleyin aç karnına yenirse bağırsakların faaliyetlerini arttırır.

Akciğer Hastalıkları

- Andız otu kökü ezilip balla karıştırılarak yenirse akciğer kanamasına çok iyi gelir. Üzüm şırasının içinde bir ay bekletilen andız otu akciğer rahatsızlıkları ve vereme iyi gelir.
-Hıyar suyu akciğer rahatsızlıklarına iyi gelir.
-Melek otu akciğeri kuvvetlendirir
-Şalgam akciğer bronşların temizlenmesine yardımcı olur.
-Tarçın ağacı akciğerleri kuvvetlendirir.




Okumalarımdan / Motaigne:Doğruluk Kaygısı

Düşünce çatışmaları beni ne kırar, ne yıldırır, sadece dürtükler, kafamı çalıştırır. Eleştirilmekten kaçarız: Oysa ki bunu kendiliğimizden istememiz, gelin, bizi eleştirin dememiz gerekir: Hele eleştirme bir ders gibi değil de bir karşılıklı konuşma gibi olursa. Biri çıkıp bizim düşüncemizin tersini söyledi mi, onun doğru söyleyip söylemediğine değil, doğru yanlış, kendi düşüncemizi savunmaya bakarız. Bizi düzeltmek isteyene kollarımızı açacak yerde, yumruklarımızı sıkıyoruz. Ama ben dostlarımın bana sert davranmasını istiyorum. Sen bir budalasın, saçmalıyorsun, desinler bana. Ben, dostlar arasında açık, yiğitçe konuşulmasını isterim; dostların düşünceleri neyse sözleri de o olmalı. Kulaklarımızı öyle sert öyle kaba birer kulak yapmalıyız ki, salon konuşmalarının yumuşak seslerini duymaz olsunlar. Ben, biraraya gelen insanların, sertçe, erkekçe konuşmalarını isterim. Dostlar arasındaki bağlar sert, yırtıcı olmalı: Nasıl ki aşk da ısırmalar, kanatmalar ister! Dostluk kavgacı olmadı mı, sağlam ve cömert de değildir. Nazlı, yapmacık bir hava, birini kırma korkusu dostluğa rahat nefes aldırmaz:Neque enim disputari sine reprehensione potest. (Cicero)Çatışmadan tartışılamaz.Bana çatıldığı zaman öfkem değil dikkatim uyanır: Bana çatandan bir şeyler öğrenmeye can atarım. Doğruyu bulmak her iki tarafın kaygısı olmalı. İnsan öfkelendi mi düşünemez olur aklından önce sinirleri işler. Tartışmalarda bahis tutuşmak hiç de faydasız değildir. Doğrudan ayrıldık mı, elle tutulur bir şeyler kaybetmeliyiz. Yıl sonunda uşağım demeli ki bana: Bilgisizlik ve inatçılık yüzünden bu yıl bin lira kaybettiniz. Doğruyu hangi elde görsem sevinçle karşılar; uzaktan kokusunu alır almaz silahlarımı atar, teslim olurum. Fazla yukardan ve insafsız olmadıkça yazılarıma çatılmasını hoş görmüş, çoğu kez karşımdakini kırmamak için yazdıklarıma istenen biçimi verdiğim olmuştur. Zararıma da olsa eleştirmeciye uysal davranmalıyım ki beni her zaman serbetçe uyarsın, kendimi düzeltmeme yardım etsin. Doğrusu çağdaşlarımı böyle bir işten yana çekmek kolay değil. Düzeltilmek herkesin ağrına gittiği için kimse kimseyi düzeltmeyi göze alamıyor. Düşüncesini saklayarak konuşuyor çokları. (Kitap 2, bölüm 8)
şehvar 6

10 Eylül, 2007

-Kırkambar-

Danone meyveli yoğurtta şok rapor!..

Romanya Sağlık ve Gıda Güvenliği müfettişlerinin yaptığı denetimlerde Danone firmasına ait bazı meyveli yoğurtlarda kanserojen madde tespit edildi.
Romanya Sağlık ve Gıda Güvenliği (ANSVSA) müfettişlerinin yaptığı denetimlerde Danone firmasına ait bazı meyveli yoğurtlarda kanserojen madde tespit edilmesi üzerine bu ürünlerin satışı durduruldu.

Sağlık müfettişlerinin bir ihbar üzerine bazı marketlerde yaptıkları denetimler sonucu Danone Romania’ya yoğurtlar laboratuvarlarda incelemeye alındı. İnceleme sonucunda vişneli ve karışık meyveli yoğurtlarda kansere neden olan zehirli madde tespit edildi. Bunun üzerine bu yoğurtların satışı durduruldu. Açıklamada, bu yoğurtlarda ek madde olarak Hint fasulyesinden elde edilen ‘Guar sakızı’nın kullanıldığı belirtildi. Şirket yetkilileri ise adı geçen ürünleri piyasadan çektiğini açıklamakla yetindi.

CİHANGIDA RAPORUNUN NOTU: Haberde guar sakızı diye geçen maddenin literatürdeki adı Guar Gum veya Guar Zamkıdır. Avrupa Kotlama sisteminde E 412 ile gösterilmiştir. Hint salkım fasulyesin (Indian cluster bean)den elde edilen diyetsel liflerdir. Guar gum çoğunlukla kıvam artırıcı olarak reçel, marmelat, meyve suları, dondurma gibi gıda maddelerinde, ilaç ve kozmetik sanayiinde katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Ancak çeşitli ülkelerin tıb uzmanlarınca yürütülen araştırmalarda önemli yan etkiler oluşturduğu ortaya çıkmıştır.


Bu araştırmaların bazılarına göre meydana getirdiği yan etkiler şöyledir.
1- Karında tokluk hissi oluşturması sebebi ile yemek yeme isteğinin azalması
2- Yemek borusunu tıkamaya sebep olabilir
3- 10 ila 20 katı su alarak şişebilen guar gum sindirim sistemini bloke edebilir
4- Pek çok araştırmanın gözden geçirilmesi ile, zayıflama üzerinde bir etkisinin olmadığı gösterilmiştir
5- Alkol içeren bir ilaç veya gıda guar gumla alınırsa, zihin problemleri, mide bulantısı veya kusma, bayılır gibi hissetme veya bayılma, yürüme ve konuşma güçlüğü, titreme ve felç gibi sonuçlarla karşılaşılabilir.
6- Guar gumla diabetik(şeker hastalığı) ilaçlar birlikte alınırsa, kan şekerinin çok fazla düşmesine neden olabilir. Görme bulanıklığı, dilde titreklik ve peltelik, baş ağrısı, terleme hissi, çok mecalsiz hissetme ve uyuma isteği, sinirli ve aç hissetme, düzensiz kalp atışları
7- Kabızlık, Mide ve barsaklarda aşırı gazlanma, karında şişkinlik oluşabilir
8- Hamile ve emzikli hanımlar, yutma güçlüğü olanlar, yüksek tansiyon veya kalp ve damar rahatsızlığı olanlar guar gumlu maddelerden uzak durmalıdırlar
9- Nefes alma problemleri, gırtlak ve göğüste tıkanıklık, göğüs ağrısı, deride kurdeşen, döküntü, kaşıntı ve şişlik olanlar da guar gumlu gıda ve ilaçlardan uzak durmalıdır.Bu haber bizi yalnızca bir markaya dikkat etmekle sınırlamamalıdır. Bu katkı maddesini içeren bütün ürünleri sorgulamamıza vesile olmalıdır. http://www.gıdaraporu.com/




Bunları biliyor musunuz?

İnsanlar vücutlarında 300 adet kemikle doğar ama yetişkin olduklarında bu sayı 206`ya düşer.
Akrepler ve bazı örümcekler yavrularını sırtlarında taşırlar.
Kaptan Cook, Antartika hariç bütün kıtalara ayak basan ilk insandır.
İstokozların kanı mavi renktedir.
Akrepler 1 yıl aç ve susuz yaşayabilir. Kopan organları yeniden oluşur. Radyasyona çok dayanıklıdırlar.
Hastalanmayan tek hayvan köpek balıklarıdır.
Timsahların dilleri damaklarındadır.
Boğalar renk körüdür, bundan dolayı rengi ne olursa olsun, matadorun elindeki beze saldırırlar.
Yarim kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundadırlar.
Kalınlığı ve büyüklüğü ne olursa olsun hiçbir kağıt parçası 7 kereden fazla katlanamaz.
Bir insanın çevreye yaydığı ısı 200 wattlık bir lambanın çevreye yaydığı ısıya eşittir.

şehvar 6

Faydalı Kısa Bilgiler / 2

Eve Giriş Çıkış Adabı
1. Kapının sağında veya solunda durmak.
2. Kapıya 3 defa vurmak, izin verilir ise, içeriye girmek, izin verilmez ise geri dönmek.
3. Eve girince ve çıkarken “Esselamü Aleyküm” diyerek selam vermek.
4. Evden çıkınca “Bismillahi tevekkeltü al-Allah la havle vela guvvete illabillah” demek.

Yemek Yeme Adabı
1. Sofra hazırlanırken yardımcı olmak.
2. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
3. Büyükleri sofraya oturmadan sofraya oturmamak.
4. Besmele çekip, Allah’a vermiş olduğu nimetler için şükür etmek.
5. Yemeğe önce yaşça veya mevkice büyük olan kişinin başlaması uygundur.
6. Sağ eliyle yemek.
7. Lokmayı ağza göre almak ve iyice çiğnedikten sonra yutmak.
8. Lokmayı yutmadıkça ikinci lokmaya el uzatmamak.
9. Önündeki yemeği soğutmak için, yemeğin içine üflememek.
10. Başkalarını tiksindirecek, iğrendirecek harekette bulunmamak ve söylememek.
11. Ağızda yemek varken konuşmamak, gülmemek.
12. Başkasının lokmasına ve yediğine bakmamak.
13. Elini yemek kabına silkmemek ve lokmayı ağzına götürürken başını tabağa doğru uzatmamak.
14. Yemek seçmemeye özen göstermek.
15. Yemeği aynı kaptan yiyip, tabağın ortasından değil, kendi önünden yemek.
16. Lokmasını ve aldığı yemeği bitirmek.
17. Tabaklarda artık, sofrada kırıntı bırakmamak.
18. Toplu yemek yenirken herkes yeyip bitirmedikçe sofradan kalkmamak.
19. Yemek bitince “Elhamdülillah” demek.
20. Yemeği yapana teşekkür etmek.
21. Sofra kaldırırken yardımcı olmak.
22. Yemek sonrası elleri yıkamak, dişleri fırçalamak.
23. Sokaklarda yemek yememek ve içmemek.
24. Gezinerek yemek yememek.
25. Helalinden, temiz yemek ve Allah’a şükretmek.
26. Acıkmadan yemek yememek. Bir hadis-i şerifte: “Sizden biriniz yiyeceği zaman sağ eli ile yesin, içeceği zaman da sağ eli ile içsin. Zira şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer.” buyurulmuştur.

Su İçme adabı
1. Besmele çekmek.
2. Suyu bardaktan (veya tasdan) içmek.
3. Suyu oturarak içmek.
4. Bardağı sağ el ile ağıza götürmek.
5. Bardağın içine nefes vermemek.
6. Suyu üç yudumda içmek sonunda Elhamdülillah demek; su içmenin adaplarındandır.

Tuvalet Adabı
1. Tuvalete girmeden önce ve çıktıktan sonra dua etmek.
2. Sol ayak ile girmek.
3. İhtiyacı ayakta değil, oturarak gidermek.
4. Tuvalette konuşmamak, bir şeyler yememek, oyalanmamak.
5. Tuvaletten çıkmadan temizlik kontrolü yapmak (elleri yıkamak).
6. Sağ ayak ile çıkmak.
7. Çıkınca “Gufraneke” demek, adaptandır.

Yatma Adabı
1. Yatmadan önce elleri yıkamak.
2. Dişleri fırçalamak.
3. Kıyafetlerle değil, pijamalarla yatmaya özen göstermek.
4. Giysilere sağdan giymeye başlamak.
5. Besmele çekip sağ tarafa doğru dönüp yatmak.
6. Yatmadan önce dua etmek, adaptandır.


şehvar 4

Soru Ve Cevap

Soru 1- İftarda ne demek icap eder?

Cevap: Peygamber (s.a.v) orucunu açarken (iftarda) şöyle buyururdu: “Allah’ım senin için oruç tuttum, rızkınla orucumu açtım, yarın oruç tutmaya niyet ettim.” Bizim de peygamber efendimize uyarak bunu söylememiz sünnettir.



Soru 2- Kendi memleketinden iki saat önce akşam olan Pakistan gibi doğu bir ülkeye uçak ile giden kimse orucunu nasıl tamamla-yacak, yani pakistan’da güneş battığı zaman onlarla birlikte mi orucunu açacak yoksa içinde oruca başladığı Türkiye halkıyla birlikte mi orucunu açacaktır?

Cevap: Oruca niyet edip kendi memleketinden birkaç saat önce akşam olan doğu ülkelerinden birisine uçak ile giden kimse her ne kadar gününden birkaç saat kısalırsa da gittiği memlekete göre orucunu açacaktır. Yani orada güneş battığı zaman orucunu açacaktır. Oranın halkı gibi aynı şekilde namazını kılacaktır. Yine batı ülkelerinden birisine giderse, gittiği memlekete göre orucunu tutacak( gün uzasa da ) namazını kılacak.



Soru 3- Oruçlu iken göze merhem sürmek veya damla damlatmak caiz midir?

Cevap: Oruçlu olan kimse göze merhem sürebildiği gibi damla da damlatabilir. Bunun için hiç bir mani yoktur. Fakat burna damla damlatmak, hiç şüphe yok ki orucu bozar.



Soru 4- Ramazan-ı Şerifte lokanta ve meşrubat yerlerini açıp çalıştırmak caiz midir?

Cevap: Ramazan-ı Şerif Müslümanların en mukaddes ayıdır. Bu ay, her müminin hürmet etmesi icab eden bir aydır. Hatta bir kimse yolculuk gibi bir halde olursa halkın gözü önünde yemek yememesi icab eder. Ramazan-ı Şerifte lokanta açıldığı takdir de yolcu veya loğusa halinde olan kimseler yiyebilecekleri gibi mazereti olmayan kimseler de yiyebilirler ve bu sebeple mazereti olmayan kimselere yemek yedirmek süretiyle lokanta sahibi ile orada çalışan işçiler günaha girmiş olurlar. Ancak çocuklara yemek satmak veya iftar yemeğini hazırlamak ve oruç tutmakla mükellef olmayanlar için lokanta açıp çalıştırmanın bir mahsuru yoktur.



Soru 5- Bir kimse vaktin gece olduğunu zan edip sahur yemeğini yer, bilehare fecirden sonra yemek yediğinin farkına varırsa orucuna bir helal gelir mi?

Cevap: Vaktin gece olduğunu zan edip sahur yemeğini yer, bilehare fecirden sonra yemek yediğinin farkına varırsa orucu bozulur. Ancak yaptığı işte kasıt olmadığı için günah sayılmaz. Orucunu gününe gün kaza eder.



Soru 6- Oruçlu olan kimsenin, abdest esnasın da ağzına su verirken boğazına su kaçarsa orucu bozulur mu?

Cevap: Oruçlu olan kimsenin abdest esnasında ağzına su verirken boğazına su kaçarsa; oruçlu olduğunu hatırlamadan ağzına su almışsa ittifakla orucu bozulmaz. Oruçlu olduğunu hatırladığı takdirde ağzına su verirse Hanefi mezhebine göre orucu bozulur. Bilehare bir gün kaza etmek zorundadır.


Soru 7- Ramazan-ı Şerifte hasta olan kimse oruç tutmayabilir. Kuran-ı Kerim, hasta ve yolcu olan kimselere oruç tutmama ruhsatını vermiştir. Fakat oruç tutmamayı mubah kılan hastalığın ölçüsü nedir?

Cevap: Oruç tutmamayı mubah kılan hastalığın ölçüsünü fakihlerimiz şu şekilde beyan etmiştir.
1- Oruç tutmakla hasta olan kimsenin çok sıkıntı çekmesi
2- Oruçtan dolayı ölüm tehlikesinin bulunması
3- Oruçtan dolayı hastalığın artması veya şifanın gecikmesi
Bugün güvenilir doktorların beyanına göre oruç tutmamayı mubah kılan hastalıkların bazıları şunlardır:
1- Son safhada bulunan kalp hastalığı
2- Verem ve ciğer iltahabı hastalığı
3- Kanser hastalığı
4- Şiddetli böbrek iltahabı
5- İdrar yollarında iltahapla birlikte taşın bulunması
6- İleri safhada damar sertliği
7- Mide veya bağırsaklarda ülserin bulunması8- İleri safhada şeker hastalığı

şehvar 3

09 Eylül, 2007

şehvar'ın 18. sayısı

Bismillahirrahmanirrahim
Hamd, Allah’a Selam, tüm peygamberlere










Hamd, O Allah’a mahsustur ki, şeytanın hilelerini kullarından uzaklaştırmak suretiyle onlara olan minnetini büyütmüştür. Orucu, dostları için kale ve kalkan yapmak süretiyle şeytanın umduğunu red ve zannını boşa çıkarmıştır. O Allah ki dostları için, orucun hürmetine cennetin kapılarını açmıştır.

O, Allah ki, kullarına peygamber gönderip Kitab’ı indirmiştir. O kitap ki hakkın da ‘Ona ne önünden, ne ardından (hiçbir süretle) batıl yaklaşamaz, o herkes tarafından öğülen ve hikmet sahibi olan Allah tarafından indirilmedir’(Fussılet/42) ayeti varid olmuştur. Öyle ki: ondaki kıssa ve haberler sayesinde düşünenler için ibret yolu oldukça genişlemiştir. Yine o kitap da tafsilatıyla beyan edilen ahkam sayesinde dosdoğru yola nasıl gidileceği, herkese bariz bir şekilde görünmüştür. O kitap helal ile haramı ayırdı. Bu bakımdan o kitap ziya ve nurdur. O kitabın sayesinde insanoğlu gururundan kurtulur. O kitap da kalb(in manevi) hastalıklarının şifası vardır. O kitaba muhalefet eden her hangi bir kaynaktan ilim arayanları, Allah Teala delalete götürür. O kitap Allah’ın kopmaz ipidir, apaçık nurdur. En sağlam kulpu ve insanı hedefine yetiştirici en sağlam tutanağıdır. O kitap azı-çoğu, küçüğü-büyüğü, kısacası bütün hakikatı kendin de toplayan bir kitaptır. O kitabın içindeki hikmetler bitmez ve tükenmez…
Onunla söyleyen , doğru söylemiştir. Ona yapışan, hidayete ermiştir. Onunla amel eden, zaferi elde etmiştir. Nitekim Allah Teala Kuran-ı Kerim de şöyle buyurmaktadır: ‘ hiç kuşkusuz Kuran’ı biz indirdik ve muhakkak ki onu biz koruyacağız’.(hicr/9)
Kalpler de ve Mushaflar da korunmasının sebeplerinden birisi de, devamlı okumak, adabı ve şartlarına riayet ederek tedkikine devam etmek, ondaki zahiri adabı ve batıni amelleri muhafaza etmektir.




**********



Mesneviden

-Bu namaz da, oruç da, hac da, Allah yolunda savaş da hep insanın ezeldeki sözleşme inancının şahitleridir.
-Zekat vermek, dostlara armağanlar sunmak, hasetten vazgeçmek, içteki gizli şeye, ezel sırrına şahitlik etmektir.
-Misafir davet etmek, doyurmak, iyiliklerde, ihsanlarda bulunmak; “Ey büyükler, biz de sizin gibi doğru dürüst müslümanız, biz de Allah’ımıza verdiğimiz sözde duruyoruz, biz de sizin gibi iç temizliğimizi belirtiyoruz.” demektir.
-Hediyeler, armağanlar, bir şeyler sunuşlar kime veriliyor ve sunuluyorsa ona; “Ben de seninleyim seni seviyorum.” diye şahitlikten ibarettir.
-Bir kimse mal ile, başka türlü bir vasıta ile hayra çalışsa, o çalışma; “İçimde, gönlümde cömertlik ve iyilik severlik cevheri vardır.” demektir.
-Benim içimde, takva ile cömertlikten ibaret bir cevherim vardır ki, bu zekat ve bu orucun ikisi de ona şahittir.
-O oruç der ki: “Allah’ım, bu kişi helal lokmayı bile senin emrine uyarak yemedi. Susuzken su içmedi, bu kişi nasıl olur da harama et atar?”
-Verdiği zekat der ki: “O çok sevdiği kendi malından ayrıldı, yoksula verdi. Bu adam, eline fırsat düşünce nasıl olur da hırsızlık yapar?”
-Fakat bu işleri, bu iyilikleri, gösteriş için, insanları aldatmak için yapıyorsa, o iki şahit, Hakk’ın ilahi adalet mahkemesine kabul edilmezler.





Evlerimize bolluk ve bereketin aktığı, kalplerimizde maneviyatın coştuğu Rahmet ayı Ramazan’a ulaştık, Allah’ın izni ile. Gündüzünde ve gecesinde ayrı ayrı feyz olan bu berekli aydan inşallah hakkı ile nasiplene biliriz. Rabbim hepimizin ibadetlerini kabul ve makbul eylesin. Amin. Derginin bu sayısını genel olarak Ramazan ve oruç’a ayırdım. İlk sayfada İhyadan ve Mesneviden alıntılar. İkinci sayfada Mustafa İslamoğlu’na ait bir yazı, üçüncü sayfada Halil Güvenç hoca, diğer sayfalarda da inşallah ilginizi çekecek yazılar bulacaksınız…. Allah’a emanet olun. Evvel Ahir Selamlar

şehvar 1

05 Ağustos, 2007

Gidiyorum

kısmet olursa salı günü trabzon'a uçuyorum. bir süreliğine yokum İstanbul da, ne zaman dönerim bilmiyorum. aslında böyle bişey hiç niyetimde yoktu, halam aramış(ben ev de yoktum) illa gelsin demiş. güzel halam beni hep çağırır, ankara'ya bodrum'a. en çok da ısrarlı bir şekilde bodrum'a çağırır ama ben gitmem, şimdi buraya da gitmessem ayıp olacak. yaşı bizden büyük olanların gönlünü "hoş" etmek lazım.. gidelim bakalım neler görücez. dönüşte anlatırım belki..

dergimizin 18. sayısı yaz dolayısı ile biraz daha geç çıkacak. hem okuyucuların büyük bir kısmı yazlık vs. hem şimdi ben de yokum. kısmet artık bakalım... Allah'a emanet olun Baki Selam

delikız

21 Haziran, 2007

-Kırkambar-

Bir bardak suya okuyup üfleme yapıldığında dudak bükenlere…

Japon Bilim adamı Prof.Dr.Masaru Emoto’nun su üzerine yaptığı bir araştırma son derece ilginç yeni bilgiler sunuyor bize.. “Su, cansız bir madde değil; canlı ve duyguları algılayan kristallerden oluşmaktadır. Su çevresinden pozitif ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir.”diyor Prof.Emoto. (Masaru Emoto/ Suyun gizli mesajı)Çekilen kristal fotoğraflarında suyun verdiği mesaj çok açık; Su, ne kadar sevgi, duygu ve ahenk dolu söz ve musiki ile karşılaşırsa; altıgen kristal yapısı da o kadar güzel ve düzgün olmaktadır. Mesela çekilen fotoğrafların birinde suyun yanında “şeytan” dendiğinde, kristaller kaotik bir biçime girerken, diğerinde de güzel sözlerle dua edildiğinde, suda, berrak ve estetik yapısı ile mükemmel bir altıgen ortaya çıkıyor.




Emoto, araştırmasıyla suyun sadece hafızasının ve bilgi taşıyıcı özelliğinin olmadığını, aynı zamanda kainatın dilini ve gerçek sevgi titreşimini de yansıttığını ispatlamaktadır. Mesela iki kavanozun içine haşlanmış pirinç konuyor. Birine “teşekkür” , diğerine “aptal” yazılıyor. Bir ay boyunca bu sözler bu şişelere söyleniyor. Netice çok enteresan: “Aptal” denen kavanozun içindeki pirinçler siyahlaşıyor ve kavanozdan çok kötü koku çıkıyor. Diğerinde ise; pirinç beyaz kalıp, hoş bir koku yayılıyor. Bu da gösteriyor ki, kötü ve iyi sözler, su ve pirincin üzerinde tesirli oluyor. Öyleyse Allah’ın nimet ve ihsanlarına karşı, zikir, fikir ve şükür vesilemizi hiç unutmamamız gerekiyor. Bilhassa Bismillahirrahmanirrahim ile Elhamdülillah gibi son derece basit ve etkili duaları hiç unutmamalıyız.. www.oznurcolakoglu.com suyun gizli mesajı

Not:Peygamberimiz as. rahatsızlanınca kendisini okuyup üflüyor ve meshediyordu. Hz. Aişe: “bizden herhangi biri hasta oldu mu, Resulullah sağ eli ile onu mesheder ve dua ederdi… Peygamberimiz: ‘Rukye de beis yok. Yeter ki, şirke gitmesin’ demiştir.(rukye:okuyup üfleme)




Besmeleli etin ne farkı var?

Bilim adamları, hayvan kesimi sırasında dinen getirilmesi zaruri olan ‘Bismillah, Allahuekber’ sözünün kesilen etler üzerinde herhangi bir etkisi olup olmadığını araştırınca şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşıyorlar.
Şam Üniversitesi Eczacılık Fakültesiden Prof. Halid Halave, laboratuvar ortamında yapılan deneylerde, besmelesiz kesilen sığır, küçük baş ve kuşların et dokularında pıhtılaşmış kan, çoğalmaya müsait bakteri ve mikroplar testip edilirken, besmele ile kesilen hayvan et dokuların da ise kan, mikrop ve bakterilere rastlanmadığını ifade etmiştir.
Aynı Üniversitenin Veteriner Fakültesi et sağlılığı bölümü profesörlerinden Fuad Nima; ‘dünyanın bir çok ülkesinde uygulanan, hayvanların uyuşturularak öldürülmesi işlemi sırasında kanın vücut’ta kalması, bu tür etlerin daha çabuk bozulmasına neden oluyor. Halbuki, kesim anında çekilen besmele ve tekbirin, hayvana yaptığı tesir ve heyecanın, hayvan organ ve adalelerinde meydana getirdiği hareketin kanın azami miktarda dışarıya atılmasına yol açtığını ve hayvanların daha az eziyet çektiğini tespit ettiklerini belirtiyor. İnancımıza göre, Allah’ın haram veya helal kıldıkların da illa bir hikmet aramak gerekmez. Fakat insanlığın bugüne kadar edindiği temel tecrübe, Allah’ın emir ve yasaklarında bildiğimiz veya bilmediğimiz hikmetler olduğudur. Bilim geliştikçe, Allah’ın bizler için hazırladığı nimet ve hikmetleri anlamak daha da kolaylaşıyor.
şehvar 6

Faydalı Kısa Bilgiler /1

-Faydalı Kısa Bilgiler- /1

Misvağın faydalarını şöyle sıralayabiliriz:
· Selülozun fiziki etkisi dişleri temizler.· Uçucu yağlar ve selüloz dişleri beyazlatır.
· Kokulu reçine içerdiği için nefesin güzel kokmasını sağlar.
· NaCl ve KCl'ün ödemi dışarı çekmesi, diş eti iltihaplarını iyileştirir.
· Uçucu yağlar kabızlığı giderir.
· Psikolojik etkileriyle siniri teskin eder.
· İştahı açar.
· Kaynatılarak suyunun içilmesinin basur hastalığına iyi geldiği tesbit edilmiştir.Ayrıca misvağın, hazmı kolaylaştırıcı, gözü kuvvetlendirici ve baş ağrılarını sakinleştirici özellikleri de vardır.Oysa diş fırçasının kolay taşınmaması, kullanma ve temizleme zorluğu, yutulan kılların misvağın aksine iltihaplanmalara, hatta apandisite sebebiyet vermesi gibi dezavantajları düşünülürse, misvağın ağız ve diş sağlığındaki yeri daha iyi anlaşılacaktır.

Her hayrın başı Besmeledir !
Her hayırlı işe Bismillahirrahmanirrahim ile başlanır.
Sonunda da Elhamdülillah denir.
Sevgili Peygamberimiz: “Bir işe besmele ile başlanılmaz sonunda da Elhamdülillah denmezse o işte hayır olmaz”buyurmuştur. Çünkü besmele çekerek kul ile Allah arasındaki gerçek alâka kurulmuş olur.
Nerelerde besmele çekilir veya çekilmez bir kaç misal verelim:
.Yemek yemeğe, abdest almaya ve hayırlı işe başlarken besmele çekmek sünnettir.
. Tuvalete girerken besmele çekmek mekruhtur.
. Haram olan birşeyi yapmaya başlarken besmele çekmek haramdır.
Selam Verme Adabı:
Müslümanlar birbirleri ile karşılaşınca selamlaşır ve tokalaşır.
Selam vermek sünnet, verilen selamı almak farzdır.
1. İslam’ın emrettiği selamı unutma.
2. Tanıdığın veya tanımadığın Müslümanlarla karşılaştığın zaman selam vermeyi ihmal etme.
3. Selam verme şekli şöyle:
a) Binek üzerinde olan yürüyene,
b) Yürüyen oturana,
c) Az kişiler çok kişilere,
d) Küçükler büyüklere selam verirler.
4. Verilen selama onun misliyle veya ondan daha güzel bir şekilde cevap ver.
5. Konuşmadan önce selam ver.
Peygamberimiz bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Kim selamdan önce konuşmaya başlarsa ona cevap vermeyin”
Konuşma Adabı:
Şahsımıza karşı vazifelerimizden biri de dilimizi terbiye ve islah etmektir. İnsan iyi ve kötü bir çok şeyi dilinden bulur. Birçok insan dili sebebiyle en büyük musibetlere uğramışlardır. İnsanları cehenneme sürükleyip götüren de dilleridir.
1. Söylediği sözün nereye varacağını, düşünmek.
2. Dünya ve ahiret için faydası olmayan sözleri söylememek.
3. Sözleriyle kimsenin gönlünü kırmamak.
4. Musibet ve felaket getireceğinden korktuğu şeyi söylememek.
5. Konuşurken başkasının sözünü kesmemek.
6. Bir insanı över veya yererken aşırı gitmemek.
7. Büyüklerin yanında yüksek sesle konuşmamak.
8. Boşboğazlık, gevezelik etmemek.
9. Söylerken ağzını eğip büzmemek, avurt çatlatmamak, ustalık, bilgiçlik satmamak.
10. Konuşurken karşısındakini hiçe sayarak ukalalık yapmamak, onun sözlerinde ayıp ve kusur aramamak.
11. Dilini lanete, küfüre ve kaba konuşmaya alıştırmamak.
12. Kendisine verilmiş bir sırrı başkasına söylememek.
13. Yalan yere bir söz vermemek, yapamayacağı bir şeyi söylememek.
14. Yalan söylemekten, yeminden, gıybet etmekten, koğuculuktan sakınmak.
15. Başkalarıyla alay etmemek, kimseye kötü bir ad takmamak.
şehvar 4

Peygamber Efendimizin(a.s)in Sünnet-i Seniyesi /1

1. Hayırlı işlerde sağı, diğer işlerde solu kullanmak.
2. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
3. Yemeğe besmele ile başlamak, Allah’ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.
4.Yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.
5. Yerde bir sofra bezinin üstünde yemek. İhtiyaç olduğu takdirde masada da yenilebilir.
6. Yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak.
7. Acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.
8. Tabağa az yemek koydurtup artık bırakmamak.
9. Sofrada sağ dizi dikip, sol dizi yere yatırmak.
10. Saf ipek ve saf altın ümmet-i Muhammed’in erkeklerine yasak kılınmıştır.
11. Selamı yaymak. Selam, kelamdan önce gelir.
12. Eve girince ilk söz ev halkına selam vermek olmalıdır.
13. Selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada bulunmak.
14. Musafaha ile birlikte, hürmet, samimiyet ve şefkate vesile olan kucaklaşmalar yapılabilir. Süfli hisleri uyandıracak sarılmalar caiz değildir.
15. Musafahada önce eli uzatan çekmelidir. Biz çekersek buluşmadan memnuniyetsizlik manası çıkabilir.
16. İlmiyle amil din adamları ile adil devlet başkanlarının eli öpülür, beşeri hisleri yok olmuş yaşlı hanımlara selam verilebilir, gerekirse eli de öpülebilir. Yeter ki fitneye sebep olmasın.
17. Hediyeleşmek ve gelen hediyeye aynıyla veya daha güzeliyle karşılık vermek.
18. Az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. Mütebessim olmak.
19. Çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak.
20. Tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. Çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek.
21. Konuşmaya Allah’ın adıyla başlamak ve Allah’ın adıyla bitirmek.
22. Nefsi ve dünyalık bir şey için öfkelenmemek. Bir hak zayi olduğunda ve uhrevi meselelerde, Allah ve din hakkı için öfkelenmek.
23. Doğru sözle şaka ve mizah yapmak.
24. Boş işler (malayani) ile iştigal etmemek.
25. Uyku için yatınca önce sağ tarafına yatmak, sağ yanağını sağ avucunun içine koymak ve o günün muhasebesini yapmak.
26. Yüzükoyun yatmamak.
27. Yatağa girdiğinde avuçları açık olarak birleştirerek İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyup avucunun içine üfleyip sonra bütün vücudunu sıvazlamak, bunu üç defa tekrarlamak.

şehvar 3

Hz. Peygamber (s.a.v.) En Büyük Nimetlerden Birisidir

Hz. Peygamber (sav) Efendimiz, en büyük nimetlerden birisidir
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Cenab-ı Hakk’ın insanlara bahşettiği en büyük nimetlerinden birisidir. Çünkü ALLAH, O’nu bir ümmete ve millete değil, bütün insanlığa, “Bir şâhid, bir müjdeci ve korkutucu ve ALLAH’a O’nun emri ile bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak” göndermiştir. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Andolsun ki içlerinden, kendilerine ALLAH’ın ayetlerini okuyan, kötülüklerden ve inkârdan kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle ALLAH, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Âl-i İmran Süresi: 164) Yüce Rabbimiz, kendimizden, bize bizden daha çok acıyan, saadetimize çalışan Resulullah (S.A.V.) Efendimizi göndermekle, bize en büyük lütufda bulunmuştur.
O Peygamber ki, bize doğru yolu gösterdi. Putlara tapmanın, ALLAH’a şirk koşmanın, ALLAH’a yapılacak ta’zimi yaratıklara, canlı ve cansız varlıklara yapmanın sapıklık olduğunu bildirdi.
O Peygamber ki, bize, hidayet rehberi olan, bizi karanlıktan aydınlığa, hurafattan hakikate, vahşetten medeniyyete, esaretten hürriyete, cehaletten ilme kavuşturan Kur’an-ı Kerim’i öğretti.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bütün kemal ve güzellikleri kendisinde toplamış, ahlak ve fazilet örneği mübarek ve muhterem bir şahsiyettir.
O’ndan önce ve sonra da böyle bir kimse gelmemiş ve gelmeyecektir. İslam dininin kısa zamanda cihanşumûl bir din haline gelmesi ve gönüllere taht kurması, onu tebliğ eden peygamberin ne yüksek ahlaka sahip olduğunu gösterir. Bütün insanlık O’nun yolunda gitmedikçe istenen huzur ve selamete erişemeyecektir.
O’nun için gerek ferd ve gerekse cemiyet olarak huzur, barış ve selamet istiyorsak O’nun yoluna toptan girmeli, O’nun izinde gitmeli ve neslimize bunu aşılamalıyız. Çünkü gerçek mutluluk O’nun yolundadır.
İşte bizler, ferdi ve ailevi hayatımızda, içtimai münasebetlerimizde Rabbimizin seçtiği bu şanlı Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin önderliğinde yaşamakla mükellefiz. Mü’min olarak yaşamak, Müslüman olarak can vermek isteyecek her ferdin yegane hayat önderi Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizdir. O’na iman bunu gerektirir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizi hayatımızın her noktasında kendimize örnek edinmeliyiz. O’nu örnek almak: O’nun getirdiği inanç sistemine sahip çıkmak ve hayatımıza tatbik etmemizle mümkün olacaktır. Bildiğiniz gibi O yaşayan bir Kur’an-ı Kerim’di. O’nun getirdiği değerleri tatbik edenler Kur’an-ı Kerim’in emirlerini yerine getiriyor anlamıyla eşdeğerdir.
İnsanlığın her zaman ve mekanda Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin tebliğ ettiği ilahi mesaja ve bu mesajın hayata geçi geçirilmiş şekli olan O’nun sünnetine ihtiyacı vardır. Çünkü İslam, sadece Kur’an-ı Kerim’den ibaret değildir. O, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin şahsında açıklanmış, hayata geçirilmiş ve bizzat O’nun öncülüğünde kurumlaşmış bir dindir. ALLAH Resûlü, bir taraftan Kur’an-ı Kerim’i tebliğ etmiş, bir taraftan O’nu açıklamış ve uygulamaya koymuş, diğer taraftan da Kur’an-ı Kerim’in değinmediği konularda tamamlayıcı rol üstlenmiştir. Bu açıdan, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin ve dolayısıyla sünnetin dinde önemli bir yeri vardır. O’nun bu konumu, Kur’an-ı Kerim’de çeşitli açılardan dile getirilmiştir. Buna göre; bazen Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize mutlak itaat etmeyi, O’na karşı çıkmamayı, O’nun verdiği hükümlere boyun eğmeyi emreden, bazen O’nun Kur’an-ı Kerim’i açıklamakla yükümlü olduğunu bildiren, bazen haram ve helal kılma yetkisine sahip olduğunu belirten, bazen de müslümanların uyması gereken güzel bir örnek olduğunu gösteren ayet-i kerimelerin Kur’an-ı Kerim’de yer aldığı görülür.
Kur’an-ı Kerim’de yer alan bu ayet-i kerimeler açıkça gösteriyor ki, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz olmadan, Kur’an-ı Kerim’i anlamak, dini tam olarak uygulamak mümkün değildir. Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’i açıklama ve yürürlüğe koyma yetkisini Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize tanımak ya da tanımamak, insanlara değil, yalnızca ALLAH’a ait bir yetkidir. Bu yetkiyi, Peygamberine bizzat Cenab-ı Hak tanımıştır.
Bu bakımdan şu veya bu gerekçelerle sünneti reddedip, İslam’ın sadece Kur’an-ı Kerim’le anlaşılması gerektiğini savunanların iddiası dün olduğu gibi, bugün de önyargılı ve gayrı samimi bir anlayışın ürünü olmaktan öteye geçemez. Şurası muhakkak ki, bir müslüman için, dini ve dünyevi ayrımı gözetmeksizin Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin örnekliği kaçınılmazdır. O’nun gönderiliş gayesi, kendisine verilmiş olan risalet görevinin insanlığa ulaştırılması ve bu amaç doğrultusunda bir toplumsal yapının kurulmasıdır. Bu amaçla söylediği sözler ve yaptığı uygulamalar, kimi zaman farz, kimi zaman haram, kimi zaman müstehab, kimi zaman da mübah diye nitelendirilen hükümlere kaynaklık etmektedir. Bu durum, Kur’an-ı Kerim’in buyrukları doğrultusunda, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize itaatin ve O’nu örnek edinmenin bir gereğidir.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin sünnetini bir kenara bırakarak İslam’ı kamil manada yaşamak mümkün değildir. Sünnet İslam’ın vazgeçilmez bir unsurudur. Eğer sünneti bir kenara bırakırsanız, Kur’an-ı Kerim’in bir çok ayetini tatbik edemezsiniz. Kur’an-ı Kerim’i en iyi anlayan ve hayatına tatbik eden Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizdir. O’nun fiil ve davranışlarında verilen mesajları bizler hayatımıza şiar edinir ve uygularsak, Kur’an-ı Kerim’i hayatımıza tatbik etmiş oluruz. Bu sebeple Sünnetin dışında bir İslam düşünmek mümkün değildir.
Mehmet Talü/ Milligazete
şehvar 2

Şehvar'ın 17. sayısı

Bismillahirrahmanirrahim
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a, Selam, son peygamber’e ve O’nun sevdikleri üzerine olsun



Çocuğumuz nerede okursa okusun, şu bilgileri yavrularımıza ezberletelim, ezberleyelim:

Rabbimiz, Allah
Dinimiz, İslam
Kitabımız, Kur’an-ı Kerim
Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selem
Kıblemiz, Kabe
Adem (as.)in neslindeniz
İbrahim(as.)ın milletindeniz
Bütün insanlarla kardeşiz
Kalu bela’dan beri müslümanız. (‘kalu bela’ şuna derler ki, Allah bütün ruhları yarattı. Ve “ Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sordu. İman eden ruhlarda “kalu bela: dedi ki evet, (sen bizim Rabbimizsin)” dediler. İşte o günden beri Müslümanız.
Sözlerin en güzeline uyanlardanız.
İçini Hak için, dışını halk için süsleyenlerdeniz.
İtikatta, Ehlisünnet ve’l-cemaat meshebindeniz.
Kitabimiz, sözlerin en güzeli, kalbimizin kandili, aklımızın delili, gönlümüzün baharı, gözümüzün nuru, kulağımızın nağmesi, dilimizin zikri olan Kur’an-ı Kerimdir.
Bize öğütler veren, öğüdünü tutanların şanını yücelten, arkadan gelenlere doğru bir ün bırakan, dilimizin zikri Kur’an-ı Kerim.
Ana sütü gibi, okuyanın yaşına, kültürüne, anlayışına uygun gıdalar veren, her türlü derdine dermen olan Kur’an-ı Kerim.
Ve her çağın kitabı olan Kur’an-ı Kerim, bizim kitabımız, sizin kitabınız ve bütün insanlığın kitabıdır. Özetle: Hak’kın halka hitabı olan Kur’an-ı Kerim.

İslam beş şey üzerine kuruludur

1-Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, Hz. Mumahmed(s.a.v.) Efendimizin O’nun Peygaberi olduğuna şehadet etmek.
2-Namazı dosdoğru kılmak.
3-Oruç tutmak.
4-Zekat vermek.
5-Hacca gitmek.

İmanın şartı altıdır:

1-Allah’a iman
Allah vardır, birdir, eşi ve benzeri yoktur.
2-Meleklere iman
Melekler; yemeyen, içmeyen, erkek ve dişi olmayan, Allah’ın emrettiğini yerine getiren, nurdan yaratılmış varlıklardır. Cebrail, Mikail, İsrafil, ve Azrail (a.s) büyük meleklerdir.
3-Kitaplara iman
Allah’ın, peygamberlerine indirdiği yüz dört kitap vardır. Dördü büyük kitap, yüzü sahifedir. Dört büyük kitaptan Tevrat Hz. Musa (a.s)a, Zebur Hz. Davud (a.s)a, İncil Hz. İsa (a.s)a, Kur’an-ı Kerim Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)Efendimize indirildi. Yüz sahifenin on sahifesi Hz. Adem (a.s)a, elli sahife Hz. Şit (a.s)a, otuzu Hz. İdris (a.s)a, on sahife de Hz. İbrahim (a.s)a indirildi.
4-Peygamberlere iman
Allah Teala’nın, dinini kullarına bildirmek için görevlendirdiği insanlara peygamber denir. Peygamberlerin:
a-Sıdk: doğruluk
b-Emanet: güvenilirlik
c-Fetanet: kuvvetli bir akıl
d-İsmet: günahlardan korunmak.
e-Tebliğ: kendine gelen dini olduğu gibi tebliğ etme, sıtafları vardır.
5-Ahirete iman.
6-Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman. Mehmet Talü Hoca ile dini meselelerimiz bülteni


Dergimizin 17. sayısını Allah’ın izni ile hazırladım. Büyükler ve küçükler için, bilinmesi ve unutulmaması gereken faydalı konular seçmeye çalıştım. Rabbim hepimize öğrendiklerimizle amel etmeyi nasip etsin inşallah.
Dergimiz hakkında önerilerinizi her zaman iletebilirsiniz. Halamın oğlu Nuri ağabeymin dergi hakkında benden iki isteği vardı. Biri dergide bana ait olan bir yazı, ikincisi görsellik. Görsellik için bir adım attık. İnşallah diğer isteğini de yerine getirebilirim, hayırlısı ile.
Bu arada dergimizin internet sayfası olmasına vesile olan ve siteyi hazırlayan kardeşim Cüneyt’e de, biraz geç kalmış olan teşekkürü bir borç bilirim. Şu anda asker ocağında olan kardeşime, Allah kolaylık versin, hayırlısı ile dönmeyi ona ve bütün kardeşlerime nasip etsin…. Allah’a emanet olun. Baki Selam
Not: Beşinci sayfadaki yazı biraz uzundu, hepsinin sığması için yazı karakterini küçültmek zorunda kaldım.

şehvar 1

19 Haziran, 2007

selam

Dergimin yeni sayısı hazır sayılır. dağıtım işine başladığım da dergimizi internet'te okuya bilirsiniz. kısmet olursa çarçamba günü inşallah karşınız da olur